|
Anlaşma İran’ın uluslararası ekonomik sisteme entegre etmek anlamında fiziki bir proje olduğu kadar, anlaşmanın yaratacağı alışveriş ortamıyla İran’ın küresel ekonomiye katılımını hızlandıracaktır.
Son iki yıldır enerji güvenliği ve bölgesel anlaşma mimarileri üzerine çalışmalar yapan Analist Faruk Demir, İran ile Türkiye arasında yapılan doğalgaz anlaşmasını Türkiye’nin yeniden enerji oyununa geri dönmesi olarak değerlendirirken, Türkiye’nin arz güvenliğinin de sağlandığını belirtti.
İran’la yapılan anlaşmanın ne anlama geldiğini biraz açar mısınız? Herşeyden önce bu anlaşma Türkiye’nin yeniden oyuna dönmesi anlamına geliyor. Çünkü bir süreden beri Türkiye’nin artık enerji oyununda fazla bir rolü kalmadığı, enerji koridoru ya da enerji terminali hedefine ulaşamayacağı söylenmeye başlamıştı. Bu anlaşmanın üç önemli sonucu var. Birincisi; Türkiye’nin enerji jeopolitiğinde kilit ülke olma hedefinde keskin ve belirleyici bir mesafe almış olması. İkincisi; Türkiye’nin arz güvenliği sorununu çözmekle kalmayıp aynı zamanda enerji kaynakları ihraç eden bir ortak ülke konumuna gelmiş olması. Üçüncüsü de; başta Avrupa Birliği (AB) olmak üzere Türkiye’nin global enerji güvenliğinde, bugünden yarına artacak şekilde, önemli ve etkili bir rol almış olması.
Uluslararası siyaset açısından bu anlaşma ne anlam taşıyor? Elbette olumlu katkısının yanısıra bazı çevreler tarafından olumsuz etkilerinden bahsedilecek, bir dizi tartışma da açılacak. Bu tartışmaların temel noktası "tam da İran’a karşı sıkıştırma ve ambargo yoluyla kuşatma politikalarının konuşulduğu bir dönemde Türkiye’nin İran’a yardım eden ülke konumuna geldiği" yönündeki eleştiriler olacak.
Peki, bu ne kadar doğru? Kanaatimce Türkiye’nin İran’a karşı net olan bazı yaklaşımları var. Bu yaklaşımların en başında Türkiye’nin karşılıklı iç konulara müdahale etmemek koşuluyla İran’ın rejimine karşı mesafesini koruyor olması. İkincisi Türkiye’nin bölgesel askeri dengeleri dramatik bir şekilde altüst edebilecek gelişmelere İran dahil hiçbir bölge ülkesinin kalkışmaması. Üçüncüsü de tam da Irak sorunu bir bataklığı sürüklenirken, bölgeyi ve dünyayı istikrarsızlığa sürükleyecek bir İran probleminin büyümesini engellemek.
Türkiye’nin bölgesine yapacağı en büyük iyilik; barış ve istikrarın anahtarı olmaktır. Bunu sağlamanın en iyi yolu da piyasa ekonomisini kurum ve kurallarıyla içerde işletmenin yanısıra bunu komşularına ve bölgesine kendi kazandığı tecrübeleriyle birlikte aktarmak ve o ülkelerde de piyasa ekonomisinin tam anlamıyla işlerlik kazanmasına yardımcı olmaktır. Bu anlaşma İran’ın uluslararası ekonomik sisteme entegre etmek anlamında fiziki bir proje olduğu kadar, anlaşmanın yaratacağı alışveriş ortamıyla İran’ın küresel ekonomiye katılımını hızlandıracaktır. Dünyanın hiçbir yerinde küresel ekonominin bir parçası olarak işleyen bir piyasa ekonomisinin, global sisteme bir istikrarsızlık kaynağı olabileceğini düşünmüyorum.
Türkiye’nin İran’la attığı bu adım için hem AB’nin hem de ABD’nin yakın gelecekte Türkiye’ye ne kadar teşekkür edeceğini hep beraber göreceğiz. Bugün dünyanın üç ana doğalgaz oyuncusu var: Rusya, İran ve Katar. Hem petrol hem de doğalgaz açısından aynı büyüklük ve potansiyelde Rusya’yı dengeleyecek tek alternatif İran’dır. Bugün varılan bu anlaşma, hem İran’ın hem de Türkiye’nin küresel enerji güvenliğine dönük cesur ve akıllı adımlarının başlangıcını teşkil ediyor.
ABD’nin bu anlaşmaya tepkisi ne olacak? ABD’de tek bir Amerika yok. Washington’da farklı düşünceler var. Öncelikle Washington’un kaygısını Türkiye’nin anladığını düşünüyorum. Yani İran’ın askeri programlarının ve amaçlarının ve nükleer bir İran’ın bölge için bir istikrarsızlık yaratabileceği endişesini Türkiye de anlıyor. Ama bunun çözüm yöntemi konusunda Türkiye’nin farklı düşündüğünü tahmin ediyorum. En azından Türkiye’de Irak’taki çözüme bakarak İran’da ne olabileceği konusundaki kaygıları herkes ilk fırsatta ifade ediyor. ABD, İran’dan kaynaklanan tehlike ve riski elimine etmek konusunda, askeri çözümden siyasi ve ekonomik çözüme kadar çok değişik senaryolar üretiyor. Ancak bunların hangisinin gerçekleşeceği konusunda ABD’nin net bir tavrı henüz yok. Şimdilik bu kararlılık sadece nükleer bir İran’ın ortaya çıkmasını geciktirmek veya engellemek, ya da İran’ın uluslararası sistemde problem yaratacak bir davranışa gitmesinin koşullarını ortadan kaldırmak üzerine çalışıyor. Bu yüzden bu anlaşmayı ABD’nin tamamen olumlu karşılaması sözkonusu olamayacaktır ama anlaşmayı ve bu anlaşmanın getireceği global enerji güvenliği katkısını da gözardı edemeyecektir.
Türkiye ne ABD için İran’ın karşısında ne de İran için ABD’nin karşısında olmaz. Türkiye için ABD ile istikrarlı dostluk ve güçlü müttefiklik ne kadar vazgeçilmez ise İran ile istikrarlı komşuluk ve güçlü dostluk da aynı derece de vazgeçilmezdir. İran’ın küresel sisteme entegre olma fırsatının verilmemesi, sadece ve sadece küresel bir istikrarsızlık yaratır ve bundan da en fazla Türkiye zarar görür. Elbette İran da bölgesel askeri dengeleri özellikle Türkiye aleyhine bozacak adımlardan da uzak durmalıdır çünkü bu onun komşusuna karşı bir yükümlülüğüdür.
Rusya’nın arzularına ket vuran bir anlaşma olmadı mı bu anlaşma? Rusya’nın enerji alanındaki en büyük açmazı; ya kendisinin bilerek yaptığı veya istemeyerek böyle algılanmasına neden olduğu “enerji kaynaklarını bir silah olarak kullanma” politikasıdır. Eğer bunu isteyerek yapıyorsa bu Rusya’nın yeni bir güç gösterisi olarak, bugünden yarına artarak devam edecektir ve bu çerçevede Türkiye’nin bu anlaşması Rusya’nın asla hoşuna gitmeyecek bir adımdır. Şayet Rusya istemeyerek böyle bir görüntü veriyorsa, o zaman Türkiye ile yeni açılımlar konusunda adım atmak için bu anlaşmanın bir fırsat olduğunu görecektir. Kanımca Rusya bu iki seçeneğin arasında bir yerde duruyor.
Peki, anlaşma Türkiye-Rusya ilişkilerini etkiler mi? Türkiye’nin Rusya’ya bir önyargısı olduğunu düşünmüyorum. Geçen 10 yıl boyunca başta ABD olmak üzere, bütün Avrupa ve tabi Türkiye Rusya’nın enerji kaynaklarının kaçınılmaz bir şekilde birincil önceliğe sahip olduğuna inandılar ve öyle davrandılar. Mavi akım da böyle bir düşüncenin sonucuydu. Fakat şimdi bir şeyler değişmeye başladı. Başta ABD olmak üzere Avrupa’nın bazı ülkeleri Rusya’ya karşı güçlü alternatifler aramaya başladılar. Türkiye bu alternatiflerin bulunduğu coğrafya ile Avrupa arasında önemli bir jeopolitik köprü durumunda. Bu nedenle Avrupa’nın ve ABD’nin bu yeni arayışları Türkiye’yi de Rusya konusunda yeni açılımlar aramaya itti. Türkiye için hayati olan konu; Orta Asya ile bağını enerji bağlamında sıkı bir şekilde kurmak ve çalıştırmaktır. Bugüne kadar Rusya bunun önünde en büyük engel idi. Kısmen de İran, Türkmenistan bağlamında böyle bir engel niteliği taşıyordu. Şimdi İran engeli aşıldı ve Türkiye bu anlaşmanın daha sonraki adımlarını da geliştirerek Orta Asya ile bağını güçlendirdikçe, Rusya’ya karşı çekincelerini daha fazla azaltacak ve belki de Mavi Akım 2’nin yolunu, Samsun-Ceyhan’a büyük oranlı bir Rus ortaklığı ile beraber, açabilecektir.
Yine de benim şahsi düşüncem; Türkiye ile Rusya arasında iyi bir işbirliği ve güçlü bir enerji bağının olması için bunlara ek olarak Rusya’nın Yamal veya ve ya Shotokman-2 sahalarında Türkiye’nin de doğalgaz çıkartması imkanını verecek anlaşmaları yapması gerekir.
Kaynak: Referans Gazetesi
|