Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde 12 başlık altında gündeme gelen sağlık konusu özel sektörde yeni yapılanmalar getiriyor. Hastane yatırımları artacak, hekimlere serbest çalışma hakkı verilecek. İlaç sektörünün de dönüşmesi gerekecek.
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile süren müzakere döneminin ana konularından biri de sağlık. Şubat ayında başlayan AB sağlık müzakerelerinin ayrıntılı tarama toplantıları 22 Mart’ta tamamlandı.
Yabancıların sağlık sektöründe çalışmasını sağlayacak yasal değişiklikler ve ilaç sektörü için veri imtiyazı şartları bu süreçte gündeme gelen en önemli iki konu. Sektör temsilcilerine göre her iki alandaki uyum hastanecilik ve ilaç sektöründe yatırımları artıracak. Fiili müzakerelerde sağlık hizmetleriyle doğrudan ilgili bir başlık olmasa da ilaç ve tıbbi cihazlara değinen “malların serbest dolaşımı”, sağlık sigortacılığını ele alan “hizmetlerin serbest dolaşımı”, sağlık profesyonellerini veya hastaları etkileyen “kişilerin serbest dolaşımı” ve hastane yatırımlarını yönlendirecek “sermayenin serbest dolaşımı” konuları masaya yatırılacak.
Toplam 12 başlık altında görüşmelerin yapıldığı tarama sürecinde Sağlık Bakanlığı esas olarak İş Kurma ve Hizmet Sunumu, Tarım ve Kırsal Kalkınma, Malların Serbest Dolaşımı, Adalet-Özgürlük ve İçişleri, Gümrük Birliği, Fikri Mülkiyet Hakları, Balıkçılık, Sosyal Politika ve İstihdam konuları ile ilgileniyor. Sağlık Bakanlığı AB Koordinasyon Dairesi’nin temel hedefi Türkiye’nin, sağlığı ekonomik kalkınmanın ana unsuru olarak gören AB’nin standartlarına ulaşması.
2004 verilerine göre Türkiye’de kişi başına düşen sağlık harcaması 234 dolarken AB’de 2 bin 300 dolar civarında. Bütçeden ayrılan pay ise Türkiye’de yüzde 4 iken AB’de yüzde 8,9. AB üyesi ülkelerde nüfusun tamamına yakını sağlık güvencesi kapsamındayken Türkiye’de bu oran yüzde 70 civarında. Resmi açıklamalar ise tarama sürecinde mevzuat uyumunun sağlandığına işaret ediyor. Ancak uyumun sağlanmadığı ve sağlık politikalarını ciddi şekilde değiştirecek konular var. Hekimlerin eleştirdiği aile hekimliği, jenerik ilaç üreticilerinin vurguladığı veri koruması ve hastanelerin yapılanmasını değişime zorlayacak standartlar üzerinde çalışılması gereken konulardan sadece birkaçı.
AB’nin sağlık alanındaki uzun vadeli üç amacı; 5 Şubat 2001 tarihli Avrupa Komisyonu kararında herkesin sağlık hizmetine ulaşabilmesi, kalite ve hizmetleri sürdürülebilirliği olarak ortaya kondu. Türkiye’de ise üç yıldır hükümetin sağlık alanında gerçekleştirdiği değişiklikler AB ile uyum sağlamak üzerine kurulu. Özellikle mevzuatta yapılan değişiklikle tek merkezde toplanan kamu sağlık hizmetleri ve sağlık hizmetlerini sosyal güvenlik sisteminden ayıran Genel Sağlık Sigortası (GSS) bu sürecin temel taşları.
Personelde Denklik Bekleniyor Yenilenen politikaya göre kamunun 16.3 milyar doları bulan sağlık harcamalarını düşürmek ve AB ülkelerinin uyguladığı sevk sistemini geliştirmek için başlatılan aile hekimliği sistemi pilot uygulama olarak başlatıldı. Birinci basamak sağlık hizmetlerini kuvvetlendirmeyi amaçlayan uygulama sağlık ocakları yerine hekimlere muayenehanecilik sistemi getiriyor. Hastane başvurularının yüzde 80’ini oluşturan birinci basamak hizmetlerini ve hastane giderlerini azaltması beklenen projede hekimlere uygulanacak kota sistemi ile her ay belirli bir sayıda hasta hastaneye sevk edilebilecek. Her ne kadar Türk Tabipleri Birliği uygulamanın bütün ülkelerde sağlık sisteminin çöküşüne neden olduğu söylese de aile hekimliği Düzce pilot bölgesinden 10 ile daha yayılıyor.
2007 yılında uygulamaya geçmesi beklenen GSS sistemi içinde yer alan aile hekimliğini ikinci basamak sağlık hizmetlerinin de işletme mantığına oturtulması takip ediyor. Devlet hastanelerinin döner sermaye uygulaması ve hükümetin sağlık yatırımlarını özel sektöre bırakacağı doğrultusundaki açıklamaları da aynı amaca yönelik.
AB Sağlık Araştırmaları Merkezi Derneği Başkanı Hasan Hüseyin Yıldırım da AB’nin sağlık alanındaki rol ve sorumlulukları ağırlıklı olarak “yetki ikamesi ilkesi” çerçevesinde şekillendiğini, ağırlıklı olarak hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunmasına yoğunlaştığını vurguluyor. Sağlık hizmetlerinin sunumu ve finansmanı sorumluluğunu üye ülkelere bırakan AB, son dönemlerde iç pazar dinamikleri çerçevesinde sağlık profesyonellerinin ve hastaların serbest dolaşımı konularında daha fazla rol ve sorumluluk almaya başladı. AB ile eşit standartlarda olması hedeflenen hastanecilik sisteminde ilk etapta 100’ün üzerindeki kadro başlığına karşılık Türkiye’de 80 tane bulunması dikkat çekiyor. Yıldırım’ın yaptığı araştırmaya göre başhekim yardımcısı ve müdür yardımcısı sayılarındaki yükseklik de bir dengesizlik unsuru. Yönetim kadrosunda profesyonellerin yüzde 80’inin formal bir eğitimi olmaması Yıldırım’ın altını çizdiği bir diğer unsur. Hekim dışı sağlık personelinin dil problemi ve diploma denklik sorununa da çözüm gerekiyor.
Yabancı Hekime Açılan Yol AB Gereği Yabancıların çalışması konusunda da AB ile uyumsuzluklar var. Hemşirelik Kanunu sadece Türk vatandaşı kadınların bu mesleği icra etmesine izin verirken eczacılık da yabancıların yapamayacağı meslekler arasında yer alıyor. AB Tıp Komitesi’nin verdiği ’tam yetki’yi alan hekimler 25 ülkede çalışma, iş yeri açma hakkını kazanacak. Ancak Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’da sadece Türk vatandaşı doktorların Türkiye’de çalışmasına olanak veriyor. Geçtimiz haftalarda gündeme gelen ve eleştirilere hedef olan yabancı doktor tartışmaların ötesinde bu şartın kaldırılması AB ile uyum sürecinin bir koşulu. Yasada yapılacak değişiklik yabancı yatırımcılara olduğu kadar özel sektörün yurtdışı yatırımlarına da umut veriyor. Dünya Göz Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Eray Kapıcıoğlu, Almanya’daki kliniklerinde Türk doktor çalıştıramadıkları için yabancı doktorların hastaları kendi ülkelerinde tutma isteklerinin sağlık turizmini olumsuz etkilediğini söylüyor.
Hastane yatırımları artacak Sağlık turizmi doğrultusunda yurtdışından hasta çekebilmek için AB standartlarında hizmet vermeye başlayacak olan hastanelerden de yatırım atağı bekleniyor. Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği Başkanı Muharrem Usta da Avrupa’nın tek tip sağlık sistemi olamasa da genel kuralları olduğunu ifade ediyor. “Türkiye’deki yeni gelişen sağlık sistemine baktığımızda özel hastanecilik AB sürecinde çok hızlı yol alabilecek. Önümüzdeki dönemde mevcut hastaneler kendilerini revize edeceklerdir" diyen Usta, uluslararası akreditasyon sahibi çok sayıda hastane açılacağını ve Türkiye’nin verimli bir dönem yaşayacağını dile getiriyor.
Usta, küçük hastanelerin de miatlarının dolacağını bu yüzden de o yatırımların karşılık bulamaması gibi bir sorun yaşanabileceğine işaret ediyor. Usta, AB sürecinde Türkiye’deki hastaların da AB kalitesinde hizmet istemeye başlayacağını, dolayısıyla da hastanelerin uluslararası standartlarda yapılanacağını da söyleyerek ekliyor:
“Türkiye bu gelişmeyle Ortadoğu’da, Avrupa’da ciddi bir referans merkezi olabilir. AB zorunluluğu ve GSS’nin özel sektörü kamu hastalarını kapma rekabetine sokmasıyla özel yatırımcılar alanlarını genişletecek".
Usta’nın tahminleri 5 sene içinde ortalama 50 milyon dolarlık yatırımlarla 50-100 büyük hastane açılacağı yönünde.
AB’ye Uyum İlaç Sektörüne 300 Milyon Dolar Yatırım Getirdi Dünyanın önde gelen 35 ilaç üreticisi ülke sıralamasında 16. olan Türkiye ilaç sektörü de AB müzakerelerinden etkilenecek. AB’ye uyumda ruhsatlandırma, tanıtım, fiyatlandırma, ambalaj ve etiketleme, farmakovijilans ve Türkiye İlaç Kurumu gibi temel alanlarda öngörülen 22 konudan veri imtiyazı dışındaki 21 mevzuat üzerinde, kamusal ve sektörel görüş birliğiyle bazı yönetmelikler yürürlüğe girdi.
Ancak Gümrük Birliği ile AB uyumu birçok alanda sağlanmış olsa da ilaç sektöründe veri koruması gibi konular hala tartışılıyor. Müzakere sürecinde veri koruması konusu Malların Serbest Dolaşımı ve Fikri Mülkiyet Hakları başlıklarında ele alınacak. Jenerik ve orijinal ilaç üreticilerini karşı karşıya getiren bu noktada AB’nin direktifi ile 8 yıllık veri koruması süresi 2 yıllık pazarlama imtiyazı ve ilaca eklenen bir endikasyonun onaylanmasıyla bir yıl daha uzuyor.
Jenerik ilaç üreticileri 1996’da doğrudan uygulamaya geçen veri koruma süresinde başka ülkelere tanınan geçiş süresinin verilmediğini ve birçok ilacın anlaşma gereği üretilemediğini savunuyor. Ancak AB’nin şartları kesin. Mevzuat uyumu sağlanamazsa Türk üreticileri AB ülkelerinde satış yapamayabilir. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği Başkanı Engin Güner’e göre uyum sürecinde ruhsatlandırma ve geri ödeme sistemleri de ele alınmalı. Güner, müzakerelere hazırlık çerçevesinde yürütülen çalışmaların sektörde önemli çapta istikrar sağladığına da dikkat çekiyor:
“Son iki yılda araştırmacı ilaç firmalarının yatırımları 300 milyon doları buldu. Fikri mülkiyet haklarının uygulanması haksız rekabet ortamı yaratan koşulları giderecektir. Ar-ge çalışmaları için uygulanacak akılcı politikalar, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını teşvik edecektir”.
Güner’e göre, sürecin sonunda Türkiye’de güçlü, yüksek teknolojiye sahip ve ihracat kapasitesi şimdikinden çok daha fazla olan bir ilaç sektörü ortaya çıkacak.
Sağlık Bakanlığı ise ilaç sektörünün AB ile uyum sürecini denetlemek ve ilaçların fiyatlandırılması gibi tartışmalara son vermek için AB’ye uyumlu hale getirilen yönetmeliklerin uygulanma koşullarını belirleyecek kılavuzlarını hazırlayacak “Türkiye İlaç Kurumu” adıyla yeni bir yapılanmaya gidiyor.
Kaynak: Referans Gazetesi
|