Günümüz dünyasında kendimizi önce mesleğimizle var ediyoruz. Tamam, belki meslekten önce memleketimizi de araya sıkıştırıyoruz kendimizi tanıtırken ama yine de sosyal ortamlarda kimliğimizi asıl şekillendiren ne yaptığımız. Çoğu zaman tesadüfler sonucu bir işe giriyoruz, şanslıysak çok seviyoruz ve kimliğimizin ayrılmaz bir parçası haline getiriyoruz. Ancak iyi yöneticilerin profilini incelediğimizde farklı bir manzarayla karşılaşıyoruz. Önce belirgin, oturmuş bir kimlik oluştuğunu, ardından seçilen mesleğe bu kimliğin tüm özelliklerinin itinayla işlendiğini görüyoruz.
Alp Önder Özpamukçu, her zaman hukuk okumak istemiş, işletme eğitimini aldıktan ve işini seçtikten sonra bile mesleğinin bu isteğini köreltmesine izin vermemiş, kararlı bir yönetici. Tam 13 yıl önce Koçtaş’ta başladığı kariyerini bugün aynı şirketin tepe noktasında sürdürüyor. Potansiyeline yürekten inandığı Türkiye’nin, belki de en büyük gelişmeler beklenen sektörü perakendecilikte, kimliğinin tüm izlerini ortaya koyarak ekibini başarılara taşıyor.
Hangi mesleği yapacağınıza nasıl karar verdiniz? Ne olacağım konusunda çocukken hiç net değildim. Lisede avukat olan babamdan etkilenerek hukuk okumaya karar verdim. Ardından, sınav sistemi malum, İstanbul Üniversitesi’nde İngilizce İşletme bölümünü kazandım ve keyifle okudum. Sosyal, değişik yönlerden meselelere bakma becerinizi artıran, hem duygusal hem akılcı tarafınızı geliştiren bir branş.
Hukuk okumakta kararlıydınız yine de. Açıkçası işletme fakültesini okurken dahi bir yandan da "Ben hukuk da okumalıyım" diye aklımdan geçiriyordum. Üniversiteyi bitirir bitirmez askere gittim ve askerdeyken de üniversite sınavlarına girdim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Askerliği bitirir bitirmez kaydımı yaptırdım. Hemen ardından da Koçtaş’ta işe başladım. Yöneticilerimin anlayışı sayesinde ikinci üniversitemi de okumuş oldum.
Koçtaş’la yollarınız nasıl kesişti? Bir gazete ilanı üzerine başvurdum. İş ararken sadece belli kuruluşlara başvurmayı düşünüyordum. Koç Grubu da bu kuruluşlardan biriydi. Muhasebe bölümünde görevlendirildim. Keyifle, severek çalıştım.
Mağaza müdürlüğünden operasyon yöneticiliğine farklı sorumluluklar aldınız Koçtaş’ta. Nasıl bu kararları alıyordunuz? Aslında sorumlulukları siz almazsınız, sorumluluk size verilir. İş yapış tarzınızda merak varsa, kendi yaptığınız işi en iyi şekilde yapmanın dışında yan faktörleri de iyileştirmeye yönelik de gayretliyseniz mutlaka fark edilirsiniz. Siz etki alanınızı büyüttükçe yöneticileriniz sizi bir üst sorumluluk seviyesine taşır.
Kariyerinizde size yol gösteren birileri var mıdır? Eskiden mentorluk ya da koçluk gibi yaklaşımlar yoktu. Yöneticilerimiz abilik yaparak, tarzlarıyla gelişimimize destek olurdu. Bir işe girdiğiniz anda hızla değişmeye başlarsınız. İyi yöneticilerle çalışıyorsanız bu değişim daha hızlı olur. Benim avantajım hep iyi yöneticilerle çalışmam oldu.
Öğretilerinden etkilendiğiniz biri var mıydı? Her yöneticimin artı yönlerini almaya gayret ettim. Her gün öğrenebilmek için algılarımı açık tutmaya gayret ederim. Sadece yöneticilerimden değil çalışma arkadaşlarımdan, bana rapor verenlerden de çok şey öğrenirim. Bir de Koç Grubu’nda önümüzde doğru bir liderlik örneği var bizim: Vehbi Koç. İşi nereden nereye, hangi becerilerle taşıdığı insanın ufkunu açıyor. Tecrübesi, güncelliğini de hiç yitirmiyor. Çalışma hayatındaki yaklaşımlar eskimiyor ve değişmiyor. İşe kendinizi vermeniz, işinizi en iyi şekilde yapmanız ve bunu etkileyecek faktörlerle de mücadele etmeniz gerekiyor. Bu nedenle Vehbi Bey’in hatıralarını okurum. Türkiye’nin de çok doğru bir liderlik modeli var. Atatürk’ün hayatıyla Kurtuluş Savaşı’nın bütün detaylarını okudum. Buralardan çıkaracak çok dersler var diye düşünüyorum.
Hatırladığınız ilk büyük başarınız hangisi? Bence en önemlisi Bornova’da ilk açtığımız mağazayı hayata geçirmekti. Koçtaş’a başlayalı bir yıl olmuştu. 1996 yılıydı. Bu mağazanın açılış sürecinde tüm IT sistemlerini benim kurmam istenmişti. O zamanlar Koçtaş perakendecilik yapmadığından ne barkod bilinirdi ne de kasa sistemi. Bütün olarak sistemin kurulduğu ve uygulamaya geçildiği gün çok gurur duydum.
Mağaza açılışlarında nasıl bir sistem takip ediliyor? Her bir mağaza açılışı bizim için bir keyiftir. Yakın dönemde Trabzon ve Edirnekapı mağazalarımızı açtık. Çok yakında İzmir Karşıyaka, Konya ve İstanbul Anadolu Yakası mağazalarımız da açılacak. Her bir açılışta arkada büyük bir motor çalışır. Proje liderinin başkanlığında tüm departmanların enerjilerini ortaya koyduğu, senkronize çalıştığı, hepsinin anlının akıyla çıkması gereken bir süreç. Her bir mağaza açılışında kendimizi test etme imkanı buluyoruz.
Sektörün içinde nasıl konumlandırıyorsunuz Koçtaş’ı? Koçtaş, Türk tüketicisinin talepleriyle kendisini geliştirip farklılaşırdı. Tüketiciye doğru cevabı üretebildiğimizi düşünüyorum. Koymuş olduğumuz konsept itibariyle yoğun talep görüp çabuk kabul gören bir markayız.
Ev geliştirme perakendeciliğinde nasıl bir gelecek görüyorsunuz? Türkiye çok büyük bir ülke. Bir ucundan diğerine uçakla 2.5 saatte gidiyorsunuz. Bu ülkenin potansiyelini göz önünde bulundurmanız ve kendinizi buna göre formatlamanız gerekiyor. Ben bu ülkenin potansiyeline inanıyorum, kendimi buna göre ayarlıyorum. Evlerini nasıl güzelleştirebileceklerini anlatan hikayelerle insanlarımızın hiç aklında yokken evlerini geliştirmelerine vesile oluyoruz. Bu potansiyele inanıyoruz.
İletişim teknolojilerinden nasıl faydalanıyorsunuz? Yönetim kadememizde BlackBerry’ler işin olmazsa olmazları. Telefonlar artık hayatın vazgeçilmezi oldu. İnternet ve intranet üzerinden Koçtaş’ın bütün mağazalarının sistemlerine ulaşılır. Çok geniş bir e-posta ağımız var. Bunun yanı sıra bilgi sistemleri teknolojilerinde geliştirilmiş programlar var. Performans değerlendirme İnternet süreci üzerinden yürüyor. Koç Akademi’den eğitimler konusunda faydalanıyoruz. İletişimi her zaman bilgisayar sistemleri üzerinden yürütüyoruz. Artık kalabalık bir aileyiz.
Nasıl bir yönetici olduğunuzu düşünüyorsunuz? Demokratik bir yönetici olmaya çalışıyorum. Yine de bunu en iyi arkadaşlarım değerlendirecektir. Koçtaş kültüründe beraber çalışabilmek, takım olarak başarmak önemlidir. Hepimizin ilk hedefi birbirimize uyumdur. Bu bakımdan ben de kendimi bir takım oyuncusu olarak görüyorum. Şirket içerisinde hiyerarşik yapı var ama kültürümüz kol kola çalışmaya, enerjiyi beraber harcamaya dayalı.
Bu sektörde gençler kendilerini nasıl gösterebilir? Türkiye’de perakendecilik gelişime çok açık bir sektör. Anahtar kelimem "sevmek". Yaptığı işi seven, bunu meslek olarak gören her arkadaşıma, böylesine gelişen bir yapıda kapılar açılacaktır. Fırsatları değerlendirebilmek başarı için önemli. Çalışmak tek başına yeterli değil, iyi iletişim kurabilmek, çalışma arkadaşları arasında pozitif enerji yaymak lazım. Pozitif enerji, sevgi varsa başarı mutlaka gelir.
Hangi sektörler Türkiye için önemli olacak gelecekte? Perakendecilikte Türkiye’de yoğun bir büyüme sürecine girilmesi bekleniyor. Enerji sektöründe de ciddi gelişmeler olacak ve sürecek. Aslında farklı alanlarda potansiyeli olan böyle bir ülkede birçok sektörün önü açık. Çok da fazla sınıflandırmak doğru değil; yeter ki insanlar kendilerini iyi yetiştirsinler, işlerini severek yapsınlar.
Emeklilik süreciniz için bir öngörünüz var mı? O döneme önceden hazırlık yapmak gerektiğini düşünüyorum. Emekliliği keyif içinde geçirmek önemli. İşin özünde asıl önemli olan yaşadığınız her gün bir şey üretebilmektir. Bir şey üretmekten zevk almamayı kabul edemiyorum. Sadece iş hayatından bahsetmiyorum. Topluma, çevreye, kendinize yapılacak katkılar da üretimdir.
Özel hayat ve iş temposunu nasıl dengelersiniz? Ailem her zaman birinci plandadır. Perakendecilik, günlük temposu yoğun bir iş. Bu nedenle onlara fazla zaman ayıramasam da ayırdığım zamanın kaliteli olmasına çalışıyorum. Beş yaşında bir oğlum var, gün sonunda ya da Pazar günleri onunla mutlaka bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Kaynak: Sabah Gazetesi/Zeynep Yosun AKVERDİ
www.isteinsan.com.tr
|