ABD’de başlayan mali kriz, Avrupa ve diğer ülkeleri de etkileyerek küresel bir krize dönüştü. Krizin ekonomik boyutunun gerçek anlamda 2009 yılında hissedileceği konusunda tüm uzmanlar hemfikir.
Daralan küresel talep dolayısıyla ülkelerin hem dahili hem de dış ticaretinin, olumsuz etkilerini giderek artan bir şiddette göstermesi bekleniyor. Bu da küresel boyutta bir durgunluk yaşanmasının kaçınılmaz olacağını gösteriyor. Küresel pazarlara entegre olmuş serbest pazar ekonomilerinin olduğu ABD’den Japonya’ya kadar, tüm dünyada finansal krizin piyasalarda beklenen durgunluğun en az şiddette hissedilerek küresel ekonomilerin eski dengesine ulaşması en büyük beklenti haline geldi.
Piyasalarda durgunluk, ekonomilerin küçülmesi, ticari mal hareketlerinin zayıflaması, lojistik sektörü olarak lojistik faaliyetlerin hacminin küçüleceğini gösteriyor. Bu krizin de geçmiş krizlerde olduğu gibi ilk etkisini göstereceği sektör lüks tüketim sektörü, başta otomotiv ve beyaz eşya sektörleri olacağı söylenebilir. Krizin derinleşmesi halinde diğer sektörlerde de etkilerinin yavaş yavaş hissedilmesi kaçınılmaz. ABD’de General Motors, Almanya’da Opel’in finansal zorluk içine girmeleri, bu şirketlerin devlet yardımlarına yönelmeleri bu eğilimi doğrular nitelikte. Türkiye’de de durum benzer eğilim içinde. Bu sektörlerde üretim ve satışların yavaşladığı görülüyor. Krizin ortaya çıkması daha az ithalat ve ihracatın yapılmasına ve bu da reel sektöre hizmet veren lojistik şirketlerinin pazarlarını daraltacağına işaret ediyor.
Lojistik sektöründeki faaliyetlerin küçülmesi sektörün bütününde taşıma operatörleri, lojistik terminaller, gemi işletmecileri, depo-antrepo işletmeciliği yapan kuruluşlar gibi lojistik hizmet üreten tüm tarafların yanında, sektörde dolaylı hizmet üretenleri de etkilemesi kaçınılmaz görünüyor. Krize lojistik sektörü yönünden bakıldığında en büyük yurt dışı pazar olan AB’de yüzde 2-3’lük küçülme bile kriz olarak algılandığından, 2009’da son 5 yıldaki ihracat ve ithalat büyüme eğiliminin azalacağı görülüyor.
Son günlerde gündemde olan konuların başında, ‘Bu ve buna benzer finansal krizler fırsata dönüştürülebilir mi?’ sorusunun cevabı tartışılıyor. Fırsat kelimesi yerine krizlerden ders çıkararak krizi en az hasarla atlatmak, kriz sonrası döneme daha hazır hale gelebilecek bazı dönüşümlere ortam sağlayacak bir yapının kurulması olarak algılanmasının daha isabetli olacağı da bir başka görüş.
Bu açıdan bakıldığında, işletmelerin krizi atlatabilmesi için maliyetlerin azaltılması temel hedeflerden biri haline gelmeli. Bunun gerçekleştirilebilmesinde örgütsel yapının yeniden gözden geçirilmesi araçlardan biri. Ofis boy, yardımcı hizmetli gibi düşük gelirli çalışanlar başta olmak üzere, kozmetik çözüm olarak işten çıkarmalar yerine, işletme yapısında kurumsal gelişmeyi teşvik edici, çalışanlara güven veren, kalite temelli uygulamalara geçilmesi öncelik olmalı. Bunun yanında, fiyat rekabeti yerine kalite rekabeti öncelikli olmalıdır. Ayrıca bu dönemde güç olmasına rağmen, lojistik pazarlamada yeni müşterilere yönelik çabalara ağırlık verilmeli.
Bir başka hedef olarak, lojistik operasyonlarda bireysel işletme anlayışı ile hizmet üretmek yerine, verimlilik esasına göre rakiplerle pazarda rekabet ederken, diğer bir yandan bu rekabette ortak hareket edebilecek arayışlar da beraberinde gelmeli.
Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için, Dr. Metin Çancı’nın yazısından derlenmiştir.
|