Gelecek 10 yıl içinde özel tüketim harcamalarında görülecek 75 milyar ile 120 milyar dolar arasındaki artıştan en büyük payı modern perakendeciler alacak. Bu artış rekabeti yoğunlaştırırken, gerileyen kazanç oranları birleşmeleri zorunlu hale getirecek. Tüketim harcamalarının 10 yıl içinde yüzde 100’ün üzerinde büyüme ihtimali yerli ve yabancı sermayenin perakendeciliğe ilgisini daha da artıracak. Avrupa Birliğine girmeye hazırlanan Türkiye’de perakende sektörü, geleneksel alışkanlıklarını gözden geçirip kendi iç dinamiklerini değişen tüketici alışkanlıklarına uydurmak zorunda. Bunun en önemli yollarından biride Türkiye’de yavaş ilerlemesine rağmen ‘e-ticaret’ ile yapılacak alışverişler perakende sektörünün itici gücü olacaktır. Perakendeye hizmet veren toptancıdan’dan rafçıya kadar her türlü sektörde teknolojik gelişmelerden nasibini alacaktır.
AB perspektifi ile baktığımız zaman şirketlerin önceliği kurumsallaşmaya vermeleri lazım. AB’ye girmeye hazırlanan Türkiye’nin perakende sektörü altyapı, kurumsallaşma, insan ve teknoloji konularına öncelik vermeleri gerekiyor. Bu süreçte Hükümetinde perakendeye verdiği önemi artıracağına ve perakendenin gelecek 10 yıl içinde insanların meslek seçerken tercih edeceği ilk üç sektör arasında yer alacağına inanıyorum. Bu nedenle perakendecilik meslek lisesinin kurulması gerekliliği doğacaktır. Ama ilk aşamada sertifika programlarının düzenlenmesi gerekecektir.
Sektörde yasal belirsizlik, geçmişte yaşanan ekonomik krizler özellikle yabancı yatırımcıları ürkütüyor. Bürokratik engellerin kaldırılması ve yatırımın yapılacağı arazinin bulunabilmesi yabancı yatırımcıların üzerindeki çekimserliği nispeten azaltacaktır. Yapılan araştırmalar, Türkiye’de organize perakendecilerin payının yüzde 30’lar civarında olduğunu gösteriyor. AB ile birlikte başlayan süreçte ise bakkal, büfe ve Pazar gibi geleneksel yapıların payının azalması bekleniyor. Bu nedenle sektörde organize perakendeciler açısından büyüme potansiyelinin yabancıların ilgisini çekeceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla AB ile yakınlaşma sürecinde, yabancı marka gelişi artarak devam edecek. Bu sayede sektördeki rekabet renklenecek ve kayıt dışı ekonomi ile mücadelede de önemli adımlar atılacaktır.
Ünlü markaların taklitlerinin pazarlarda, çarşılarda satıldığı aşikâr. Türkiye bir nevi taklit cenneti. O ürünün marka olması için yıllarca emek ve para harcayan marka sahiplerinin ürünleri de büyük ölçüde AB’ye giriş sürecinde bu haksız rekabetten galip çıkacaktır. Marka sahipleri pazar paylarını düşüren ve markasının imajını zedeleyen taklit mal üretenlere karşı yılar süren mücadele sonunda büyük ölçüde mesafe kat etmiş olacaklardır. Aynı zamanda devlette çoğu kayıt dışı ekonomiye akan bu malların piyasadan büyük ölçüde silinmesiyle daha az vergi kaybına uğrayacaktır.
Türkiye pazarına uluslararası yeni perakende şirketlerinin girmesi, mevcut perakende şirketlerinin yatırımlarını artırması ve yabancı dev perakende şirketlerinin Türkiye ile ilgilenmesi rekabetin giderek keskinleşeceğini gösteriyor.
Türk perakende sektörü büyük bir rekabet ortamında. Üstelik yabancıların gelmesiyle bu rekabet daha da büyüyecek. Bunun sonucunda küçük marketlerin ve yerel zincirlerin azalacağı, belirli bir süre sonunda sadece büyüklerin ayakta kalabileceği biliniyor.
Ortaya Gömme AB’ye girmeye hazırlanan Türkiye’nin perakende sektörü altyapı, kurumsallaşma, insan ve teknoloji konularına öncelik vermeleri gerekiyor. Bu süreçte hükümetinde perakendeye verdiği önemi artıracağına ve perakendenin gelecek 10 yıl içinde insanların meslek seçerken tercih edeceği ilk üç sektör arasında yer alacağına inanıyorum.
Kaynak: www.perakende.org
|