KobiFinans
anasayfa Anasayfa
favorilere ekle Favorilerime Ekle
arkadaşına öner KobiFinans'ı Öner
rss RSS
Detaylı Arama
sub-bg-left
09 Şubat 2012 Perşembe
FORUM ÜYE SORGULAMA EĞİTİM MERKEZİ
sub-bg-right
Ambalaj
Bilişim
Demir - Çelik
Deri - Ayakkabı
Elektronik
Enerji
Gıda/İçecek
Haberleşme
Hayvancılık
Kimyasal - Plastik
Madencilik
Makine - Metal
Mobilya/Orman Ürünleri
Otomotiv
Perakende
Sağlık
Tarım
Taşıma - Lojistik
Tekstil - Giyim
Turizm
Yapı - İnşaat
En Çok Okunanlar
İlgili Linkler

Kitap Tanıtım
Wal-Mart Etkisi
Charles FISHMAN

Perakendecilikte Mağaza Düzenlemesi
Fatma DEMİRCİ


Whole Foods Market’in Gri Öyküsü

Whole Foods Market’in Gri Öyküsü Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), 2007 yılının başından bu yana "Accelerating CSR in New Europe" adlı bölgesel bir proje yürütüyor. Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Litvanya, Makedonya, Polonya, Slovak Cumhuriyeti ve Türkiye’yi kapsayan projenin amacı, sürdürülebilirlik prensiplerinin bu ülkelerdeki iş stratejilerine uygulanmasını teşvik etmek.

Avrupa Komisyonu’nun fon sağladığı projenin aşamalarından biri, gazetecilere yönelikti. 21-23 Ekim tarihleri arasında, projenin yürütüldüğü 8 ülkeden 3’er gazeteci, konu hakkındaki bilgi birikimlerinin artırılmasının hedeflendiği bir gezi programına katıldı. Gezi programının bir bölümünde üç gruba ayrılan gazeteciler, sosyal sorumluluğu prensip olarak benimsemiş şirketleri ziyaret ettiler. Benim grubuma, dünyanın en büyük doğal ve organik yiyecek süpermarketi Whole Foods Market düştü. İşte, sürdürülebilirliği iş süreçlerine uygulayan bu şirketin sıradışı öyküsü.

Whole Foods Market Kuzey Amerika ve İngiltere’deki 194 mağazasıyla, dünyanın en büyük doğal ve organik yiyecek süpermarket zinciri. Şirketin kuruluş hikayesi 1978’de başladı. 25 yaşındaki üniversiteden terk John Mackey ve 21 yaşındaki kız arkadaşı Rene Lawson, aile ve arkadaşlarından 45 bin Dolar borç alarak, Austin’de SaferWay adlı küçük bir doğal yiyecek dükkanı açtılar. Burası, Mackey gibi tamamen vejetaryen bir dükkandı. Hatta tüm Teksas’taki tek vejetaryen süpermarketti. Dükkanın giriş katında süpermarket, birinci katında ise sağlıklı yiyecekler restoranı vardı. İlk yıl 300.000 dolarlık satış yaptılar. 2 yıl sonra SaferWay, başka bir doğal yiyecek satıcısı Clarksville Natural Grocery’yle birleşince, ilk Whole Foods Market açıldı. Takvimlerin 20 Eylül 1980’i gösterdiği bu tarihte Whole Foods, 1.125 metrekarelik alanı ve 19 çalışanıyla, zamanın standart sağlıklı yiyecek dükkanlarına kıyasla epey büyüktü. 1984’te marketin genişlemesi başladı, 90’larda diğer küçük doğal yiyecek zincirlerinin onlarcasını satın alarak devam etti. Bu arada gelen talebi göz önüne alarak et ürünlerini de portföyune kattı. Şirket 2000’li yıllara, Kuzey Kaliforniya’daki Food for Thought ve Atlanta’daki Harry’s Farmers Market’i satın alarak girdi. 2004’te ise Londra’daki 7 Fresh and Wild dükkanını satın alarak ilk kez Avrupa’ya açıldı. Whole Foods Avrupa’ya, Londra’daki "amiral gemisi" mağazasını ise 6 Haziran’da, şehrin geliri en yüksek bölgelerinden birinde bulunan High Street Kensington’da açarak girdi.

Marketten Çok Bir Alışveriş Merkezi Gibi
İşte High Street Kensington’daki bu mağaza, UNDP’nin eğitim amaçlı gezisine katılan gazeteciler olarak bizlerin ziyaret ettiği 3 işyerinden biriydi. Whole Foods Market’in sosyal sorumluluğu iş yapışına nasıl uyguladığı, şirketin felsefesi ve sıradışı kurucusundan önce, mağazanın fiziki şartlarından bahsetmekte fayda var. Bir kere burası bildiğimiz marketlerden epey farklı. Marketten çok mağaza, hatta tek başına bir alışveriş merkezi görünümünde.

7.200 metrekare büyüklüğündeki, 3 katlı mağazanın birinci katında çeşitli kurabiyeler, ekmekler, pastalar bulunan bir fırın, 400 çeşit peynir bulunan bir peynir odası, zeytin, şarküteri, şarap reyonları, bir otelin açık büfesini andıran bir hazır yemek bölümü (buradaki yiyecekleri 55 mağaza içi şefin günlük olarak hazırladığı belirtiliyor) ve çiçek reyonu var. Birinci katında sebze ve meyve, taze meyve suyu, çay, kahve, donmuş yiyecekler, et, balık, ekolojik kıyafetler ve ev eşyaları, vücut bakım ürünleri bulunuyor. Burada ayrıca Whole Vücut Kliniği ve Bakım Odaları denen, cilt bakımı ve masaj yaptırılabilen bir bölüm mevcut. Mağazanın üst katı ise restoran olarak tasarlanmış. 350 kişi kapasiteli bu katın düzeni, bizim alışveriş merkezlerindeki yemek katları gibi. Ancak seçenekler sıradışı ve çeşitli: Tropik meyveler ve sebzelerle yapılan karışımları tadabileceğiniz taze meyve suyu bölümü, istediğiniz müslileri seçip kendi karışımınızı oluşturabildiğiniz yoğurt bölümü ile krep ve waffle, dondurma ve sorbe, puding ve kek, bira, istridye ve şampanya, meze, İtalyan pizzası, ızgara, suşi ve sake bölümleri var. Üst katın bir köşesinde ise, şirketin oluşturduğu Whole Planet Vakfı ve Animal Compassion Vakfı’nın ürünleri satılıyor. Bu köşenin geliri tabii ki bu vakıflara gidiyor. Mağaza Müdürü Mark Woollard mağazanın farklı yapısını, "İnsanların vakit geçirmek isteyecekleri bir yer olmayı istiyoruz" sözleriyle açıklıyor. Ben tanık olmadım ama rivayete göre, mağazaya aç girip tatma önerileri sayesinde tıka basa doymak mümkünmüş.

Cirosu 5,6 Milyar Dolar, 43.000 Çalışanı Var
Whole Foods’un geçen yılki cirosu 5.6 milyar Dolar’ın üzerinde. 43.000’den fazla çalışanı var. Mottosu "Tüm yiyecekler, tüm insanlar, tüm evren" olan şirket organik, işlenmemiş ve sağlıklı üretime olan bağlılığından gurur duyuyor. 1998’den bu yana Fortune’un "Çalışmak için 100 en iyi şirket" sıralamasında yer alan şirket, bu yıl 5’inci sıradaydı. Kurumsal sosyal sorumluluğun "tüm paydaşlarına yani çalışanlar, tedarikçiler, çevre, toplum ve hissedarlarına karşı sorumlu olma" tanımının bu şirkette nasıl hayata geçtiğini açıkça görmek mümkün. Çalışanların başlangıç maaşları, saat başına 10 dolar. Bu, ABD’deki aynı işte çalışanlara verilen asgari 7.25 dolar/saat maaşa göre yüksek bir rakam. Ayrıca sağlık sigortası ve hisse senedi opsiyonu uygulanıyor. Bu hisse senedi opsiyonlarının yüzde 93’ü, yönetici olmayan çalışanların elinde bulunuyor.

Karının Yüzde 5’ini STK’lara Bağışlıyor
Sürdürülebilir tarımı teşvik etmek, çevreyi ve tarım işçilerini korumak için organik tarım destekleniyor. Şirket her yıl, bir günlük kárının yüzde beşini sivil toplum kuruluşlarına (STK) bağışlıyor. Ayrıca her üç ayda bir mağazalar çapında düzenlenen ’yüzde 5’ günleriyle satışların yüzde 5’i yerel bir STK’ya aktarılıyor. Mağazaların, yereldeki STK’larla işbirlikleri de oluyor. Mesela Londra’daki mağaza, Royal Parks Vakfı’yla yürüttüğü işbirliği kapsamında, mağazanın yakınındaki Kensington Bahçeleri adlı parkın ağaçlarının yenilenmesini destekliyor. Mağazadaki ürünlerin yüzde 45’i organik. Yapay boya, koruyucu madde, hidrojen yağlar vb. içeren hiçbir ürün satılmıyor. Yani burada kola bulmanız imkansız. Şirket, en iyi organik ve doğal ürünleri satmayı ilke edindiği için küçük, özellikle de yerel üreticilerden, ’adil ticaret’ prensipleriyle alım yapıyor. Londra’daki mağazanın açılışında dağıtılan basın bülteninde, şirketin sürdürülebilirlik anlamda yaptıkları şöyle anlatılıyor: Mağazanın elektrik ihtiyacı Ecotricty adlı, tamamen rüzgar enerjisiyle elektrik elde eden şirketten sağlanıyor. Mağazada önceki müşterilerin atıklarından yapılma plastik torbalar kullanıyor. Cam, kağıt, plastik ve konserve kutuları için geri dönüşüm öneriyor. Tüm yiyecek atıkları öğütülüyor. Çalışanlara organik pamuk ve geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılmış kıyafetler giydiriliyor, mağaza içindeki restoranlarda yeniden kullanabilen ve yıkanabilen kaseler kullanıyor, araç parkı oluşturulmayarak insanlar toplu taşımayı kullanmaya teşvik ediliyor.

K
ahraman Mı, Kapitalist Mi?
Whole Foods’un başarısının, kurucusu John Mackey’in "biraz hippi, biraz da kurnaz işadamı" yönetim stilinde yattığı söyleniyor. Mackey çevre hareketinin hem kahramanı, hem de antikahramanı olarak anılıyor. Bu eleştirilerin birinci dayanağı Mackey’in ithalat yapan, küçük tüccarı aradan kaldırıp yerel çiftçilere yöneler ve yerel yiyecek ağlarını yok eden büyük bir operasyonu yürütüyor olması. Mickey bu konu sorulduğunda, "Konsolidasyon büyüyen her sektörde olan bir şey. Çünkü müşteriler her zaman fiyatların daha düşük olmasını istiyorlar. Organizasyonun büyüklüğü ve düşük fiyat önerebilmesi arasında doğrudan bağlantı var. Aynı Wal-Mart’ın o kadar çok şeyi bu kadar ucuz fiyata, büyük olduğu için satabilmesi gibi. Bizim birinci önceliğimiz müşterilerimiz. Mağazalarımızda mümkün olan en fazla sayıda yerel yiyeceği sunuyoruz çünkü buna büyük talep var" yanıtını veriyor. Eleştirilerin bir diğer nedeni, çalışanların sendika örgütlenmesine katılmalarını önlemesi. Mackey böyle bir önlemenin söz konusu olmadığını, bunun yasalara aykırı olduğunu söylüyor: "Bizim çalışanlarımız sendikaya girebilirler, ancak bunu istemiyorlar."

Mackey 2004’te yayınlanan bir röportajında, "Sürdürülebilir veya etik konularla, kar edebilirlik arasında bir zıtlık olduğunu düşünmüyoruz. Bizim için, en önemli paydaşımız hisse sahiplerimiz değil, müşterilerimiz. İşimiz, ana müşteri tabanımızın ihtiyaç ve isteklerine cevap vermek. Biz bir ’bütün’ marketiz, ancak ’kutsal’ bir market değiliz. Bu işi bir ideolojiyi tatmin etmek için değil, müşterilerimize hizmet etmek için yapıyoruz" diyor.

Sonuç olarak Whole Foods, bazı gri alanları olsa da, sosyal sorumluluğu işe uygulamada başarlı bir örnek. UNDP’nin etkinliğinin kapanış toplantısında, UNDP Litvanya’dan Indre Kleinaite, iş dünyasında bu gri alanların olmazsa olmaz olduğunu güzel bir alıntıyla açıkladı: "Yazar Paul Lewis’in bir sözü var. ’Kafam kapitalist, kalbim sosyalist, ruhum anarşist’ diyor. Ve ben, tüm bunların birleşiminden oluşuyorum. Bir şirketi de bir insana benzetmek mümkün. Önemli olan, bu bileşimin yararlı bir sonuç ortaya koyması."

Ördek Standartları Nasıl Oluşturuldu?
Whole Foods, hayvanlara insani muamele standartları uyguluyor. Şirketin kurucusu John Mackey, vejetaryenlikten veganlığa (hayvan eti yememenin yanında kaşmir, yün, yumurta gibi hayvan ürünlerini de kullanmayan kişilere deniyor) geçmiş biri. Bir habere göre, bu geçiş sürecinde onu 2003’teki hissedar toplantısında ördeklerle ilgili standartları nedeniyle protesto eden hayvan hakları aktivisti Lauren Orneals’tan yardım görmüş. Daha sonra Orneals’la iletişimde kalıp, söz konusu standartların iyileştirilmesini sağlamış. 2004’te verdiği bir röportajda, ördek standartlarını şöyle anlatıyor: "Amerika’daki ticari çiftliklerde yetiştirilen ördekler hiç dışarıya çıkmıyor yani gün ışığı veya temiz hava alamıyor. Ördeklerin suya ulaşabilmeleri, yüzmeleri gerekir. Bu suyun temizliğinin standartlarla belirlenmesi gerekir. Ördeklerin çevrede kendi yiyeceklerini bulmaları gerekir. Çiftliklerde ise beslenme, tamamen otomatize edilmiş bir süreç. Birçok hayvan canlı canlı gagaları, tırnakları kesilerek sakat bırakılıyor. Biz bunları yasaklıyoruz."

Kaynak: Hürriyet İnsan Kaynakları Gazetesi / Gaye Güzelay
 
 
Bu yazı 5776 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
30 Metrekarelik Dükkândan 6.2 Milyon Dolar’lık Şarküteri Yarattı
Ayda 6 Mağaza Açan Mağaza: Tekzen
Mağazanın Önüne Oyuncak Koydular, Gurbetten Patron Döndüler
Tişörtü Pakete Sıkıştırıp Sattı, Kendi Pazarını Yarattı
 
Üyelik Girişi
Üye Olmak İstiyorum
ebultenkayit
Aylık KobiFinans E-bülten'e üye olmak için lütfen bilgilerinizi doldurun.
kobifinans “Raf Düzeni, Ürüne Değer Katar”
Cemil AZDER

kobifinans "Burası Modanın, Eğlencenin ve Lezzetin Merkezi"
Kazım ÇİZMECİ
 
kobifinans Her Mağazanın Bir Kokusu Olmalı
Nur DEMİROK

Perakende 2015: Daha Az Mağaza, Daha Çok Teknoloji
Güventürk GÖRGÜLÜ
 
30 Metrekarelik Dükkândan 6.2 Milyon Dolar’lık Şarküteri Yarattı
kobifinans 30 metrekarelik bir kasap dükkânıyla iş hayatına atılan ...

Ayda 6 Mağaza Açan Mağaza: Tekzen
kobifinans Tekzen Genel Müdürü Ahmet Işıkgece bugünlerde işten ...
 
footer-left
Bizi Tanıyın Çözüm Ortakları Güvenlik ve Gizlilik Sıkça Sorulan Sorular Reklam Ödüllerimiz
Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın Site Haritası
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2010