Türkiye’de hazır giyim sektörünün gelişimi son 30 yılda hızlandı. Tekstil sektörü ise daha uzun bir geçmişe sahip.
Hazır giyim, uygulanan ekonomik politikalara paralel gelişti ve öncülük yaptı. 70’li yılların başından itibaren, ithal ikameci ekonomi politikalarının uygulandığı dönemde, hazır giyimde, iç piyasaya yönelik üretim ve bu üretime yönelik sanayileşmeye başladı. 70’lerde ise sektör dış pazarları da takip etti ve Türkiye Avrupa’nın iplik-ham bez tedarikçisi haline gelmeye başladı. 1980’den itibaren, Türkiye’nin pazar ekonomisine dayalı dışa açık büyüme politikalarını benimsemesiyle ve uygulamasıyla birlikte ihracatın teşvik edilmesi ile sektör giderek dış pazarlara yönelik üretime de başladı.
Aynı dönemde hazır giyim, dış pazarlara yönelik fasoncu niteliğinde ve küçük atölyeler boyutunda üretim yapan bir yapıya büründü. 10 yıl boyunca, Avrupa ülkelerine daha çok basit ve temel ürünlerde maliyet-fiyat rekabetine dayalı avantajlarını kullanarak ihracatını geliştirdi. Sektörün 1980’de 106 milyon dolar olan ve toplam içinde yüzde 3,6 pay alan ihracatı 1990’da 2,9 milyar dolara çıktı. Toplam ihracat içindeki payı ise yüzde 22,4 oldu.
Sektör, 1990’lı yılların başında ise yeni bir döneme girdi. Yeni 10 yılın ilk yarısında organizasyon kapasitesini geliştirmeye başladı, atölye boyutundan çok sayıda orta ölçekli işletmenin yer aldığı bir yapıya geçildi.
Sektör bu dönemde ihracat ağırlıklı gelişimini sürdürdü. Avrupa piyasalarına yapılan ihracat genişlerken, ürün nitelikleri de artmaya başladı. Şirketler kendi yenilikçi ve yaratıcı kapasitelerini de geliştirmeye başladı. İhracat bu dönemde bavul ticareti şeklinde komşu ülkelere de yapılmaya başladı. 1995’de toplam hazır giyim ihracatı 6,2 milyar dolar olurken, toplam ihracat içindeki pay da yüzde 28,6’ya çıktı.
1996 yılı başından itibaren, AB ile GB’ye geçiş, hazır giyim sektörü için yeni bir gelişme noktası oldu. Sektör GB’nin yaratacağı avantajları değerlendirmek üzere kapasite artışına ve teknolojik gelişime yönelik geniş makine yatırımlarına yöneldi. Bu dönemde hızlı bir sanayileşmeyi de sağlarken, üretim teknolojisini de uluslararası standartlara ulaştırdı. Sektöre girişler de yoğunlaşmıştı, yaklaşık 15.000 ihracatçı üretici şirkete ulaşıldı. Sektör ölçekleri büyürken, KOBİ’lerin payı genişledi.
Aynı dönemde moda ve marka bilinci de yerleşmeye başladı. Türk şirketleri kendi tasarımlarını ve koleksiyonlarını geliştirmeye başlayarak, markaları ile uluslararası pazarlarda ilk kez yer almaya başladı. Ürün kalitesi ve nitelik hızla gelişmeye başladı. Yabancı yatırımların da artmaya başladığı bir döneme girildi.
Sektör, GB’nin sağladığı avantajları kullanarak Avrupa pazarlarında kalıcı bir yer edindi. Hazır giyimin ihracatı 2000’de 7,2 milyar dolara ulaştı. Sektör, aynı yıl ihracatı ile Avrupa’nın en büyük 2’inci, dünyanın en büyük 6’ıncı tedarikçisi haline geldi. Bu pazar payları bir Türk sektörünün ulaştığı ilk önemli paylar yakalanmış oldu. Kapasite ve teknoloji yenileme yatırımları sürdü.
2000’den itibaren, yine yeni bir değişim dönemi başladı. Aktif pazarlamaya yönelmeyle birlikte, sektör, kendi özgün tasarımları ve koleksiyonlarını üretmeye başladı, yurtiçi ve yurtdışında mağazacılık ve markalaşma ile Türk modacılarının varlığı hızla arttı. Aynı zamanda, daha hızlı, daha esnek bir şekilde parti üretime yöneliş başladı. Koleksiyon ve sezon sayıları artarken, üretim süreleri kısaldı. Şirketler üretim, pazarlama, organizasyon alanlarında etkinliklerini artırmaya çalışırken, Ar-Ge ve ürün geliştirme çalışmaları da arttı. Bu dönemde ürünlerin nitelikleri de gelişti ve dünya kalitesinde üretime ulaşıldı.
2005’e kadar, ihracat artışı da sürdü. Aynı yıl, ihracat 13,1 milyar dolara çıktı. Bununla birlikte, 2000’li yılların başından itibaren maliyet-fiyat-rekabet üçgeninde, başta Çin olmak üzere çok sayıda yeni ülkenin rekabeti yaşanmaya başladı. 1 Ocak 2005’te dünya ticaretindeki serbestleşme etkisi ile birlikte sektör yeni bir rekabet dönemine girdi.
Kaynakta, sektörle ilgili, sonraki yıllara yönelik yeni bir bilgi akışına ise rastlanmıyor.
Sektör 25 yılı dış pazarlar odaklı 30 yıllık gelişim süreci sonunda, geniş bir rekabet kapasitesine ulaştı ve yeni gelişme potansiyelini oluşturdu. Bilgi, tecrübe, know-how birikimine ulaştı.
Ancak bu araştırma verileri ile değerlendirme yaparken, dünyada ve onun etkisiyle Türkiye’de son dönemde yaşanan ekonomik krizin yansımalarını taşımadığını da hesaba katmak gerekiyor.
Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için derlenmiştir.