‘Televizyon, radyo, gazeteler ve reklam billboardlarında son yılların en çok rastlanılan reklam ürünlerinden biri nedir? diye sorduğumuzda büyük çoğunluk ‘Mobilya’ yanıtını verir. Birçok marka, ürün ve tasarımı ve sayısız ödeme seçeneği ile sunulan mobilyalar, ülkemizde aslında yıllardır varolan ama gücünün ve etkisinin farkında olmayan bir sektörün kendini buluşunun işaretlerini veriyor.
Ancak bütün bu ekonomik şahlanmanın sürekli kılınması ve istikrar kazanması, sektörün geçmişinden gelen bazı kötü alışkanlıklarının ortadan kaldırılmasına ve geleceğe yönelik projeksiyonun önündeki yapısal sorunlardan kurtulmasına bağlı. Eğer bu başarılabilirse; Türk ekonomisi dünya çapında parlak bir yıldız kazanabilir.
Sektörün izlediği bu yükselme trendi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin bir çalışmasına konu edilerek, mobilya sektörünün zaafları, bugünkü sorunları ve geleceğe yönelik olarak alınması gereken tedbirler konusuna ışık tutuyor.
En Önemli Sorun Envanter ve Master Plan Çalışmasının Olmaması 1980’li yıllardan itibaren gücünü hissettiren küreselleşme süreci, tüketici profilinde, talebin yapısında ve ölçeğinde yarattığı değişimle, mobilya sektörünü güncelleştirdi ve iletişim imkânlarının artmasıyla birlikte yurtdışı rekabetin de içinde olduğu bir ivmesi getirdi.
Türkiye’de mobilya sektörü her ile ve ilçeye dağılmış yaklaşık 65.000 üretim ve satış noktasından oluşuyor. Bu yapılanma ciddi bir istihdam kaynağı aynı zamanda. Ancak mobilya sektörü endüstriyel üretim tipine ancak 1970’li yıllarda başladı. Ancak bugün için 2.5-3 milyar dolarlık bir büyüklüğü olan ve çoğu küçük atölyelerden oluşan bu yapılanmanın tam bir envanteri çıkarılmış değil.
TOBB raporu bu sorunun sektör için ciddi bir gelişme sorunu yarattığını savunuyor. Zira rapora göre kesin bir envanteri çıkarılamayan sektör, bu yüzden atıl yatırım, kapasite kullanımı, bilgi birikimi yetersizlikleri ve branşlaşmama sıkıntısı yaşıyor. Bu sorun da beraberinde maliyet ve kalite sorunları yaratıyor. Bütün bu olumsuzlara bir de yüzde 85’ler mertebesinde (fatura,mali ve çalışan açısından) kayıt dışılık eşlik ettiği için ülke ciddi bir ekonomik kayba uğrarken, yasalara uygun çalışan işletmeler de zarara uğruyor.
Rapor bu yüzden sektörün kayıt dışı unsurlarına karşı acilen müeyyideler uygulanması gerektiğini dile getirirken, diğer taraftan da bir envanter ve sektörel master planı yapılması çağrısında bulunuyor. Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca yapılabilecek bu çalışmanın, Tür/Adet/Ciro bazında bilgiler ihtiva etmesi ve bu plana uygun olarak sektörel eğitimin (bilhassa ara teknik eleman ) teşvik edilmesi gerektiği de raporda ayrıca belirtiliyor.
Üretimde Yan Sanayi Kullanılmalı, Büyük Firmalarsa Markalaşmalı TOBB raporu, batı ülkelerinde örneklerini gördüğümüz markalaşma ve sektörel yan sanayi oluşumunun; üreticinin kaliteli, miktarlı ve hesaplı üretim yaparak toplam kaliteyi arttırıp, uygun maliyetli ürün sunumuyla başarıldığına dikkat çekerek, ülkemizde ise, bu yönde ciddi sıkıntılar yaşandığı tespitini yapıyor. Yaşanan bu sıkıntının temelinde ise mobilya sanayi üreticisinin doğrudan tüketiciye ulaşmak ve nihai ürünü tümüyle kendisinin imal etmek istemesinden kaynaklandığı savunuluyor. Zira bu durum rapora göre sektör için vazgeçilmez öneme sahip yan sanayinin oluşamamasına neden oluyor.
Raporda bu savın haklılığının göstergesi olarak İtalya örneği üzerinde özellikle durulmuş. Dünyada mobilya sektöründe lider konumdaki ülkelerden İtalya incelediğinde; bir iskemlenin bile parçalar halinde farklı üreticilerde üretildiği görülüyor. Markalaşma yatırımını yapmış satış ve dağıtım uzmanlığı olan firmalar ise, sadece bu üretilen parçaların montajını yapıyor ve tüketiciye sunuyor. Bu örnekten hareket eden TOBB, raporda bu konuda büyük işletmelerin (markaların) ve KOBİ’lerin (yan sanayi olarak) işbölümü ve birlikte çalışması ile yol alınacağına işaret ediyor.
Bu üretim yaklaşımının yurt içi kalitemizin yanı sıra ihracat imkânlarımızı da geliştireceğini savunan rapor, mobilya sanayicilerimizin temel misyonunun, dünya standartlarına uygun, kaliteli ve özgün tasarımlı mobilyalar ile rekabetçi fiyatlara sahip olan ‘Türk mobilyası kimliği’ oluşmasını sağlamak olduğunu dile getiriyor.
İhracatın Arttırılması Bir sektörün büyümesi ve kendini yenilemesindeki en temel dinamik, sektörün dışa açılarak rekabetçi koşullarda yarışması ve elde ettiği gelirle ülkesine ve kendi sektör ekonomisine katkıda bulunmasıdır. Bu anlamda rapor, mobilya sektöründe ihracata yönelik politika ve stratejilerinin geliştirilmesinin önemine işaret ediyor. Ayrıca, her ne kadar yerli hammadde standartları, kalite, fiyat ve çeşitliliğinde sorunlar olsa da, tesislerin yeni ve teknolojik açıdan gelişmiş olmasının işgücü avantajımızla da birleşince mobilya ihracatında söz sahibi olmamızı mümkün kılacağı görüşüne yer verilmiş. Raporda sektörün Avrupa ülkeleri ağırlıklı olmak üzere yakın komşularımıza yaptığı ihracatın son yıllardaki hızlı artışı örnek verilerek 2003 yılı itibariyle 400 milyon doların üzerinde mobilya ihracatı gerçekleştirilmesine atıfta bulunuluyor. İhracatın arttırılması için markalaşma ve branşlaşma yatırımları devam etmekle birlikte, hükümet tarafından sürdürülmekte olan ihracata dayalı kalkınma modeli uygulamaları ve karşılıklı serbest ticaret anlaşmaları yapılmasına hız verilmesi gerektiği de raporda ayrıca vurgulanıyor.
Olumlu Gelişmeler Devletin Maliyet Düşürücü Politikalarla Desteklenmeli Raporun bu aşamasından sonra sektörün gelişiminde katkıda bulunacak uygulamalarda maliyetlerin düşürülmesine olanak sağlanması gerekliliği dile getirilerek hükümete bazı önerilerde bulunuluyor. Bu öneriler şu başlıkları içeriyor:
Vergi ve Teşvik Sorunu Mobilya sektörünün emek yoğun sektör özelliğine sahip olduğunu ifade edilen raporda, sektörün maruz kaldığı yüksek vergi oranlarının makul düzeye indirilmesinin vergi gelirinde azalmanın aksine, katılım ve miktar açısından artış getireceğine dikkat çekilerek, bu yaklaşımın aynı zamanda sektörde rekabeti de önleyeceğini savunuyor. Bu anlamda dikkat çekilen bir diğer unsur da SSK primleri. Zira rapor, SSK primlerinin yüksek oluşu nedeniyle yerli sanayimizin rakip ülke ihracatçıları karşısında rekabet şanslarının azaldığını, bu yüzden de SSK primlerinin uluslar arası standartlar dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguluyor.
Rapor tüm bu düzenlemelerin ayrıca, bu konuda fuarların ve AR-GE’nin teşvik edilmesi yoluyla desteklenmesi gerektiğini de söylüyor.
Finansman İhracatçılarımızın rakip ülke ihracatçıları ile rekabetinin sağlanabilmesi için uluslararası finansman imkanlarından yararlandırılması önemli bir gereklilik. TOBB raporu bu nedenle Eximbank’ın ülke bazında ve proje bazında kredi vermesinin sağlanması, ayrıca dış ticaretin finansmanı konusunda, uluslararası finans kuruluşları, kalkınma ve yatırım bankaları ile ortak çalışmaların yapılması gerektiğini dikkat çekiyor.
Diğer Maliyetler Raporun son kısımlarında sektörün kullandığı girdilerin maliyetini düşürücü tedbirlerin gerekliliği üzerine duruluyor ve bu kapsamda sektörde yoğun olarak kullanılan enerji maliyetlerinin (özellikle rakip ülkelere oranla) yüksekliğinin rekabet gücünü azalttığı, bu yüzden enerji fiyatlandırmasının revize edilmesi gerektiği ayrıca sektörün girdi ve yan ürün olarak kullandığı (örneğin özel tasarımlı davlumbaz vb) ürünlerin ithalatındaki özel sınırlamalara sınırlamaların kaldırılmasına ihtiyaç bulunduğu dile getiriliyor.
Kaynak: KobiFinans
|