KobiFinans Türkiye' nin en büyük kobi portalı
Anasayfa Site Haritası English
 
   02 Aralık 2008, Salı
DERGİMİZ FORUM ÜYE SORGULAMA İLAN PANOSU
Ambalaj
Bilişim
Demir - Çelik
Deri - Ayakkabı
Elektronik
Enerji
Gıda/İçecek
Haberleşme
Hayvancılık
Kimyasal - Plastik
Madencilik
Makine - Metal
Mobilya/Orman Ürünleri
Otomotiv
Perakende
Sağlık
Tarım
Taşıma - Lojistik
Tekstil - Giyim
Turizm
Yapı - İnşaat


En Çok Okunanlar

İpuçları

Yatırımlarınızda kullanabileceğiniz finansman alternatifleri ve avantajlarını görmek için tıklayın.


İnternetten ticarete hala başlamadınız mı? Geç kalmayın...

Kitap Tanıtım
Girişimcinin Silahı : İş Planı

Paul BARROW

Know How - İyi İş Çıkaranları Diğerlerinden Ayırt Eden 8 Beceri

Ram CHARAN-Geri WILLIGAN

İlgili Linkler
Yerli Web Adresleri
OSTİM


"Hazırgiyimdeki Başarıyı Modada Devam Ettirelim"
Süleyman ORAKÇIOĞLU
Orka Group Yönetim Kurulu Başkanı
Orka Group’un kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. İlki 2002 yılında olmak üzere pek çok kez "Yılın Girişimcisi" ödülünü almış. Yurtiçinde 70 konsept mağaza, 110 satış noktası ile toplam 180 noktada, yurtdışında ise 30’dan fazla ülkede 47 konsept mağaza, 217 satış noktası ile toplam 264 noktada kurumun ürünlerine ulaşılıyor.

Orka Group’un vizyonu; dünyada erkek modasını yönlendiren, öncü ve lider ilk beş markadan biri olmak. Tasarımlarında Doğu ve Batı’nın sentezini sunan bir dünya markası olmak üzere çaba gösteriyor. Yıllık 5 milyon dolar ihracat gerçekleştiren grup, 8 bin metrekare kapalı alana sahip ve yılda 1 milyon gömlek, 400 bin adet pantolon ve 200 bin adet ceket üretiyor.

Süleyman Orakçıoğlu’nu daha çok İHKİB’in başkanı olarak tanımıştım. Ülkenin hazır giyimdeki gücünü ifade eden pek çok söylemini dinlemiştim. Söyleşimizde özellikle deneyimlerini paylaşmasını istiyorum. Türkiye’nin dünyaca ünlü tekstil markalarının ülkesi olabilmesi için neler yapılması gerek? Devlete düşen görevler nelerdir?
"Ben 2 yıl Birleşmiş Markalar Derneği’nin kurucu, beş yıl da İHKİB’in başkanlığını yaptım. Bu nedenle de şimdiyle beş yıl önce arasındaki farkı çok iyi görebiliyorum. Kısa süre içinde dünyanın dikkatini çektiğimize de inanıyorum. Ancak gelecekle ilgili hem kurumum hem de sektörümüz adına kaygı duyduğum konular var. Her sektörde olduğu gibi bizim de problemlerimiz var. Bir değişim sürecinden geçiyoruz ve her değişim sürecinde olduğu gibi sancılı oluyor. Hem devletten hem de sektörün yetkin oluşumlarından birtakım taleplerde bulunurken, biz ne yapıyoruz diye bakmak da lazım.

Zorlukları aşabilmek için ortaya gerekli enerjiyi koymak gerek. Bizim işimizde deneyim çok önemli, her görüşe de açık olmalıyız. Başkanlık görevimin ilk yıllarında kotaların kalkması ve Çin’in tüm dünya pazarlarına sahip olması meselesiyle karşı karşıyaydık. Bu zor dönemde klasik bir yönetici gibi hareket etseydim başarısız olurdum. Bir başka seçeneğim de ’Dünya Ticaret Örgütü ne diyorsa onu kabul edelim ve yürüyelim’ demekti. Ama ben bunların çare olacağına inanmamıştım. Tam tersine dünya ticaretini yönlendiren kurumların kararlarını sorgulamamız gerektiğini düşündüm. İyi organize olunca sonuçların alınabileceğini de göstermiş olduk. Bu dönemde 52 ülkeyi bir araya getiren "İstanbul Deklarasyonu’nu" oluşturduk. Avrupa Komisyonu’nun ticaretten sorumlu üyesi İstanbul’a gelmiş ve bizim deklarasyonumuz için, ’Üç-beş kendini bilmezin yaptığı nafile bir hareket’ demişti. Oysaki konu dünyanın gündemine girdi ve Bangladeş, Sri Lanka gibi ülkeler İstanbul Deklarasyonu fikrimize kurtarıcı gibi baktılar. Böylece 2005-2006 yılında Çin’e kota konulmasını sağladık. Bu önemli bir başarıydı ve dünya sivil örgütlerinin raporuna girdik. Bu dönemi uluslararası bir lobi faaliyeti olarak yönettik ve hazır tekstil sektörünün başkanlarıyla sıkı diyaloglarımız oldu. Bu ilişkiler de bize avantaj sağladı. Ben hiçbir sorunda yılmadım ve arkadaşlarımın sorun var dediği her şeyin çözümü için bir kez daha denemekten asla çekinmedim."

Anlaşılan sonuna kadar denemekten bıkmıyorsunuz. Peki, nasıl bir yönetim anlayışına sahipsiniz?
"İş hayatında önce disiplin diyenlerdenim. İşleri ciddiye almadığınızda, detayları küçümsersiniz. Yönetici olarak çok iyi bildiğim bir konuyu ekibimin de iyi algılamasını isterim. Empati yaparım. İşini takip etmeyen insana çok sinirlenirim. İş süreçlerini sonuna kadar sabırla izlerim. Süreçler önemlidir ama benim için süreçlerle birlikte sonuçlar da önemlidir. Çalışanlarıma taşıyacakları kadar yük vermem gerektiğine inanırım. Ekibimi iyi analiz ederim. Kimisi yenilikçi, kimisi analitiktir. Analitik düşünenleri, gelecekteki projelerde görevlendirirken iş bölümü yapmayı da severim."

Neyi yaptığınızda ’işte bu başarı’ dersiniz?
"Beni en fazla, bir marka oluştururken, her aşamayı yaşamış olmak mutlu eder. Markalaşma kavramı herkes için önemlidir ama biz bunu 20 yıl önce keşfetmiştik. Daha o yıllarda kendimize bir hedef çizdik. O hedef de Kaf Dağı’nın ardıydı. Çünkü artık sadece üretmek yetmiyor. Üretmek kadar pazarlama da çok önemli. Bizim dünyayı, dünyanın bizi keşfettiği dönem Özal dönemiydi. O yıllarda Türkiye’ye gelen yabancı markalar, kendilerine ortak arıyorlardı. Oysaki ben kendi markamla koleksiyon satmak istiyordum. Bu herkese macera gibi gözükse de farklı işlerle ortaya çıkmak istiyordum. Orakçıoğlu kardeşler olarak o dönemden başlayarak çok iyi bir iş bölümü yaptık. Kardeşim Halidun Orakçıoğlu tamamıyla tasarımlarımızla ilgilendi."

Yeni bir koleksiyon hazırlamak nasıl bir duygu?
"Yenilenmek olarak tanımlayabilirim. Bu bir değişim. Belki de üreticiliğimiz, yeni koleksiyon oluşturma konusunda sürekli heyecan duyuyor olmaktan kaynaklanıyor. Oysaki bulunduğumuz konuma gelene kadar öyle çok eleştirildik ki! Bu eleştirilerin çoğunun dozu da kaçmıştı. Beş-altı yıl önce dedik ki, "Dünyada şampiyonlar ligi var ama önce kendi ligimizde en iyisini yapalım ve belki bu lige de o zaman girebiliriz." Bir üst ligde olmanın belli kuralları var. Maddi manevi çok büyük fedakârlıklar yapmak gerekiyor. Dünya tasarım ofisleriyle diyaloğa geçtik ve hemen ardından da Prada’yı isim yapan kişi David Bradshaw ile çalışmaya karar verdik. Bradshow şimdilerde Tom Ford ve Calvin Klein’ın tasarımlarını da yapıyor. Ama sadece onunla çalışmaya başlamak da yeterli değildi. Moda çevrelerinin de sizi kabullenmesi gerekiyordu ki bu hiç kolay olmadı. Tüm PR çalışmalarımızı Türkiye’den farklı olarak Berlin ve Barcelona’da da yürüttük. Bütün bunları yaparken de dünyadaki değişimleri gözlemledik.

Küresel perakendecilik yapılanmasında upper class/daha üst sınıf dediğimiz departman store/tek markayı satan büyük mağazalarla, multi brand dediğimiz beş-altı markayı bir arada satan daha küçük olanları var. Bunların içinde yer alabilmek çok önemli ama öncelikle bu mağazalarda yer alan diğer markalara da kendinizi ispatlamanız gerekiyor, çünkü bu çevre çok seçici. Londra’da da seçkin markaları barındıran showroom’lar var. Koleksiyonumuzu buralara da kabul ettirebilmek için epey uğraştık. Geçtiğimiz sezon hem Milano’da hem de Londra’da vardık ama hâlâ; ’Siz orada da var mısınız?’ diyenler oluyor. Dünyanın birçok ülkesinden Japonya’dan, Rusya’dan dünyanın en iyi markalarını satan alıcıların showroom’larında koleksiyonlarımız sergilenmeye başladı. Ben buna Şampiyonlar Ligi diyorum. Üç metre atlayacaksınız ama sabretmeniz gerekiyor. Şu anda gündemimiz, Harvey Nickhols’un Londra’daki mağazasında ürünlerimizden daha çok satabilmek. Bilişim altyapımızdan bu satışları da kontrol edebiliyoruz. Ayrıca tasarımlarımızda kendi kültürümüze ait değerleri kullanıyoruz. Kravatlarımızda Selçuklu motiflerini, Çatalhöyük’ten çizgileri görebilirsiniz. Kendimize ait çizgilerle ortaya çıktığımızda bunun bize çok büyük getirisi olduğunu da gördük.

Yurtdışındaki satışlarımıza gelince; tabiî ki üst segmentteki pazarları hedeflediğimizden ötürü sıkıntılar yaşasak da çok iyiyiz. Bir bakıyoruz Barselona mağazasından Chelsea’nin antrenörü Jose Mourinho bizim markalardan alışveriş yapmış. Bir bakıyoruz yine Chelsea takımının ünlü oyuncusu Cristian Lampart da alışveriş yapmış ya da internetle sipariş vermiş. Berlin’de Brad Pitt ürünlerimizle ilgileniyor. Bahreyn’de Michael Jackson alışveriş yapıyor. Bunlar bizim için çok önemli ve bu örneklerin sayısı gittikçe artıyor. Şu anda Amerika için ayrı bir marka oluşumumuz var çünkü mevcut koleksiyonlarla ve fiyatlarla Amerika pazarında başarılı olmak mümkün değil. Bu nedenle de çok farklı bir strateji belirledik. Bu kurgunun ilk ihracatını da kısa süre içinde gerçekleştireceğiz."

Dünya tekstil pazarında rekabet çok yoğun. Bundan birkaç yıl önce Çin herkesin korkusuydu. Rekabet bitmiş değil ama şimdi neler yapılmalı, nasıl mücadele edilmeli? Devletten neler beklemeliyiz? Farklı tasarımın rekabette artısı olabilir mi?
"Çinlilerin ortaya koyduğu stratejiler ilginç. Masaya oturduğunuzda ikna edici olabiliyorlar. Çin mallarına kota koydurma sürecinde bile Çin heyeti bakan düzeyinde bizimle diyaloğu kesmedi. Diğer yandan sadece Çin değil, Bangladeş, Sri Lanka ile de ucuz işgücünden ötürü rekabet etmek mümkün değil. Bu arada bizde de altı yıldır istikrarla uygulanan bir ekonomi politikası var. Sektörde çok büyük sıkıntılar olmasına rağmen kamuoyunda bunun sadece tekstil ve hazır giyim sorunları olarak yer alması beni rahatsız ediyor. Aslında pek de doğru olmayan bir algı oluşturuyoruz. Bu da kamuoyunun bakış açısını farklılaştırıyor. Belki dile getirmiyorlar ama herkes bizi kaygıyla izliyor. 20 yıllık sektörel birikimin semeresini alabileceğimiz bir dönemde geriye gidiyormuş algısını oluşturmamalıyız. Ülkelerin imajlarını yukarıya taşıyan markalar hangi sektörlerden çıkıyor? Demir-çelik, otomotiv ya da inşaattan mı? Hayır! Ülke imajına katkıda bulunan moda markalarıdır. Biz hazır giyim endüstrisi olarak çok başarılı bir süreç yaşadık ama bu süreci moda endüstrisi olarak devam ettirmeliyiz. Bunun için de tasarıma değer vermeliyiz. Ama bunların hepsinin ötesinde global bir oyuncu olma arzumuz da olmalı."

Yurtdışında global oyuncu olmak zor desem, ne dersiniz? Güç birliği yapmanın bir faydası var mı?
"Biz Türkler birlikte hareket etmeyi, güç birliği yapmayı sevmiyoruz. Ölçek ekonomisine de inanmıyoruz. Küçük olsun, benim olsun diyoruz. Oysaki KOBİ’lerin tek başına küresel pazarda rekabet etmesi çok zor. Aksine bir şey söyleyince de, "Bu köyün delisi sen misin?" diyorlar. Bu söylemler girişimciliği ve cesareti engelleyen düşünceler. Ben özellikle gençlerimize inanalım konusuna vurgu yapmak isterim. Yeni jenerasyon kendilerine fırsat verilmesi için bekliyor. Çünkü biliyorlar ki hiçbir şey kitaplarda yazıldığı gibi değil.

Peki bu sektörde gençlere fırsatlar var mı?
"Öncelikle tekstilci ailelerin kendi gençlerine fırsat tanıması lazım. Şirket olarak çok genç bir ekibe sahibiz. Yaş ortalamamız 27. Gençlerle çalışmanın tek dezavantajı her şeyi tozpembe görüyor olmaları. İşe başlarken onlara, ilk 6 ay sizden hiçbir şey beklemiyorum derim. Oryantasyondan geçerler. ’Altı ay ben size sabredeceğim ama daha sonra siz bana sabredeceksiniz.’ diyorum. Dört yıl önce başlattığımız 7 ülke 42 sektör arasından Moda Tekstil İş Kümesi-MTK projesiyle 17 milyon Euro destek aldık. Sonuç, İstanbul Moda Akademisi’ni kurduk. Çok yakında dünyanın en önemli tekstil Ar-Ge merkezlerinden biri İstanbul’da hayata geçecek. Bu akademinin dünyanın en büyük moda kuruluşlarıyla ortak çalışan, her türlü lisansı veren bir kurum olmasını hedefliyoruz. Bunlar stratejik hamleler. İşin kolayı ise popülizm yapmak. Popülizm yaptığınızda belki o günü kurtarıyorsunuz ama geleceği kaybediyorsunuz."

Türkiye ekonomik açıdan sizce nereye gidiyor?
"Bana göre iyiye gidiyor, ama Türkiye’nin geldiği noktayı kendi içimizdeki kavgalar nedeniyle göremiyoruz. Kendi adımıza yaptığımız en büyük hata ise kavgalarımızın dünyanın da gündemi olduğunu zannetmek. Aslında bu gündemin dışına çıkabilsek dünyanın bize ihtiyacı olduğunu görüp büyük oyunculardan biri olabiliriz. Bu hangi anlamda diyeceksiniz? Türkiye’nin dış politika adına koyduğu tavrı beğeniyorum. Bir bakıyorsunuz Rusya başbakanı ile başbakanınız yemek yiyor, görüşüyor. Bir bakıyorsunuz Gürcistan ile diyalog içinde. Ülke olarak çok kolay bir coğrafyada değiliz. Güçlü olmamız birilerinin işine gelmeyecek ama kimin kimden ne istediğinin önemi yok! Bana göre Türkiye’nin marka olması her şeyden daha önemli."

’Bir ülke, markaları kadar zengindir’ diyenlerdensiniz. Türk markası çok az ama bu amaçla yola çıkanlar var. Umarım çabaları ürüne ve markaya dönüşür...
"Bu, 2001 yılında Birleşmiş Markalar Derneği başkanıyken girişe yazdırdığım bir slogandı. Marka olmak sadece ticari markalarla değil, sanat ve kültürle de doğru orantılıdır. Ülke insanının da kendi markalarına inanması ve güvenmesi gerek. Bizim insanlarımız ürünlerimizi Berlin’de, Londra’da, Barcelona’da gördükten sonra gelip satın alıyor. İlginçtir ki, dünyanın değer vermediği birçok markayı ülkeye getiriyor ve başımızın üzerine oturtuyoruz."

Damat’la Yola Çıktı, 117 Mağazaya Ulaştı
Orka Group, Süleyman ve Halidun Orakçıoğlu kardeşlerin ortaklığında yüzde 100 Türk sermayesiyle kurulmuş bir erkek hazır giyim şirketi. İlk markası 1986’da Osmanbey’de pazara sunduğu Damat. Önce yurtiçine yönelik çalışmalar yapan şirket kısa bir sürede yüzünü yurtdışına dönmüş. Orka Group, yeni ve özgün bir marka oluşturmayı kurum kültürü olarak benimsemiş bir kuruluş. Damat’ın hemen ardından Tween markası için de pazarlama ve tasarım yatırımı yapmaya başlanmış. ORKA Group’un sektörde ve mağazacılıkta bilinen markaları Damat-Tween-ADV. Yurtiçi ve yurtdışındaki konsept mağazacılık ve bayilik sistemine 1995 yılında hız kazandıran Orakçıoğlu kardeşler, Güney Afrika-Johannesburg’da da bir konsept mağaza açmışlar. Orka Group’un 340 çalışanı var ve bünyesinde Orka Tekstil AŞ, Orpa Pazarlama AŞ, Orsan Tekstil Konf. San. ve Paz. AŞ ve Red Tanıtım AŞ’den oluşan 4 ayrı kuruluş yer alıyor. Yurtiçinde 70, yurtdışında ise 30’dan fazla ülkede 47 mağazası bulunuyor. Group, Malezyalı Far Eastern Collections şirketi ile yaptığı anlaşmayla, Malezya, Hong Kong, Endonezya, Singapur ve Çin’de 8 mağaza açmayı hedefliyor.

Kaynak: Zaman Gazetesi/Günseli Özen Ocakoğlu

www.zaman.com.tr

 
 
Bu yazı 598 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.

Yılmaz: ‘Eğlendiren Alışveriş Modelini Benimsedik’
 
  Üyelik Girişi
Haberler

Tekstilde Kapatılan Fabrikalar Yeniden Açılıyor

21/11/2008

Kriz Kendi Modasını Yarattı

21/11/2008

Röportaj
"Tüketiciyle En Güçlü Bağı Krizde Kuruyoruz"
Yılmaz YILMAZ

"İnsanı Her Sabah Yataktan Çıkaracak Bir Neden Olmalı"
Step Halı’nın Sahibi

Konuk Yazar

Nur DEMİROK
Deodorant Etkili Çamaşırlar Kozmetik Üretimde Devrim Gibi


Kadir DİKBAŞ
Tekstilin Modası Mı Geçti?

Başarı Öyküleri
Öncü Tekstil, Sektöründe Bir İlki Başardı
Türk tekstilinin, rekabet sorunlarını inovasyon...

Kilimleriyle Kapalıçarşı’dan Dünya Markası Yarattı
Her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği İstanb...

Analiz-Araştırma
Tekstil İhracatı Artıyor
Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, tekstil sektörünün 2006 yılı ih...

21/11/2008

BİZİ TANIYIN  | ÇÖZÜM ORTAKLARI  | SIKÇA SORULAN SORULAR  | GÜVENLİK GİZLİLİK  | REKLAM  | KobiFinans RSS
KobiFinans'ı Öner Sık Kullanılanlara Ekle Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2008
Content by Kolay İçerik