"Toplum bizi Türkiye’nin sütçüsü payesiyle onurlandırdı. Bu nedenle de Türkiye’nin her yerinde olmamız, sütün en tazesini en doğru biçimde tüketiciye ulaştırıp, ülkemizin sütçülüğünü geliştirmemiz lazım.
2012 yılına kadar ülkemiz sütçülüğüne doğrudan katkıda bulunacak projelerimiz var. Karacabey’de, Orta Anadolu’da ve iki ayrı projeyle daha ’Sütçülük Projelerimizi’ hayata geçireceğiz. Bu merkezler okul, model çiftliği, süt fabrikası ve yem fabrikasıyla sektöre her türlü teknik desteği verecek. Ayrıca yatırım alanlarımızı ülkemizle de sınırlamıyor ve komşu ülkelerle ticaretin geliştirilmesi için fırsatları da araştırıyoruz. Dünya piyasalarında süt ve ara malları fiyatlarında bizim de rekabet edeceğimiz fiyat seviyelerine geldiğinden, vizyonumuzu giderek farklılaştırıyoruz. Her Türk işadamı bu anlayışı benimsemeli ve bir sanayi kolunun sahipliğini üstlenerek ihracatçısı olmalı."
Sütaş AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz da Sütaş’ın doğduğu Karacabey’de doğmuş. "Tüm yaşam biçimime ve iş anlayışıma yansıdı." dediği Galatasaray Lisesi mezuniyeti sonrası, babasının işe yakın olsun hem okusun hem de çalışsın düşüncesiyle Uludağ Üniversitesi İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nde okumuş. 1989’da 32 yaşındayken Sütaş Genel müdürlüğüne getirilen Yılmaz, 2005’te babasının vefatına kadar bu görevde kalmış. Yılmaz, Galatasaraylı olmasını babasına bağlıyor: "O yıllarda Karacabey’den İstanbul’a en fazla bir iki çocuk Galatasaray için gelmiştir. Saz bir kulübede doğan babamın eğitimime gösterdiği dikkat ve vizyon onun işe bakışını da yansıtır."
Sütaş’ın kurucusu Sadık Yılmaz, çok heyecanlı bir girişimci ve demokrat bir insandır. Çevresinde yetki alabileceklerin önünü açan, destek olan birisidir. Muharrem Yılmaz’ın yeteneklerini de sıklıkla sınar. Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, babasıyla birlikte çalıştığı o günleri şöyle anımsıyor: "Ben oğuldum ama her zaman için çok çetin sınavlardan geçtim. Bu sınavlardan geçmeden de yetki almam mümkün değildi. Başkalarıyla kıyaslandığında, benim sınavlarım daha da zordu. Ancak bunların farkına hiçbir zaman varamadım. Kişiliğimin şekillenmeye başladığı dönemlerde, zaten işin içine girmiştim. İşte bu bahsettiğim sınavlar da bu dönemlerde oldu. Yetkilerimi kazandım sandım. Eminim babam böyle durumlarda, bana gizliden gizliye hep gülmüştür." Görünüyor ki, Sütaş’taki değerlerin temeli çok eskilerde atılmış.
Peki, kurumun ilk 5 temel kurumsal değeri nedir desem, acaba Muharrem Yılmaz neler söyler? Biz, işe ilk başlayan arkadaşlara, 15-20 bin litrelik sütler, tankerlerle geliyor ama bu büyüklüğün damla damla üretildiğini, toplandığını hayal etmelerini söylüyoruz. Buna çok saygı göstermemiz gerektiğini, israf edilmemesi gerektiğini anlatıyoruz. Bu sorumluluklarına, sevgilerini katmaları gerektiğini her fırsatta tekrarlıyoruz. Çalışanlarımıza her ay ürettiklerinden hazırlanmış bir paketi aileleriyle tüketmeleri için hediye ediyoruz. Ailelerinin tüketeceği kalitede bir ürün üretmeleri gerektiğini dolaylı yoldan da anlatıyor ve üretimimizi paylaşıyoruz. En büyük servetimizin, tüketicinin itibarı olduğunu da biliyoruz. Türkiye’nin her bir yanına yayılmış dağıtım ve toplayıcı ağımız var. Toplumsal bakış açısı düsturumuz ise iyi insanlardan kurulu bir ekip olmak."
Damla damla toplanan sütün üretim süreci de çok meşakkatli. Muharrem Yılmaz, hem bu sebeple hem de sütün kıymetini bilmesinden kaynaklanan nedenlerle israfı sevmiyor. Onu en çok kızdıranın ne olduğunu sorduğumda ise "Beni en çok aklın israfı kızdırır." diyor.
Akıl israfı ile ne demek istiyorsunuz? Çok büyük bir nimetin sahibiyiz. Böylesi önemli olan aklın, israf edilmesi beni çok kızdırır. Tembellik, aklını kullanmamak, geliştirmemek, ihtiyaç olan bilgiyi alıp yoğurup ancak olgunlukla davranmamak beni çok üzer." diyor.
Yılmaz akıl ürününe önem verenlerden, öyleyse kolay bir yönetici değildir diye düşünüyorum. "Peki, sizinle çalışmak kolay mıdır, zor mudur? Tanıyana kadar" diyor ve "Detaycılığım, sorgulamadaki enerjim zor gelebilir. Herkesin fikrine çok değer veririm. Katiyen kerameti kendimde saklı demem. Karşımdakinin fikrini de alırım. Doğru karar vermeye giden yolda etrafımdakilerin kapasitelerini zorlarım."
Kurucu baba Sadık Yılmaz öyle heyecanlı bir girişimcidir ki, bazen Muharrem Yılmaz ile yer değiştirmeleri gerektiği konusunda espri yaparlar. "Ben onu frenlemek isterdim. Bende olması gereken heyecanla hareket ettiğini söylerdi. Ben de ’Sen babasın!’ hatırlatmasını yapardım. Onun heyecanını dengelemeye çalışırken, benim de vizyonumun sınırları genişledi. Hiçbir zaman ’Var olanla, var olanı koru’ mantığıyla yetiştirilmedik. Genellikle ebeveynler bir servet yaptılarsa, evlatlarının onu geriye götürmeden, ileriye götürmelerini ama temkinli olmalarını isterler. Bizde gözü kara olan babam olunca, bu anlamda bir sınırlama hiç olmadı." diyen Muharrem Yılmaz babasının girişimci yanına vurgu yapıyor. ’Türkiye’nin sütçüsü’ denecek kadar toplum tarafından benimsenen Sütaş’ta geçmişten gelen değerlerle, bugün üstüne eklenenler bir arada yaşıyor. Muharrem Yılmaz bunu şöyle açıklıyor: "Yaşadığımız coğrafyada, atalarımızın gelip geçtiği yerde, yani Anadolu’da insanlığın temel değerlerinin oluştuğu birçok farklı kültür bir arada yaşamış ve birlikte değişmişler. Zaten bir hedefin dededen toruna devam edebilmesi için, hayat biçiminin, var oluş mücadelesinin çok yalın değerlerle paylaşılmış olması lazım. İşte biz bu değerlerle oluşturduğumuz duyguları tüketiciye hissettirdik diye düşünüyorum. Bunun tüketici tarafından hissedilmesini de sağlamaya çalıştık. Böylelikle Sütaş sevilen bir marka haline geldi."
Bugün sevilen marka olmasının gerisinde tüketiciyle kurulan iletişim ve duygusal bağ var Sütaş’ın. Peki, ya bundan sonrasında neler olacak, neler yapılacak? Yolumuz belli. Bahsettiğim değerlerin başında bize maddi hayatın emanet olduğu öğretildi. Aldığımız sorumluluk bilinciyle, emanetimizi geleceğe taşımaya çalışıyoruz. Bu, çok büyük bir sorumluluk. Malik olduğumuzu emanet gibi görmek ve bu kaynakları, en az israfla en yüksek verime ulaştırmak bir gereklilik. Bu da bir alana odaklanmak demektir. Bize kısmet olan sütçülüktür. Yolumuza bu yoldan yürüyeceğiz. Şahsen benim için yarınlarla ilgili hedeflerde, manevi tatmin ve sevgi var. Çünkü bu hayatta sizden önce de üretmiş olanlardan yararlanıyorsunuz. Biz de onlara borcumuzu ödeyerek, üreterek gideceğiz bu dünyadan diyerek umutlanıyoruz. İşimize âşığız. Sütün doğasından gelen mucizevî hammaddenin, insanlara sağladığı faydayı biliyoruz. Bunun üretilmesinin toplumsal hayat için ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Stratejik bir ürünle uğraşıyoruz. Örnek alınacak bir kurum oluşturmaya çalışıyoruz.
Bugüne kadar Türk üreticilerinin yakın pazarlardaki hâkimiyetinin önündeki en önemli engel, dünya pazarlarındaki büyük adaletsizlikti. Sübvansiyonlardı. Gelişmiş ülkeler bu stratejik alandaki güçlerinden vazgeçmek istemiyorlardı. Şimdilerde AB sübvansiyonu kaldırdı. Bu da bizim önümüzü açan ve yakın coğrafyamızda iş yapabilme kabiliyetimizi artıran bir ortam oluşturdu. Yakın coğrafyamızda Irak, Suudi Arabistan, Azerbaycan ve Türk cumhuriyetlerini hepsi bizim için birer pazar. İran, yakın zamanda zor görünüyor ama bu ticari kapının da yakın zamanda açılabileceğini düşünüyoruz. Bunun yanında Suriye’nin hem çok yakın hem de iyi bir pazar olduğunu düşünüyoruz. Ancak şartların oluşması için biraz daha zamana ihtiyaç var. 2012 yılına kadar Sütaş olarak bu ülkelere yaptığımız ihracatın epeyce artacağını düşünüyorum.
Ülkemiz süt tüketiminin sadece yüzde 20’si sağlıklı süt olarak sunulabiliyor. Sütaş, sektörün sorumluluk üstlenmiş kurumlarından birisi. Bu nedenle de çözüme yönelik neler düşünülüyor? Büyümemiz ve verimliliği artırarak ilerlememiz gerekiyor. Maliyetlerimizi düşürüp daha uygun fiyat seviyesinde mal üretmemiz lazım. Markasız ürünlerle alışveriş yapan insanların bilinçlenmesini sağlayacak eğitimler vermek lazım. Fiyatı düşük malın, hiçbir zaman en iyi demek olmadığını anlatmak ise bir zorunluluk. Bazen sağlık açısından çok önemli riskler alınarak markasız süt ürünleri tüketiliyor. Bunun sakıncalarını da anlatmak lazım." diyen Yılmaz sağlık açısından ciddi bir tehlikeye de dikkat çekiyor.
Sektörde yerli ve yabancı markaların sıkı bir rekabeti var. Sektördeki bu rekabetten de biraz söz etsek. Ayrıca niçin tüketici Sütaş ürünlerini tercih etmeli? Sütaş’ın rekabette öne çıkan yönleri nelerdir? Her şeyden evvel sorumluluğumuzun bilincindeyiz ve işimizi tutkuyla yapıyoruz. Biz annelerin çocuklarını ne kadar çok sevdiklerini biliyoruz. Çünkü kendi çocuklarımızı sevdiğimiz ve özen gösterdiğimiz gibi onların da çocuklarını sevdiğini ve özen gösterdiğini biliyoruz. Bu nedenle de üretimde yüksek standartlar gerçekleştirdik. Ancak aynı zamanda işin özünü de kaybetmemeye çalışıyoruz. Doğallığı, markamızın birinci değeri olarak görüyoruz. Biliyoruz ki, tüketiciler kontrol edilemeyen farklılaşmalardan korkuyorlar. İşte biz de bu yüzden, ’Biz işin özünü yapıyoruz’ diyoruz.
Sütaş, piyasadaki diğer rakiplerinin aksine sadece süt ve süt ürünleri üretiyor. İşte tam da bu sebepten ötürü Sütaş denince tüketicinin aklına süt ve süt ürünleri geliyor. Rakip markalar başka tüketim mallarında da üretim yaptıklarından markalarına ilişkin bir karmaşa meydana getirirken, Sütaş, ’Sütçülükte daha o kadar çok yapılacak şey var ki!’ diyerek sadece bu alanda kalacağının sinyalini veriyor.
Türkiye’nin sütçüsü Sütaş’ın Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz, ülkemizdeki süt üretimi için neler söyleyecek? Türkiye şimdiki ürettiğinin iki misli sütü üretmek zorunda. Sadece kendisi için, 11 milyon tondan 22-23 milyon tonlara çıkmalı. Ayrıca yakın coğrafyamızda tabiat şartlarının bu işi yapmaya el vermeyeceği komşu ülkeler için de üretmemiz gerektiğini unutmamalıyız. Bu nedenle de hayvancılığı geliştirmemiz gerek. Toplumun doğru beslenebilmesi için et ve süt üretimimizi bir noktaya getirmeliyiz; çünkü gelecekteki sağlıklı toplumu bugünkü gayretlerimiz oluşturmuş olacak.
Eğer doğru üretim modelini bulabilirsek kırsal kesimde yaşayan kalabalık nüfusu, üreten, örgütlü, bilinçli kitleler haline getirebiliriz. Tarımdaki diğer işlere benzemez sütçülük. Sütçülükteki gibi düzenli gelir başka hiçbir meslekte yoktur. Servet artışı temin edilebilir. Üretimi yaparken aynı zamanda kendi üretimini yapan makinenin kendisini de üreten başka bir işkolu var mıdır? Bu sadece hayvancılıkta var, yani hayvancılık doğru yapıldığında iş kendi kendine bir servet oluşturuyor.
Sektöre yeni oyuncular da giriyor. Lokal markalardan biri olan Yörsan, kısa sürede büyük adımlar attı ve pazara girdi. Oyuncuların sayısı artıyor. Böyle baktığınızda pazarda daha kaç markaya yer var? Rekabet giderek artıp acımasızlaşmaz mı? Tükettiğinin iki misli daha süt tüketmek zorundayız. Sektörün daha çok büyümeye ihtiyacı var. Marka oluşturma gayretlerine olumlu bakıyorum. Yeter ki markalarının özünde yüksek fayda üretme bilinci olsun. Sadece pazardan pay almak için yapılan taklitçilik, AR-GE çalışmaları yapmadan pazara sunulan üstünkörü ürünler, dahası pazarı büyütmeden, pazardan pay almaya çalışmak ve bu tür gayretler sektöre zarar verir.
Sütaş yenilikçi bir marka tanımına girer mi? Sütaş yenilikçi ve bunu içselleştirmiş bir firma. Yenilik yapacak altyapıya sahip. Sütaş kendini, Anadolu’nun gıda değerlerini geleceğe taşıyacak sorumlulukta bir kurum olarak görüyor. Bütün bu değerleri birer yenilik haline getirmemiz lazım. Dünyadan değer olmuş unsurları alıp, topluma aktaracak bilgi ve teknolojik altyapıya sahibiz. Ticarette, tüketicide, ürünlerimizdeki yeniliklerde bu temel inanış üzerinden hareket ederiz. Pazara ilk girdiğimizde Türkiye’de bir yarımlık, bir de büyük yoğurt vardı. Büyük deyince 650 gram yoğurt alınırdı. Küçük deyince de 300 gramlık yoğurt. Biz pazara 500 ve 1000 gramlık yoğurtla girdik. Bütün ürünlerimizde de bunu gösterdik. Güvenilirliği ciddi bir eylem olarak öne çıkardık. Biz de bilmez miydik herkesin yaptığı gibi yapmayı! Pazardaki ticaret anlayışını değiştirdik. Bugün Hüptürük’ler, Baby Mix’ler, çocuk kategorisinde üretilen, sağlık üzerine geliştirilen ürünler bizim yenilikçiliğimizin sonuçları. Ayrıca yeni bir kategori olarak çocuklara taze peyniri sevdirdik. Kategori meydana getirdik. Çocuk yoğurtlarında kategoriyi büyüttüğümüzü düşünüyorum. Bizim başlattığımız sarımsaklı yoğurt pazarı önemli ölçüde büyüdü. Yüksek standartlara sahip ürünlerle karşılaşıyor tüketici. Hepimiz birbirimizi etkiliyoruz.
Muharrem Yılmaz’a ülkemizin ekonomik geleceğine ilişkin görüşlerini öğrenmek istesek? Türkiye olarak rekabet üstünlüğü gücümüz var ve bunu da insanlarımızdan alıyoruz. Türk toplumu bilgiyi, vizyonunu genişlettikçe, girişimcilerin, işadamlarının, uzmanların sayısı da artacak. Mücadele ve cesarete sahibiz. Çok yakın bir tarihte verilmiş bir savaşın ardından oluşturulmuş bir ülkeyiz. Yoğrulmuş kültürümüzün üstüne, meydana getirdiğimiz altyapıyı, bilgiyi ve vizyonu koyduğumuz müddetçe gelişmeye devam edeceğiz.
Kaynak: Zaman Gazetesi/Günseli Özen Ocakoğlu
|