Sun Tekstil, Türkiye'nin en büyük tekstil firmalarından biri. Şirketin patronu Şükrü Ünlütürk, imkansızlıklar yüzünden liseyi devlet bursu ile parasız yatılıda okumuş. Üniversiteden sonra bir süre profesyonel olarak çalışmış. Daha sonra iki kardeş ve eşleri ile birlikte kendi işlerini kurmuşlar. Şimdi ise karşımızda İzmir'de 1200 kişinin çalıştığı 100 milyon euro cirolu dev bir tekstil firması var. Üstelik yaptıkları üretim tam da sektörün ihtiyacı olan katma değerli üretim. Pahalı üretiyorlar, kendi koleksiyonlarını yapıyor ve dünyanın önde gelen markalarına satıyorlar.
"Bizi bu devlet okuttu. O yüzden kendimizi hep borçlu hissettik. Bu borçluluk yüzünden kazandığımızı yata kata değil hep işimize yatırdık" diyen Ünlütürk ile sektörü, perakendede Jimmy Key markası ile başlattıkları atağı ve Türkiye'deki yatırım ortamını konuştuk.
İş hayatına nasıl başladınız? Bizim maddi durumumuz pek iyi değildi. O nedenle iki kardeş parasız yatılı sınavı ile okuduk. Ben İzmir'deydim, kardeşim de Söke'de. O nedenle kendimizi bu vatana hep borçlu hissettik. Okuldan sonra ODTÜ Maden Mühendisliğini kazandım. Yurtdışına gitme şansımız vardı ama işte hep bu borçlu hissetmek yüzünden gidemedim. Kalıp varımızı yoğumuzu yatırıma harcadık.
Okuldan sonra? Okuldan sonra bir müddet devlette çalıştım, sonra özel sektöre geçtim. Tekstil işine de Ankara'da Aytemizler şirketinde vardiya mühendisi olarak başladım. 1987 yılında da kendi şirketimizi kurmaya karar verdik.
Kimler vardı? Biz şirketi 4 mühendis, iki kardeş ve eşlerimiz olarak beraber kurduk. İzmir Bostanlı'da minicik bir atölyeden başladık ama ben ilk yıllarda dışarıda profesyonel olarak çalışmaya devam ettim. Ne zaman ki işler kendini döndürmeye başladı, o zaman dışarıda çalışmayı bırakıp 1990 yılında kendi işimin başına geçtim.
Kaç kişiydiniz? 1990 yılında 25 kişiye ulaşmıştık, ekipmanlarımız da artmıştı. İhracata yönelik fasonculuk yapıyorduk.
Neden iç pazar değil de ihracat? Ben hep ihracattaydım zaten, iç pazarı hiç bilmezdim. Profesyonel iş yaşamında da bütün müşterilerim ihracat tarafında oluşmuştu. Bu nedenle otomatikman ihracata yöneldik.
Sonrasında da işler büyümeye başladı. İnsanlar bize kredi açtı, güvendi, şansımız yaver gitti. Biz de o kazandığımız paralarla gidip katlar yatlar almadık kendimize, işimize yatırım yaptık. İşimizin en iyisini yapmaya çalıştık ve farklı yatırımlarla şirketi büyüttük. 22 sene önceye bakıyorum, ufacık bir atölyeden büyük bir entegre tesise dönüşmüşüz.
Sun Holding'in yapısı nasıl? Holdingde 3 firma var. Bir tanesi Sun Tekstil. Bu firma bir konfeksiyon imalatçısı ve ihracatçısı.
Fason üretim mi yapıyor? Hayır, hiç fason üretim yapmıyor. Kendi koleksiyonunu Avrupalı firmalara satıyor. Geçen yıl 34 milyon euro ihracat yaptık.
Hangi marka ile? Müşterilerin markası ile ama kendi tasarımımız. Biz koleksiyonu oluştururuz, sonra müşteriye götürürüz. Bazen de onlardan gelen taleplerle ortak koleksiyonlar üretiriz.
Müşteriler kim? Zara, H&M, Top Shop, Marks and Spencer, Next... İşimizin çok büyük bir kısmı o. Bir de iyi İtalyan markalarına ürün geliştirme hizmeti veriyoruz. Onlar modellerini kendileri yapıyorlar ama gelip kumaşı bizden seçiyorlar.
Diğer şirketler? İkinci şirket Ekoten, 20 milyon euro’luk bir yatırım ve sadece örme kumaş üretiyor. Türkiye'de yüksek kalite örme kumaşın ya birincisi ya ikincisidir, ama üç değildir. Herkesin yapamadığı kumaşları yapar, İtalyanlara bile kumaş satar. Pahalı işler üretiriz ve en ünlü markalara kumaş satarız. Bizim bu iki firmamız da her zaman sanayinin en büyük 500'ü arasına girer.
Toplam cironuz nedir? Perakende markamız olan Jimmy Key'i de eklersek, geçen yıl 100 milyon euro’ya yakın satış yaptık. Bunun yarısı ihracat. Bu arada geçen sene her şeye rağmen yüzde 30 büyüdük.
Nasıl oldu? Bizim herkesten farklı bir iş yapma biçimimiz var. Bu, hem tasarıma hem hıza hem de esnekliğe dayalı bir iş modeli. Uzakdoğu rekabetinin olamayacağı üç alandayız. Gidip adama koleksiyonu sunuyoruz, o seçiyor ve bize ister 500 parça ister 50.000 parça sipariş verebiliyor. Hatta bazen test için bile gönderiyoruz. Mağazasına koyuyor, eğer iyi giderse hemen yüklü bir sipariş veriyor ve biz de hızla gönderiyoruz. Kendi entegrasyonumuz olduğu için çok avantajlıyız. Ayrıca arkamızda çok büyük bir tasarım gücü var, ciddi ekiplerimiz var. Bu iş sadece ürün satma işi değil, biz yarattığımız modelle hizmet satar hale geldik.
Tam da katma değerli ürün yapıyorsunuz o halde… Aynen öyle. Tam orada duruyoruz işte. Biz bunu önceden gördüğümüz ve hazırlıklı olduğumuz için başarılı olduk. Mesela geçen sene kriz nedeni ile ortalık çok karanlıktı ve Uzakdoğu'dan alımlar bekletildi. Çünkü ne olacağı belli değil. Ama ikinci yarı ile iyimserlik başlayınca çok büyük bir talep geldi ve biz de hem kumaş hem konfeksiyonda büyüdük. Hatta konfeksiyonda yüzde 50'ye yakın büyüdük.
Bu sene ne olur? Eğer kurlar bizi öldürmezse yüzde 15-20 arası büyürüz. Bakın bizim iş modelimiz Türkiye'nin gelecekte başarılı olabileceği iş modeli. Türkiye tekstilde bunlara önem verecek. Türkiye üç fazlı üretim sisteminin en altındaydı, yani fasoncuydu ama şimdi işin içine tasarımın ve koleksiyonun da girdiği ikinci sıraya yükselmeye çalışıyor. Henüz geçmiş değil ama geçiyor. Herkes bunu yapması gerektiğinin farkında. Zaten Türk insanı müthiş kıvraktır, engel tanımaz ve şartlara kolay uyum sağlar. Dolayısıyla bu geçişi başaracağız.
Tekstilcilerin bu dönüşümün farkında olması iyi haber o zaman... Tabii ki, bu çok iyi bir haber. Mesela artık Laleli ve Osmanbey bunu yapıyor, yapmayana da yaşama şansı yok. Sonuçta sizin maliyetleriniz Uzakdoğu'ya ve Mısır'a göre hala yüzde 30-40 pahalı. Müşterinin bir ihtiyacına cevap vermeniz lazım ki adam sizden gelip o ürünü alsın, yoksa neden gelsin?
Bizim en büyük şansımız şu: Rakiplerimiz çok hızlı üretemiyor. Eğer Uzakdoğu'dan alım yapacaksanız bir alıcı olarak hem yüklü alım yapmanız hem de önceden haber vermeniz gerekir. Yani çok önceden yüksek bir satın almaya karar vermeniz lazım. Halbuki Türkiye'den daha düşük miktarlarda ve daha hızlı mal satın alabilirsiniz. Böylece adamın envanter riski ortadan kalkıyor. İşte siz bu ihtiyaca cevap vereceksiniz, hızlı olacaksınız.
Türkiye bu hızlı kaliteli alımların merkezi olur mu? Oluyor zaten. Türkiye tekstilde elini bileğini öptürmüş durumda. Çok iyi bir altyapısı ve harika bir tekstil sanayi var. Avrupa'da bizden daha güçlü bir endüstri var mı? İtalya bizden daha büyük katma değer üretiyor çünkü tasarım ve modada önde. Ama biz de hızla o noktaya doğru gidiyoruz.
Mesela bence önümüzdeki dönemde kesinlikle daha fazla Türk markası piyasada olacak. Hatta ben Türk markalarının Avrupa'da önemli satın almalar yapacağını da düşünüyorum.
Siz alır mısınız? Şartlara bağlı. Biz kuzey pazarı ve komşulara bakıyoruz. Fırsat çıkarsa belki değerlendiririz. Bakın burada markalaşma ve Türk markalarına her anlamda destek olmak çok önemli. En azından eşitler arasında Türk markasını seçmek gerekiyor. Dünyada bugün bir savaş var ve bir ülke markaları kadar güçlü. Ya bizim çok güçlü markalarımız olur ve onlar evrensel gerekleri yerine getirir, ya da biz ancak buradan fasonculuk yaparız. Malları göndeririz ama onlar işin tüm katma değerini ülkelerine aktarır.
Bu bir yerli malı yurdun malı gibi naif bir yaklaşım değil, bu başka bir şey. Sadece tekstil için de söylemiyorum, yiyecekte, içecekte, her şeyde. Ben markama sahip çıkarsam o da dışarıda rekabet eder. Ama ön şartı şu: Evrensel şartları yerine getirmiş olması lazım. Ülkemizde de istihdamı sağlayabilmek ve katma değeri artırabilmek için olabildiğince buna öncelik vermek ve markalarımıza sahip çıkmak lazım. Yoksa sonumuz Yunanistan olur... Hiç şaka değil.
Size ortaklık teklifi geliyor mu? Geçmişte İtalyan ve Pakistanlılarla bir iki görüşme oldu ama krizle birlikte her şey dondu. Bize güç katacak olan herkesle görüşürüz, işbirliğine de açığız. Sonuçta bu bir güç ve ölçek savaşı. Küçük ölçekli işlerin fazla yaşama şansı yok, herkes konsolide oluyor. Karşınızda 1000 mağazalık zincirler var ve siz 50 mağaza ile bunlarla rekabet edemezsiniz.
Jimmy Key olarak ilk mağazayı ne zaman açtınız? Biz ilk mağazayı 1992'de açtık, şu anda da 11'i otellerin içinde olmak üzere 35 mağazamız var.
Büyüme planı var mı? Biz geçmişte Jimmy Key'e yeterince kaynak ve zaman ayırabilecek durumda değildik. Yatırımları hep sanayi şirketlerimize yaptık ve oraya odaklandık. Ama artık fabrikalar kurtuldu ve büyüdü. Şimdi de dikkatimizi bu bebeğe veriyoruz çünkü hepsinden çok büyüyecek bir potansiyele sahip. Biz özellikle Batı bölgelerde hızla büyümeyi düşünüyoruz. Hedefimiz yıl sonuna kadar 50 mağazaya ulaşmak.
Mağazaları kendiniz mi açacaksınız? Yok, hayır, bayilik vereceğiz. Biz iyi perakendecileri arıyoruz. Anadolu'da kendi mağazası olan yüzlerce perakendeci var ve bunlar arayış içinde. Çünkü onun ürün satın aldığı yerden yandaki dükkan da alıyor. Satılanlar aynı olunca iş geliyor fiyata dayanıyor ve karlar düşüyor. Dolayısıyla bayilik arayan çok iyi perakendeciler var ve biz onlarla buluşacağız.
Yurtdışı planı var mı? Ukrayna'da 4 mağazamız var, beşincisini kendimiz Kiev'de açacağız. Ürünlerimiz orada çok tuttu. İran'da büyük bir grupla görüşüyoruz. Suriye ve Irak'ı da istiyoruz ama henüz vakit ve kaynak olmadı. Yunanistan'da 2 yerde satılıyorduk ama krizle birlikte durduk.
Oraya girmez misiniz? Aslında iyi satıyorduk ama bunların hepsi kaynak meselesi. Özellikle de insan kaynağı. Her ülke ayrı bir öğrenme, ayrı bir yerleşme demek. Özellikle Yunanistan çok zor bir pazar bu anlamda. Mesela Ukrayna daha kolay, insanlar daha çalışkan. Yunanlılar tam Akdenizli olmuş artık.
Kaynak: Bu yazı, www.kobifinans.com.tr için, Hürriyet Gazetesi’nden derlenmiştir.
www.hurriyet.com.tr
|