Türkiye’nin 1 milyon 900 bin hektarlık kullanılmayan ancak tarıma uygun olan arazisi var. Bu arazilerde enerji tarımı yapıldığı takdirde, 1 milyon 250 bin ton biyomotorin üretimi gerçekleşebilir. Bunun yanında Türkiye, petrol ithalatına her yıl milyarlarca dolar ödüyor. Giderek artan petrol fiyatları da alternatif enerji kaynaklarını gündeme getiriyor. Petrole bağımlılığı en aza indirmenin en iyi yolu ise "enerji tarımı".
Bu alanda Türkiye’nin çok önemli avantajları var. Coğrafi büyüklüğüne karşın, çorak ve çeşitli nedenlerden dolayı kullanılamaz durumdaki arazi miktarının oldukça yüksek olması en önemli nedenlerden biri. Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE) ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yaptığı ortak çalışmanın sonucunda, Türkiye’nin, 1 milyon 900 bin hektarlık kullanılmayan ancak tarıma uygun arazisi olduğu belirlendi. Söz konusu arazilerde enerji tarımı yapıldığı takdirde, örneğin Ege Bölgesi’nde 186.000-308.000 ton arası biyomotorin üretilebileceği belirtiliyor. Bu rakamlar, güneyde 48.000-226.000 ton arasında. Kuzeydoğu Anadolu’da 83.000-123.000 ton arası ve Karadeniz’de ise 82.000-123.000 ton arası biyomotorin üretimi bekleniyor. Toplamda tüm Türkiye’den elde edilmesi beklenen miktar ise 1 milyon 250 bin ton. Potansiyeller hayata geçirilebilirse, Türkiye’nin tarım kapasitesi 3 kat arttırılabilir.
Dünyadaki toplam biyomotorin enerji kaynağı, dünyadaki enerji tüketiminin 10 katına karşılık geliyor. Biyomotorin, bitkisel ve hayvansal yağlardan elde ediliyor. Odun, yağlı tohum bitkileri (kolza, ayçiçeği, soya vb.), karbon-hidrat bitkileri (patates, buğday, mısır, pancar, enginar, vb.), elyaf bitkileri (keten, kenevir, sorgum, miskantus, vb.), protein bitkileri (bezelye, fasulye, buğday vb.), bitkisel artıklar (dal, sap, saman, kök, kabuk, vb.), hayvansal atıklar ile şehirsel ve endüstriyel atıklar da, biyokütle enerji kapsamında değerlendiriliyor. Böylece çok sayıda alternatif katı, sıvı ve gaz yakıt elde edilebiliyor. En önemli dizel motoru alternatif yakıtı ise “Dizel-Bi” ya da “Yeşil Dizel” diye bilinen biyomotorin. İlk endüstriyel boyutta üretim 10.000 ton/yıl kapasiteye sahip bir tesis ile Avusturya’da yapılmaya başlandı. Ardından, Fransa başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde biyo-motorin üretim tesislerinin sayısı ve kapasitesi giderek artıyor. Çek Cumhuriyeti ise 16 tesisle dünyada en çok biyomotorin tesisine sahip ülke konumunda. 1998 yılı rakamlarına göre dünyada 21 ülke biyomotorin üretiyor.
Biyomotorin, Türkiye için mevcut olanaklarla uygulanabilecek en önemli alternatif yakıt seçeneklerinden biri. Üstelik biyomotorin üretim ve kullanımı için Türkiye, yeterli ve uygun alt yapıya da sahip. Türkiye’de kolza (kanola), ayçiçeği, soya ve aspir gibi yağlı tohum bitkilerinin enerji tarımını yapmak mümkün. Hükümetin almış olduğu son tasarruf önlemleri çerçevesinde yalnızca kanola ve soya ekimine destek veriliyor.
Örneğin kanolanın maliyeti buğday ve ayçiçeğinden daha düşük. Ayrıca, GAP Bölgesi’nde kanola ve/veya soya ekimi ile yılda 1,5 milyon ton biyomotorin üretimi yapmak mümkün. Almanya ve Avusturya gibi enerji tarımında başarılı olan ülkelerin uygulamalarının arkasında kanola tarımı yatıyor. Tarım sektöründeki birlik ve kooperatiflerin, nakliye şirketleri, belediyeler, hatta çiftçilerin mazot tüketimlerinin bir bölümünü kendi biyomotorin üretimleriyle karşılayabileceği söyleniyor. Ayrıca uzmanlar, yakın gelecekte motorin içinde belli oranda biyomotorin bulunmasının, başta AB ülkelerinde olmak üzere, zorunluluk haline geleceği konusunda uyarıda bulunuyor. Bütün ekonomik artılarının yanında biyomotorin ayrıca gerçek bir çevre dostu.
Muadillerinin çevreye verdiği zarar göz önünde bulundurulduğunda; biyomotorin üretimine ağırlık vermek çevre için de adeta bir görev niteliğinde. ABD’de küresel ısınmanın giderek artan etkisine karşılık olarak enerji tarımı alternatifi üzerine ağırlık veriliyor. Dünya’daki genel eğilim, enerji tarımının teşvik ve muafiyetlerle desteklenmesi yönünde. Türkiye mevcut alt yapısı ve teknoloji olanakları ile biyomotorin üretebilir ve uygulamaya hızla başlayabilir.
Dünya’da ve Türkiye’de Enerji Tarımı ABD: ABD’nin enerji tarımına destek vermesinin en önemli nedeni, dünyada yükselmekte olan küresel ısınma karşıtı hareketlere bir cevap verme çabası. Bir yandan iklim değişikliğine çözüm üretirken, diğer yandan da enerji politikalarını yeniden gözden geçiren ABD, Enerji Bakanlığı’nın yayınladığı "Bölgesel Biyokütle Enerjisi Programı" ile biyolojik kaynaklı enerjiye destek vereceğini ve geliştirilmesi için çalışmalar başlatacağını açıkladı. Yalnızca ülke içinde değil, kalkınmakta olan ülkelere de enerji tarımı konusunda destek olmayı planlayan ABD, tüm biyolojik enerji kaynaklarından maksimum yararlanma amacıyla enerji tarımına ve biyo-endüstri girişimlerine öncülük edeceğini belirtiyor.
AB: ABD gibi küresel ısınma tehdidinin yanında ayrıca enerji tarımına ve biyokütle enerjisi üretimine yönelerek 500.000 yeni iş alanı elde etmeyi öngörüyor. AB’de çiftçilerden boş arazilerini enerji bitkisi üretimi için kullanmaları isteniyor.
Türkiye: Enerji tarımının Türkiye açısından en önemli avantajı, enerjide dışarıya bağımlılığı en aza indiriyor olması. Bu anlamda çalışmalar arasında, örneğin; Ankara Üniversitesi’nin desteklediği bir çalışma sonucunda haşhaş yağından biyodizel elde edildi ve diesel motorda yakıt olarak başarıyla kullanılabildi. Ayrıca Türkiye’de son 3 yılda biyodizel üretimi için önemli ticari girişimler de bulunuyor. Bunlardan biri Ülker Grubu’nun AR-GE çalışmaları kapsamında biyoyakıt üretimine destek vermeye başlaması. Bu amaçla Ülker Grubu, İTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü’ne pilot reaktör bağışladı.
Ayrıca, EİE bünyesindeki “Biyokütle Enerjisi Proje Birimi”, çeşitli büyüklüklerdeki biyodizel projelerin Anadolu’da yaygınlaşması için çalışıyor. Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) dahil olmak üzere Sanayi ve Ticaret Bakanlığı nezdindeki bazı müdürlükler ortak bir çalışma ile alternatif sanayi alanlarını değerlendiriyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ise biyodizel üretimi için yağlı tohum bitkileri üretiminin arttırılması için, çeşitli çalışmalar yürütüyor.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 12.Sayı
|
|
|
|
Merhabalar, hızlı ve kısa bir şekilde konuya girecek olursak; Türkiye'de eğer girişimci iseniz çok paraya ihtiyacınız var. Bizim insanlarımız da doğal olarak az parayla çok şey isteyen tiplerdir. Ancak bu, günümüzde zor. Gencim, yaşım daha 18, arkadaşlarım bir çok şeyle vakit geçirirken ben iş alanı arıyorum. Hangi alanda verim alınır? Hangi alan gerçekten yararlıdır? Hangisinden pişman olmazsınız ve bizim için öncelikli olan; hangisi daha iyi kazanç sağlar? Bir treni ülkeye getirmek kolaydır ancak buna bir yol yapmak gerekir. Eğer tarımda teknolojiyi arıyorsak buna bir yol yapmalıyız. Yoksa birileri patikalar yapacak ve sektörden tat alınamayacaktır.
|
|
|
|
Bunları yetkililer bilmiyor mu? Neden bu işe eğilim göstermiyorlar? Ben kıraç alanda tarım yapan ve daha iyiye gidiyoruz diyenlerin aksine kötüye giden bir çiftçiyim. Çiftçinin kurtuluşu olan Kanola'nın ekimi, tohum temini ve satış noktalarında bizlere yardımcı olunmasını gerektiğini aksi taktirde on seneye kadar çiftçi diye bir şeyin kalmayacağını saygılarımla beraber sunarım.
|
|
|
|
Benim bu konuda çok büyük bir kaygım var. Ülkemizde kullanılan yemeklik bitkisel yağlar, ülkenin kendi kaynakları ile ancak ve ancak yarı yarıya karşılanabilmektedir. Bunu bile bile verimli topraklarımızı vatandaşın sofrasındaki yağı pahalandırarak değil, dünyanın en pahalı motorini üzerinden alınan ÖTV'yi düşürerek daha da verimli kullanabiliriz. Akaryakıt fiyatlarını ucuzlatmak için sofradaki yağı pahalandırmak kanımca dünyanın en yalnış politikasıdır. Ülkemiz yenilenebilir enerji kaynakları ile dolu iken ve bunların yatırım maliyetleride vatandaşın boğazından geçen lokma ile kıyaslandığında oldukça düşük iken, gelin akıllıca yatırımlar yapalım. Ülkemiz güneş enerjisi bakımından öyle zengin ki, ısınmada kullanılan doğalgaz ve fuel oil kullanımını düşürerek hem taşıt araçlarında kullanılan akaryakıt maliyetlerini düşürebilir, hem çevreye zararlı bir etkisi olmayan bir enerjiyi alternatif olarak kullanabilir hem de tarım arazilerimizi akıllıca kullanarak vatandaşımıza ucuz sofralık yağ sunabiliriz.
|
|
|
|
İyi günler, neden ülke olarak hep her şeyin sonundan başladığımızı bir türlü çözebilmiş değilim. Ya çok biliyoruz teferruata dalıyoruz, ya bilmiyoruz buna rağmen ahkâm kesiyoruz. Yazıda da görüyoruz biyomotorin inkâr edilemez faydaları olan bir olgu. Hem çevre dostu hem ekonomik getirisi olan bir faaliyet. Oldukça taraftar da buldu. Derme çatma türetiler de var, olacak da. Ama Devlet ne güne, birlikler ne güne? Kontrollü bir yaşamda bunların kapanması an meselesidir. Zaten zaman içinde kendiliğinden silinir giderler. Benim değinmek istediğim husus esas itibariyle bunlar değil. Yazıda bazı sektörlerde biyodizel kullanımı belirtildiği için yorum yazmak ihtiyacını duydum. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi yöneticisiyim. Bir sene önce kooperatif üyelerimize kanola ektirip bu üründen biyodizel elde ederek yine ortaklarımıza satmak üzere biyodizel tesisi yatırımı için plânlama yaptık. Hatta o zamanlar Tarım Birlik ve Kooperatif’leri üyelerinden alacakları yağlı tohum karşılığında üretilen biyodizelin üye çiftçilere kendi araçlarında kullanılmak üzere KDV ve ÖTV’den muaf olarak satılmasına olanacak sağlayacak düzenleme yapılacak denildi. Halâ da böyle bir imkân yaratılmadı ve mevzuat yönünden mümkün olmadığı EPDK'ya müracaatımıza bildirildi. Bekliyoruz böylesine yararlı bir çalışmaya olanak verecek düzenleme ne zaman yapılacak. Saygılar.
|
|
|
|
Bu konu hakkında ilk yorum benden gelsin o zaman, enerji sektöründe Türkiye’nin kaynakları gizli yahut açık durumdadır. Kimisi kullanılmakta kimisi kullandırılmamaktadır,böyle bir enerjinin Türkiye’de uygulanması için çok iyi bir alt yapı olmasa da büyük bir kaynak mevcuttur. Kaynağın en yararlı şekilde kullanılmasını bende çok isterim.
|
|