"Pompadaki son fiyatı vergiler belirler. Bizim diğer ülkelerden daha pahalı benzin kullanıyor olmamızın nedeni, Türkiye bütçesinin önemli bir bölümünün pompalardaki vergilerden karşılanmasıdır.
Türkiye’de sözü çok edilen Kurumlar Vergisi’nin bütçedeki oranı yüzde 8. Pompadan gelen gelirin oranı ise yüzde 16. Bilindiği üzere Kurumlar Vergisi’ndeki kayıt dışı oldukça fazla. Bunun kayıt içine alınması gerekirken dolaylı bir vergilendirme yöntemiyle pompadan gelecek gelirin artırılması sağlanıyor. Bu sıhhatli bir durum değil. Çünkü pompadaki fiyat arttıkça son günlerde çok konuşulduğu üzere kaçakçılık gündeme geliyor. Denetlenmesi çok zor olan bu alanda neredeyse kaçakçılık desteklenir hale gelmekte. Böyle bakınca vergi yükünü kazanan satıcıdan değil de ihtiyacı olan kullanıcıdan tahsil etmek daha kolay gözüküyor. Bunun değişmesi lazım. Türkiye kayıt dışı kazanç meselesini mutlaka çözmek durumunda."
Tahir Uysal, 1980 yılında İngiltere’de Birmingham Üniversitesi Elektrik&Elektronik Mühendisliği’nden mezun olmuş. Ardından Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yaparken, deniz bilimleri (sualtı akustiği) dalında da yüksek lisans derecesini tamamlamış. 1984 yılında Schlumberger Overseas S.A. (Wireline& Testing) şirketine katılarak Brunei, Japonya, Çin ve Hindistan’da değişik görevlerde bulunmuş. 1991 yılından bu yana BP Türkiye’de görev yapıyor. İkmal ve dağıtım, insan kaynakları, ortak servisler ile ticaret departmanlarında yönetici olarak görev yapmış. Temmuz 2000’de BP Türkiye başkanlığına atanmış. 2002-2003 yıllarında bu görevine ek olarak ATAŞ Rafinerisi sorumluluğunu da üstlenmiş. 2002-2004 yılları arasında Petrol Sanayi Derneği (PETDER) başkanlığı, 2004-2005 yılları arasında Petrol Platformu Derneği (PETFORM) başkanlığı yapan Uysal, 2007’de Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) başkanlığına seçildi.
Eğitim ve meslekî kariyerine bakınca, daha öğrencilik yıllarından başlayarak sürdürdüğü bir iddiası olduğunu görüyorum. Dostluğumuza da güvenerek zor bir soru ile başlıyorum. Kendisine bir var oluş nedeni seçmiş mi? "İnsan dünyaya gelmesini kontrol edemiyor, ama yaşarken yapabileceklerini seçebiliyor. Ben yaşamım boyunca yapmayı seçtiklerimin sonucunda iyi bir insan olarak anılmayı istiyorum. İyilikten, insanların yaşamlarında olumlu değişimler yapabilmeyi kastediyorum. Bu değişimlerin gerçekleşebilmesi hiç de kolay değil. Bazıları için birebir emek verirken, bazıları için de şirket yönetiminde genel değişiklikler yaparak daha çok insana ulaşmaya çalışıyorum. 1993 yılında ilk kez şirkete geldiğimde yapılması gerekenleri gördüm ve şimdi memnunum ki onları hayata geçirdim. Örneğin emir buyurucu direktiflerle yönetmek yerine, insanları içine alan bir yönetime geçtik. Şöyle düşünelim, insanları bir işe davet ediyorsunuz ve bu onların tüm yaşamlarını kapsayan bir eylem. Onların şirkete, şirketin de onlara karşı bir sorumluluğu var. Çalışanlar için bir işyeri sadece para kazanmak için gidilen bir yer olmadığı gibi işverenin de sadece para ödemek gibi bir yaklaşımı olmamalı. Para her şey değildir. Diğer yandan düşündüğüm yönetim biçimimi hayata geçirebilmek de benim şansım." diye cevap veriyor.
Uluslararası Yatırımcılar Derneği başkanlığına talip olma nedenini soruyorum. "Daha fazla katkı sağlayabileceğimi ve yapabileceklerimi gördüm. Bu, çevrenize yeni katma değer eklemek anlamına da geliyor." diyor. Ankara Fen Lisesi mezunu olan Uysal, okulun mezunlarının kurduğu vakfın yönetim kurulunda da görev yaparak toplumsal katkısını sürdürüyor.
BP Türkiye başkanı ayrıntıların insanı. Detayları görebiliyor. Ayrıca dikkatli ve kontrollü. Bir yöneticide hepsinin bulunması çalışanlar için ne anlama gelir? Tahir Uysal kendi tanımıyla nasıl bir yöneticidir, onunla çalışmak kolay mıdır? "Çalışanlarına kendini gösterme alanı bırakan, işe güvenle başlayan, performans bekleyen ve performansa yönelten bir yöneticiyim. İnsanların hata yapmasına izin vermek gerektiğine ve hata yapanın ikinci bir şansa ihtiyacı olduğuna da inanırım. Birlikte çalışmaya inanırken, her şeyi ben yaparım yaklaşımını doğru bulmam. Kolay ve zor tarafları var benimle çalışmanın. Kolayı, yukarıda saydığım nedenler. Zor tarafım ise bu iş yapılamaz diyerek kolaycılığa kaçan olumsuzlar benimle çalışamazlar. Sonuna kadar denemeyi severim. Bu yaklaşımım çözümü olmayan imkânsız meselelerde ısrarcı olmak anlamında değildir."
İnsanların keşkeleri vardır, diyorum. Şimdi bulunduğu konum itibarıyla geriye dönüp baktığında şimdi başka yerde olmak gibi bir keşkesi var mıdır? "Bir zor soru daha." diyor ve ekliyor: "Geriye dönüp baktığımda zamanı iyi değerlendirdiğimi görüyorum. Belki keşkelerim yok; ama meraklarım var. Hani hayatın bir anında yaşanan küçük bir değişimin hayatın bütününü nasıl etkilediğini anlatan filmler vardır ya işte onun gibi!"
Ülkemiz stratejik bir yerde stratejik bir öneme sahip. BP küresel yönetimi Türkiye’ye nasıl bakıyor, gelecekle ilgili ne tür öncelikleri var merak ediyorum. Uysal, bu önemi pek çok açıdan vurguluyor: "BP, 1908 yılında kurulmuş. 1912’de Türkiye’ye gelmiş. İlk aşamalarda arama ve üretimle, daha sonra da 1940’lı yıllardan itibaren de pazarlama faaliyetleriyle çalışmalarına devam etmiş. 1958’de Türkiye’nin ilk rafinerisi ATAŞ’a ortak olmuş. Türkiye’yi bir pazar olarak her zaman önemseyen BP, bugün ülkemizi sadece bir pazar olmanın ötesinde de görüyor. Türkiye’nin kendi enerji kaynakları yok. Bazıları ’köprü’ tanımlamasını sevmiyor ama Türkiye hem doğalgaz hem de ham petrol anlamında çevre ülkeler için bir enerji köprüsü oluşturmakta. Gerek Boğazlar’la, gerek Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattıyla yurtiçinde tüketilenleri de hesaba katarsak ham petrolün yüzde 8’i Türkiye’den geçiyor. Bu büyük bir rakam. Doğalgaza gelince... Farklı koridorlarla hedef ülkelere ulaştırılıyor. Türkiye 4. koridoru oluşturuyor. Azerbaycan, Türkmenistan, İran, Irak ve güneyde Mısır olabilir ki bu gazları Avrupa’ya ulaştırmakta. Azeri gazı Kasım 2007’den bu yana Yunanistan üzerinden Avrupa’ya verilmeye başlandı. Böyle bakınca kaynak çeşitliliği ve güvenilirliği açısından Türkiye’nin şansı var. Hem kendi ihtiyacını gidermekte hem de kendi üzerinden diğer ülkelere doğalgazın ve ham petrolün akışını sağlamakta. Bu nedenle de BP’nin küresel yönetimi için Türkiye önemli bir konumda." Bu arada BP-Castrol ortaklığı madeni yağlarda şirketi liderliğe taşımış. Madeni yağ üretimi yapan BP Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan ve Türkmenistan’a az da olsa ihracat yapıyor. "Daha fazlası da olabilir." diyor Uysal.
Cari açık meselesi neden çok önemli? "İthalat çok, ihracat az. Aradaki, cari açığı oluşturuyor. Ara mallar konusunda Türkiye’nin aldığı tavır cari açığı getiriyor. Peki, nasıl kapatacağız? Bir gelir kalemi olarak yabancı sermayenin gelmesi gerekiyor. 2007 itibarıyla 20 milyar dolar yabancı sermaye geldi ülkemize. Bunu getiren, ekonomik ve siyasi istikrar ile dünya konjonktürüdür. Türkiye mali ve politik açıdan ev ödevini yaptı. Dünya konjonktürü de uygun olunca rakam bu seviyeye çıktı. 2002 yılına dünyaya baktığımızda 1 trilyon dolar olan sermaye dönüşümünün hemen ardındaki yıl 580 milyon dolara düştüğünü görüyoruz. Bu dünya konjonktürüyle ilgili bir durum.
2008 Türkiye’sinde ekonomik ve politik istikrar hâlâ korunurken, dünya konjonktürü değişmekte. Mortgage’ın 50 ile 500 milyar dolar arasında ifade edilen yatırım kaybı Batı’daki yatırımcıyı korkuturken, Doğu’da gelişmekte olan Çin, Hindistan ve Körfez ülkelerinde sermaye artışı olmakta. Son dönemde Türkiye’nin büyümesinde bir yavaşlama oldu. Önemli olan büyümeyi artırmak. Yabancı sermayedar için ülkemizi tekrar cazip bir yatırım alanı olarak göstermek gerekiyor. Bugüne kadar makro reformlar yapıldı. Bugünden sonra yapılacak olan mikro reformlardır. Rekabetçi konumumuzu geliştirmemiz gerekiyor. Dünyadaki her ülkede iş yapılabilirliği gösteren Doing Bussiness raporunda 91. sıradan 57. sıraya çıktık. 17. büyük ekonomi olarak çok daha yukarılarda olmamız gerekir. Sıralamayı belirleyen kriterlerden birisi yeni bir şirketin kurulma süresi, bir diğeri de eğitimli insan potansiyelidir. Ülkemize yatırım yapan yabancılar insan kaynağımızdan çok memnun; ama onları bir süre meslekî eğitimden geçirmesi gerekiyor. Oysaki lise eğitimimiz meslekî teknik eğitim olarak verilse, bu bile yabancı sermaye tarafından tercih edilmemizde ciddi bir kriter olabilir."
Geçtiğimiz günlerde Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın bir demecini dinliyorum. Yaklaşık olarak şunları söylüyor: "Şu petrol ne menem şeymiş. İran’da var, Irak’ta var. Bizim sınırımıza gelince mi bitiyor? Dedim ki, siz de sınırlardaki sondajı alttan bu ülkelere doğru eğik yapın!" Türk halkı arasında yaygın bir inanış var. Petrolümüz var; ama çıkarılmasına dış mihraklar izin vermiyor. Uzun zamandır içimde tuttuğum bu merakı, BP Türkiye Başkanı Tahir Uysal ile paylaşıyorum, şunları söylüyor: "Uluslararası Enerji Ajansı 2030 öngörülerini ortaya koydu. Önümüzdeki 20 yıl içinde şu an üretilen 87 milyon varillik üretimin üstüne 25 milyon varillik bir ekstra üretim daha yapabiliyor. Ancak gereksinim duyulan 37,5 milyon varil. Aradaki 12,5 milyon varilin nereden temin edileceği bilinmiyor. Böyle bakınca hiç kimsenin var olan petrol kaynaklarını çıkarmamak gibi bir lüksü olamaz. 2030 yılına baktığımızda ise enerji ihtiyacının yüzde 60’ının hâlâ doğalgaz ve ham petrolden karşılanacağı görülüyor. Türkiye’ye gelince Petrol Kanunu, Meclis gündeminde. Bu kanun teşvik edici bir mekanizmadır. Henüz Meclis’ten geçmediği için arama yapılamıyor. Arama yapacak bir endüstri de yok. BP için arama yaparken Karadeniz’de bir tek delme işlemi yapmak için yüzen platform Meksika Körfezi’nden geldi. Bunun ne kadar pahalı bir yöntem olduğunu düşünün. 1954’te çıkarılan Petrol Kanunu, zamanına göre çok ilerici; ancak süreç içinde revize edilmemiş. Bu nedenle de yetersiz ve rekabetçi değil. Petrol endüstrisi risklidir. Dünyada girişilen petrol aramalarının sadece yüzde 17’si sonuç verir. Bu Azerbaycan’da yüzde 5’tir. Ancak Şahdeniz’de bulunan rezerv günlük 1 milyon varil üretim yapılabilecek kapasitede. Bizde de Karadeniz’e daha dikkatli bakmak ve arama yapmak gerek. Ana karada da aranmamış bölgeler var. Buralarda da aramaya devam etmek için teşvik kanununun çıkması gerekir. BP, 2008’de petrol sondajı yapmayacak. Çünkü Karadeniz’deki sondaj için 150 milyon dolar harcadık. Bu çalışmadaki yüzde 50 ortaklık payımızı da TPAO’ya devrettik." Tahir Uysal, 2008 ve yakın gelecekte BP’den Türkiye’ye bir başka arama yatırımı yapmasını isteyemeyeceklerini söylüyor.
Bildiğim kadarıyla ne kadar ayrıştırmaya çalışırlarsa çalışsınlar fuel oil markaları içerik olarak aynı muhteviyata sahipler. Biz, neden BP’yi seçmeliyiz? "Rafineriden çıkan ürün bizim depolarımıza gelir ve BP’nin özel katık maddesiyle işlemden geçirilir. Fuel oil’deki emisyonları azaltan, çökeltileri kontrol edilen bu katık BP’nin özel bir ürünü. BP logosu sürücüler için iyi ve kaliteli servis anlamına geliyor. Şu an sıralamada üçüncüyüz. Petrol işinde çok fazla kalem yok; ama yaptığınız işte en küçük hata çevreye zarar veriyor. İstasyonun dış görünüşüne yatırım yapan bir anlayışımız yok. 2003’e kadar istasyonlarımıza hiç yatırım yapmadık gibi görüldü; ancak biz toprağın altına yatırım yapıyorduk. Depolarımızı yeniledik ve daha güvenli ve daha kaliteli kıldık. Türkiye, sektörümüzdeki markalar açısından ilginç bir geçiş dönemi yaşıyor. 2005 yılında fuel oilde otomatik fiyatlandırma mekanizması kalktı ve liberal yaklaşıma geçildi. Şu anda pazarda 48 kadar marka var. Gelecek günlerde birleşmelerle, ülke çapında operasyonu olan şirketlerin sayısının 10’a kadar azalacağını düşünüyorum. Yerel markalar olabilir; ancak bunun da sayısı 5-10 arasında kalabilir. Ancak Türkiye’ye gelmek üzere bekleyen pek çok marka daha sırada bekliyor."
Kaynak: Zaman Gazetesi / Günseli Özen Ocakoğlu
www.zaman.com.tr
|