Taşımacılık, üretimin fazla olduğu malların ihtiyacın bulunduğu bölgelere gönderilmesiyle başlamıştır.
Taşımacılık faaliyetlerin yoğunlaşması, mal üretimin seri üretime geçildiği 1900’lü yılların başından itibaren ivme kazanmaya başlamış, üretimin artabilmesi işlerde uzmanlaşmaya doğru yönelmeyle ortaya çıkmıştır. Üretim miktarlarının artmasına ve malların sirkülasyonunun daha da büyümesi yerel düzeyden küresel düzeye doğru belirli bölgelerde ticari hatlar ve pazarları ortaya çıkarmıştır.
Tarihi İpek Yolu küresel mal akışları içinde en önemli ticari hat ve pazarları oluşturan örneklerden biri olmuştur. Ticari hat ve bu hat boyunca oluşan pazaryerleri ilk dönemlerde taşımacıların kalacakları yerler ve eşyaların saklanacağı depolar şeklinde oluşmuş, daha sonra bu yerler ticari faaliyetlerin yoğunlaşmasıyla önemli şehir merkezleri haline gelmiştir.
İpek Yolu güzergâhının başlangıcı olan Çin’den Akdeniz’deki limanlara kadar eşyaların taşındığı güzergâh boyunca bazı şehirler ticari hareketlerin merkezi konumuna dönüşmüştür. Bu şehirlerden taşıma sistemleri arasında aktarma işlevi görenler ön plana çıkmış, ticari ve taşımacılık yönünden küresel anlamda düğüm noktaları olarak büyümüşlerdir.
Tarihi İpek Yolunda bu işlevi gören şehirlere İstanbul, Antakya, Lazkiye örnek olarak verilebilir. Bu şehirler karayoluyla Çin den gelen malların Avrupa’ya ulaştırmasında taşıma sistemlerinin denizyoluna aktarıldığı merkezler olmuştur.
Günümüzde bu tür işlevi gören şehirler Avrupa ya gelen denizyoluyla malların Avrupa’nın içlerine doğru karayoluyla transferinde Rotterdam, Hamburg, Antwerp gibi şehirler ön plana çıkmıştır. Malların akışlarında denizler, göller, dağlar gibi coğrafi engeller ile çöl veya buz gibi iklim koşulları bazen sınırlamış, bu durumlarda yük akışının sürdürülebilmesi yeni teknik imkânlar veya başka güzergâhlarla engelleri nedeniyle bu bölgelerde yerleşim sınırlı kalırken, taşımacılığın yarattığı birçok fırsatlarla mal akışını kolaylaştıran aktarma merkezleri olarak nehir kenarları, deniz kıyıları, göl kenarları ön plana çıkmıştır. Bu tür fırsatları oluşturan kentler deniz kıyısı olan İstanbul, Lizbon, Rotterdam, Boston ile nehir kıyılarında Viyana, Budapeşte, Belgrad gibi şehirler ticari değiş tokuş merkezleri olarak gelişmiştir.
Coğrafi ve iklim gibi doğal koşulların yanında aktarma merkezi fonksiyonları taşıyan bölgelerin ortaya çıkmasında başka faktörlerde olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan biri madenciliğin geliştiği bölgelerdeki yerleşimler bu madenlerin ticaretiyle büyüyerek önemli merkez konumuna ulaşmıştır. İngiltere deki Midland ve Almanya’daki Ruhr buna örnek olarak verilebilir.
Bir diğer etmen doğal güzellikleriyle turistik açıdan çekici merkezler şehirlerin büyüyüp gelişmesinde önemli olmuştur. Miami, Nice, Antalya gibi şehirler bu şekilde gelişmiş yerleşimlerdir. Üretim kaynağı veya turistik özellikleri olmamasına rağmen, bazı şehirlerin de yalnızca siyasi başkent olması nedeniyle geliştiği önemli merkez konumuna ulaştığı da görülmektedir. Ankara, Canberra gibi şehirler yalnızca siyasi başkent olması nedeniyle gelişen şehirleridir. Bunun dışında idari, kültürel, finansal faaliyetler gibi etmenler yüklerin aktarma merkezi olarak işlev görmese bile gelişen şehirler olmuştur.
Ticari, sanayi veya yerleşim yerleri olarak şehirlerin gelişmesinde taşımacılık teknolojileri önemli rol oynamaktadır. Malların akışını kolaylaştıran alt yapı ortamları taşımacılıkta yeni fırsatlar oluştururken, aksi durumlar şehirlerin gelişmesine yardımcı olamamıştır. Şehirlerin gelişmesinde bir diğer etmen ise, farklı taşımacılık türlerinin aktarılma imkânı sağlaması ve çok kolay erişimin sağlandığı ticari güzergâh üzerinde bulunması gelişime katkı sağladığı yerler olmuştur. İstanbul bu çerçeveden bakıldığında yukarıdaki özelliklerin birçoğuna sahip şehirlerin başında gelmektedir. Ancak taşımacılık ve dolayısıyla ticari yönden ülkemizin en önemli konumunu teşkil etmesine rağmen, bölgesel ve küresel yönden taşımacılık ve lojistik merkez işlevi görmede birçok fırsatları da taşıdığı anlaşılmaktadır.
Kaynak: Dünya Gazetesi/Dr. Metin Çancı
|