Dünya tarımında tarım ürünlerinin fiyatları yüzyıllar boyunca King Yasası’na göre değişirdi. İngiliz ekonomisti Gregory King’in ta 17. yüzyılda belirlediği bu yasaya göre belirli bir yılda bir ürünün fiyatı yükselince, çiftçiler sonraki yıl için o üründen daha fazla eker ve ortaya çıkan arz fazlası nedeniyle fiyatlar düşerdi.
Patates-soğan ikilisinde de aynı döngü izlenirdi. Bir yıl içinde patates fiyatı yükselince çiftçiler soğan yerine patates yetiştirmeye başlardı. Sonraki yılda patates fiyatları düşüp soğan fiyatları artınca, bu kez soğan gözde ürün olur, patates ekimi azalırdı. Fiyatlar bazen kuraklıktan bazen de artan stoklardan etkilenerek iner-çıkar ama bir süre sonra yine normal düzeylerine dönerdi. Tarım ürünleri fiyatlarındaki son yükseliş dalgası sonrasında bu tür bir tahterevalli hareketinin ortaya çıkma ihtimali giderek azalıyor. Dünya Bankası’nın uzmanları tarımdaki fiyat artışlarının 2010 yılına kadar süreceğini 2015’e kadar da yatay seyir izleyeceğini tahmin ediyor. Bu artış dalgasının aşağıda görüldüğü gibi çok sayıda nedeni olması, kısa sürede çözüm bulunmasını zorlaştırıyor.
Üçlüdeki Eşzamanlı Artış Fiyat artışı hareketi yalnız belirli bir üründe veya ürün gruplarında değil tarım ürünleri ile birlikte altında ve ham petrolde de yaşanıyor. Bu üçlünün birlikte hareket etmesi, olayın geçici olmadığını düşündürüyor. Bugünkü buğday, altın ve ham petrol dünya fiyatları fiyatlarını, 2000’deki fiyatlarla karşılaştırdığımızda bu durum daha net olarak görülüyor. 1998 yılında buğdayın bir tonu 120 dolar iken altının 31.1 gramlık onsu 295 dolardan, ham petrolün 159 litrelik 1 varili ise 27.39 dolardan alıcı buluyordu.
Sekiz yıl önce 1 ton buğdayın fiyatı, 16.34 gram altının veya 5.66 varil petrolün değerine denk geliyordu. Günümüzde ise altının onsu 920 dolardan, ham petrolün varili 113 dolardan işlem görüyor. Buğdayın tonu ise son haftalarda 472 dolara kadar tırmandı. Bugün 1 ton buğdayın fiyatı, 4.18 varil petrole ve 15.95 gram altına eşit düzeyde bulunuyor. Nispi fiyatların sekiz yıl öncesindeki düzeylerin biraz altına inmesi buğdaydaki ve tarım ürünlerindeki fiyat artışlarının kalıcı olduğu izlenimini veriyor. Bu nedenle ham petrol fiyatlarında önemli bir düşüş ortaya çıkmadıkça, tarım ürünleri fiyatlarında da bir gerileme beklememek gerekiyor. Bugünküne benzer bir artış dalgası 1971-74 döneminde de ortaya çıkmıştı. Arap-İsrail savaşı sonrasında ham petrol fiyatlarının bir yıl içinde yüzde 268 artması ve dönemin Sovyetler Birliği’ndeki kuraklık nedeniyle buğdayın tonu üç yıl içinde 75 dolardan 192 dolara tırmanmıştı.
ABD’deki Savurganlık ABD’de kişi başına günde 11.2 litre ham petrol türevi tüketiliyor. Oysa Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde ise aynı refah düzeyi günde 5-6 litrelik tüketim ile sağlanabiliyor. Akaryakıttaki savurganlık gıdada da yapıldığı için, bu ülkedeki talebin yüksek düzeyi, emtia fiyatlarının istikrara kavuşmasını önlüyor. Ünlü bilim insanı ve yazar Jared Diamond’un yaptığı bir hesaba göre, ABD’deki kişi başına tüketimin toplam değeri, Kenya’daki düzeyin tam 32 katına ulaşıyor. Dünya nüfusunun en zengin yüzde 20’sinin gıda tüketiminin değeri en yoksul yüzde 20’nin 16 katını buluyor. Bu tüketim ve talep dengesizliğinin orta vadede düzelmesi kolay olmayacağı için, dünya piyasalarındaki dalgalanmaların ve reel ekonomideki sıkıntıların daha uzun süre devam etmesi bekleniyor.
Talepteki İstikrarlı Yükseliş Hindistan ve Çin’de ekonomilerin son yıllarda hızlı büyümesi ve bu ülkelerde refah düzeyinin yükselmesi, hem gıda maddesi hem de ham petrol talebini istikrarlı bir şekilde yükseltiyor. İşte örnekler:
>>Hindistan’da 300 milyon yoksul eskiden günde bir öğünle yetinirken, şimdi iki öğün yemek yeme imkânını bulabiliyor.
>>Büyüme rekorları kıran Çin’de güçlenen orta sınıf dünya nimetlerinden artık daha fazla yararlanmak istiyor. 1985’te kişi başına 20 kilo olan domuz eti tüketimi bugün 50 kiloyu buluyor. Bir kilo et için 8 kilo yem gerektiği için Çin yüksek miktarlarda hayvan yemi ithal ediyor.
>>Rusya, Brezilya ve Türkiye’de istikrarlı büyüme, insanların tüketim standartlarını yükseltiyor. Zengin ülkelerin kendi refahlarından özveride bulunmaya yanaşmadıkları bir dönemde, gelişmekte olan ülkelerdeki bu sevindirici refah artışı talebi her yıl biraz daha yükseltiyor. Gelişen ülkelerde, milli gelirdeki büyüme ve nüfus artışı nedeniyle iç talep yükselirken üretim artışı daha düşük oranlarda kalıyor. Arzdaki artışın talebin gerisinde kalması ise fiyatları ister istemez yükseltiyor.
Arzı Azaltan Faktörler Tarım ve gıda ürünü talebinin arttığı bir dönemde arzın aşağıdaki nedenlerle azalması, fiyat düzeylerinin yükseklerde kalmasına yol açıyor.
Küresel ısınmanın maliyeti: Küresel ısınma tarımı iki yönden etkiliyor: Avustralya’da beş yıldır devam eden kuraklık nedeniyle hububat üretimi 25 milyon tondan 10 milyon tona kadar geriledi. Kuraklık Endonezya’yı da kasıp kavuruyor. Malezya ve komşu ülkelerde ise seller palm yağı ve soya yağı üretimini azaltıyor.
Etanolun etkisi: Yükselen petrol fiyatları nedeniyle başta ABD olmak üzere bazı ülkelerde tarımsal ürünlerin, akaryakıt hammaddesi olarak kullanılması da gıda maddesi arzını geriletiyor ve fiyatları tırmandırıyor. ABD hükümetinin mısır ve benzeri biyoyakıt kaynağı üreten çiftçilere sübvansiyon vermesi pirinç ve buğday üretiminin azalmasında etkili oluyor.
Doların zafiyeti: Petrol satan ülkeler, ihracat gelirlerinin satın alma gücünü korumak için ham petrol fiyatlarını dolardaki düşüş oranına yakın bir düzeyde artırıyor. Doların euroya karşı değer kaybettiği her dönemde ham petrol fiyatları da tırmanışa geçiyor. ABD dolarının bütçe ve dış ticaret açıkları ve Irak’ın işgalinin maliyeti nedeniyle kısa vadede değer kazanmasının zor olacağı beklentisi, ham petrol, altın ve buğday fiyatlarını yükseklerde tutuyor.
Türkiye’de Durum Yaklaşık 50 milyar dolar değerindeki tarımsal üretime sahip bulunan Türkiye, dünyadaki gıda ve enerji krizinden büyük miktarda tarımsal ürün ithalatı yapan ülkelere göre daha az etkilenecek. Tarımda kendi kendine yeterliliğin zor da olsa sürdürülmesi de, Türkiye için bir avantaj olacak. Çünkü tarımsal ürünlerde üretim artı ithalat ile tüketim artı ihracat toplamı, şimdilik birbirine yakın düzeylerde bulunuyor. Bu dönemde tarımın modernleştirilmesi için kapsamlı önlemlerin alınması gerekiyor. Son yıllarda finans sektörünün gölgesinde kalan tarımın yeniden yapılanması, sürdürülebilir bir büyüme ivmesinin oluşturulmasına önemli katkılarda bulunacak. Bu çalkantı ortamında yüzde 5.5’lik büyüme, yüzde 4’lük enflasyon hedeflerine ulaşmak imkânı her geçen ay biraz daha azalacak. Hükümetin 2008 makroekonomik hedeflerini gözden geçirmesi ve değişen koşullara göre gereken önlemleri en kısa sürede alması, Türkiye’nin bu zor dönemi asgari hasarla atlatmasını sağlayabilecek. Enflasyondaki yükselme trendinin nisan ayında da devam etmesi nedeniyle faiz oranlarını mevcut düzeylerinde tutacak ihtiyatlı bir para politikası da istikrarın devamında önemli bir faktör olacak.
IMF ve Dünya Bankası’nın acil durum alarmı verdiği, dünyada tüm hükümetlerin çıkış yollarını araştırdığı şu dönemde Türkiye’nin gündemine maalesef farklı konular getiriliyor. İktidar ve muhalefet partilerinin liderleri on yıllar öncesinden kalan defterleri karıştırmayı tercih ediyor. Oysa liderlerin bir Karagöz-Hacivat tartışmasını andıran demeç yarıştırmaları yerine halka gerçek durumu anlatması ve çözüm için atılacak adımları ve projeleri oluşturması gerekiyor.
Kaynak: Referans Gazetesi
www.referansgazetesi.com
|