Enerji, çevreye en olumsuz katkılarda bulunan sektörlerden birisidir. Dolayısıyla, açık bir çevre boyutu var. Öte yandan, gelişmiş ülkelerin GSMH’larının ve dünya ekonomisinin yüzde 7–8 kadarından sorumludur.
Dünya ticaretinde de benzeri bir paya sahip. Enerji ekipmanı açısından; güç santralleri, petrol rafinerileri, boru hatları, petrol platformları, iletim hatları vs. oluşan dünya enerji arz sisteminin bugünkü değeri, yenilenme maliyeti olarak 10 trilyon dolardan fazla. Bu tesislerin ortalama ömrünün 30 yıl olduğu ve sistemin büyüklük olarak sabit kaldığı varsayılacak olursa, yılda sadece onarım için yapılan yatırım miktarı 300 milyar dolar civarında. Hâlbuki mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde, enerji kullanımının 2025’e kadar iki misline tırmanması, yani küresel enerji sisteminin iki misli büyüklüğe ulaşması gerekiyor. Bu da, kapasite maliyetlerinin değişmediği varsayımıyla, yılda 300 milyar dolarlık ilave bir yatırım anlamına geliyor.
Her yıl tüketilen enerji kaynaklarının ekonomik değeri ise, yılda 6 milyar ton petrol eşdeğeri düzeyiyle, 1,5 trilyon dolara yakın. Öte yandan, enerji kullanım özellikleri pazarlanabilirlikleri açısından önem taşıyan; otomobil, uçak, binalar, sanayi makineleri, ev aletleri gibi üretim kalemlerine yapılan yıllık harcamalar, hacimce daha da büyük ve trilyonlarca doları buluyor. Dolayısıyla enerji; ekonominin belirleyici, ’aksarsa olmaz’ sektörlerinden birini oluşturuyor ve enerjinin; yeterli miktarlarda ve makul fiyatlarla temini, arzı ve verimli kullanımı, bireylerin ve toplumların ekonomik refahı açısından vazgeçilemez önemde unsurlar olarak ön plana çıkıyor.
Enerjinin kıt veya pahalı olduğu ortamlarda; ekonomik durgunluk, enflasyon, işsizlik ve gelecekten ümitsizlik, kaçınılmaz sonuçlar oluyor. Enerji stratejilerinde büyük çapta başarısızlıklar, sadece gelişmekte olan değil, zor durumda kalan gelişmiş ülkelerde bile, sosyal ve siyasi istikrarsızlığa yol açabilecek kadar ciddi ekonomik ve çevresel sonuçlar doğurabiliyor. Dolayısıyla enerji, sadece ekonomik bir sorun olmakla kalmayıp, ulusal güvenlik boyutları da taşıyor.
Öte yandan, dünya enerji arzının dörtte biri, petrolününse yarısından fazlası uluslararası ticarete konu. Bu kaynak akışında, şok niteliğinde ani değişikliklerin yer almaması gerekiyor. Hâlbuki dünya petrol üretimine olan talebin artması, dünya petrol piyasalarının güdümlenmesi, ihracata konu olan petrolün yarısından fazlasını sağlayan Körfez bölgesinde siyasi istikrarsızlık, fosil yakıt emisyonlarını azaltma yönündeki çevresel gereksinimler, bu akışta zorlanmalara yol açarak, enerji fiyatlarını yükseltebiliyor.
Enerjinin ulusal ekonomiler açısından taşıdığı önem nedeniyle bu durum, enerjiyi ulusal olduğu kadar, uluslararası bir güvenlik sorunu haline de getiriyor. Sonuç olarak enerji sorununun; ekonomik, çevresel, ulusal ve uluslararası güvenlik boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Enerji Ar-Ge çalışmalarının geniş kapsamlı hedefi; bugünkü enerji arzı sisteminin yerel, bölgesel ve küresel çevre risk ve etkilerini anlamlı şekilde iyileştirecek enerji seçeneklerini geliştirmesi; bunu taşınabilir maliyetlerle başarabilmesi ve giderilmeye çalışılanlardan daha ciddi yeni çevresel veya siyasi risklere yol açmaksızın, gelişmiş olanlara olduğu kadar gelişmekte olan ülkelere de hitap edecek biçimde yapabilmesi olmalıdır.
Fosil yakıt teknolojilerinin dünyanın şimdiki enerji sistemlerinde oynadığı büyük rol, bu teknolojilerin; karbondioksit emisyonlarını azaltacak şekilde değiştirilmesinin teknik zorluğu ve maliyeti, uzun yenilenme ömürleri, halen mevcut olan seçeneklere göre ekonomik çekicilikleri ve yeni seçenekleri ticarileşme aşamasına kadar geliştirmenin genelde gerektirdiği uzun süreler, sera gazı emisyonlarını azaltmayı ulusal ve uluslararası enerji AR-GE çalışmalarının en zorlu hedefi haline getiriyor.
Kaynak: Yaratım İçerik İletişim (Bu yazı Devlet Planlama Teşkilatı Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Elektrik Enerjisi Özel İhtisas Komisyonu Raporu’ndan derlenmiştir.)
|