Klasik otomobil denilince akla gelen ilk markalardan biridir Mustang… İnsanların otomobilleri ile ilişkilerinde bir devrim yaratan Mustang’in hikayesi, 2’nci Dünya Savaşı’nın sona erdiği günlere uzanıyor… Tüketimin hızla canlanmaya başladığı 60’lı yılların Amerikasında, otomobilin en büyük statü sembollerinden biri olarak görülmesi, bu fırsatı gören Ford yöneticilerinin, aileyi zorlayarak yeni bir dönem açmasını sağladı. Başarının arkasındaki kilit isim ise Henry Ford II değil, o yıllarda şirketin bölüm şefi olan Lee Iacocca’ydı. Ama Mustang’in başarısı, Henry Ford’a fazla geldi. Gücünü yeniden hissetmek istedi, unutulmaz bir konuşma ile Iacocca’nın işine son verdi… Bir yönetim dersi olarak görülen bu hikayede aradığınız herşey var: Vizyon, cesaret, kıskançlık, deha, güç savaşı, korku, rekabet, strateji, fırsat okuma…
Küreselleşmenin küçük rüzgarlarla esmeye başladığı, yabancı şirketlerin pazar dengelerini değiştirdiği ilk yıllar… Amerikalı üreticiler, alıştıkları gibi geniş otomobiller üretirken, küçük binek otomobiller, yabancı üreticilerle pazarda boy göstermeye başlıyor. Tüketicinin bu yeni konsepte gösterdiği ilgi, Amerikalı otomotiv devlerini radikal bir dönüşüme zorluyor. General Motor (GM), Ford ve Chrysler gibi markalar, ithal otomobillerin hızını kesmek için düğmeye basıyor. Ford yeni otomobili Falcon’u, Chrysler Valiant’ı, GM’e bağlı Chevrolet, Corvair’i hızlıca piyasaya çıkarıyor…
Ama değişim yetmiyor. Bu kez, Amerikalı üreticiler arasında da rekabet başlıyor. Corvair’in satışları Falkon’un gerisinde kalınca, GM, ani bir hamle yaparak bu otomobili daha sportif hale getirip piyasaya çıkarıyor. Sonuç: Satışlarda müthiş bir artış! Potansiyeli gören GE, gençlik segmentine daha fazla yönelerek “Monza” adını verdiği yeni Corvair ile bir giriş daha yapıyor. Bu gelişmeleri yakından takip eden Ford’un üst düzey yetkilileri ise acil bir plan hazırlıyor. Ancak dönemin tutucu aile yönetimi ile bunu başarmak, pek de kolay olmuyor… Zira 2’inci kuşak yönetici olarak zirvede oturan Henry Ford II, büyük bir ürün geliştirmek için bütçe ayırmayı “gereksiz” buluyor!
Ama Iacocca Engel Tanımıyor! Liderliğin en önemli özelliklerinden biri kararlılıktır! Henry Ford’un katı tutumu, ekibi yıldırmıyor. Monza ile rekabet edebilecek yeni bir modelin hazırlığı, gizli kapılar ardında başlıyor. Amaç, konuşarak değil, somut bir örnekle patronu ikna etmek! Mevcut model Falcon üzerinde, sportif, iki kişilik gövde ile prototip bir otomobil yaratılıyor. Ortaya alçak tavanı, uzun motor kaputu ve kısa bagajı ile “atletik görünümlü” bir model çıkıyor. “Allegro” olarak adlandırılan bu prototip, yaklaşık yarım asırdır bir efsane olan Mustang’in babası sayılır! Allegro’yu ilk gören yönetici ise güçlü bir vizyona sahip olan bölüm şefi Lee Iacocca… O, bu otomobilin pazarda devrim yaratacağını daha ilk bakışta anlıyor. Ancak küçük bir revizyonla! Iacocca, arkaya eklenecek iki küçük koltuk ile satış potansiyelinin artacağını ve genç aileler için daha ilgi çekici hale geleceğini düşünüyor. Ve Allegro’ya son şeklini veriyor.
Peki, bunu Henry Ford nasıl anlayacak ve inanacak? Iacocca, Ford’u ikna etmek için o döneme göre sıra dışı bir yol buluyor, gelecek 20 yılda, otomobil müşterisinin profilinin nasıl değişeceğine dair bir araştırma yaptırıyor. Bu araştırmaya göre; 18-34 yaş arası otomobil kullanıcı sayısında yüzde 50 artış olacağı görülüyor. Amerikan ailelerinin gelecekte daha fazla harcama gücü olacağı ve 10 yıl içinde 2 otomobile sahip aile sayısında önemli bir artış görüleceği de bir başka önemli tespit olarak ortaya çıkıyor. Iacocca, Henry Ford’u adeta veri yağmuruna tutarak, gençlere yönelik bir spor otomobil ile yeni bir patlama yapacaklarına inandırmak için tam 6 ay mücadele ediyor. Sonunda, başarıyor. Ancak bir şartla! Ford, otomobilin arka bölümünün birkaç santim uzatılarak, daha geniş oturma alanı sağlanmasını istiyor.
Satış Rekoru Kıran Efsane Tarih: 9 Nisan 1964, yer, Ford’un Michigan Dearborn tesisleri. Adını 2’nci Dünya Savaşı’nın savaş uçaklarından biri olan Mustang’den alan yeni bir otomobil doğuyor. Mustang’in ön panjurunun değişmezi olan yabani at ise 2’nci Dünya Savaşı’nda kullanılan P-51 süper avcı uçağından alınıyor. 17 Nisan 1964’te, Amerika’daki bütün televizyon, radyo ve gazetelerde yoğun bir tanıtım kampanyası başlatılıyor. 6 ve 8 silindir olmak üzere, 2 ayrı motor seçeneği, küçük, hafif yapısı ve özgün tasarımı ile bu otomobil, piyasaya çıktığı ilk gün 25.000 satıyor. Rekor kırıyor. Gençlerin ve ruhu genç kalanların kalbini fethediyor. Hatta o kadar hızlı satılıyor ki; Dearborn’daki tesis talebe yetişemiyor. Bunun üzerine Ford’un San Jose, Metuchan ve New Jersey’deki tesisleri de devreye alınarak, ek kapasite yaratılıyor.
1964’ün sonuna gelindiğinde, Mustang’in satışları 260.000 adete ulaşarak, inanılması güç bir rekor kırılıyor. 1965’de birkaç küçük değişiklikle “64” ve “65” modeller, birbirinden ayrılıyor. Bu nedenle 1964 modeller, “1964,5” olarak anılmaya başlanıyor. Mustang üretimi, 1966’da yeni model için 500.000’e ulaşıyor. Rakibi olmayan bu otomobil, “pony car” (küçük, kullanışlı, aynı zamanda tasarımı şık) denilen yeni bir sınıf yaratıyor.
Iacoca, Mustang’in başarısı ile Time, Newsweek gibi dergilere manşet oluyor. Ve kariyerinde büyük bir çıkış yaşıyor. Burada bir parantez açalım: Iacoca’nın başarısı ve “efsane yönetici” haline gelmesi sonunda Henry Ford’un kıskançlığını önlenemez bir noktaya getiriyor. Ani bir kararla, onu görevden alıyor. Ama bu durum, Iacoca’nın onun sektördeki başarılı kariyerine engel olmuyor.
Rüya Otomobil Mustang Shelby GT 500 Öyküye devam edelim. 1965’de Ford, daha güçlü bir Mustang yaratabilmek için ünlü üretici Caroll Shelby ile birlikte çalışmaya başlıyor. Bu birliktelik sonucunda, 1967’de, Mustang şasisi haricinde tamamen yenileniyor. Boyutları önemli ölçüde büyüyen Mustang’in motor hacmi de 6,8 litreye çıkartılıyor. Bu dev “hız makinesi” serisi GT 500, spor ekipmanları, yan çıtaları ve sis farları ile öne çıkıyor. Prototip GT 500 yalnızca 2050 adet üretiliyor. İlk üretilen GT 500, bugün hala Ford’un ana fabrikasında, girişte duruyor. Açık mavi rengi ve çizgileriyle vahşi bir köpekbalığını andıran bu araç, otomobil tutkunlarının rüyalarını süslemeye devam ediyor.
Duraklama Dönemi Evet, Mustang ailesi, Mach1 ve 302 Boss serileri ile 1969’da da fırtına gibi esmeye devam etti. 1971’de Matc1’in üretimi durdurulurken, 302 Boss ise 0’dan 100 km’ye 5,8 saniyede ulaşabilen motor gücü ile hız tutkunlarının gözdesi olmaya devam etti. Ancak, 1974’te başlayan petrol krizi ile herşey tersine döndü. Aynı yıl 2’nci nesil modeller piyasaya sunuldu ancak eski şaşalı günler yakalanamadı. Aynı dönemde pazara giren yüksek performanslı, ekonomik Japon otomobilleri Amerikan arabalarının yerini almaya başladı. 1979’da Ford, 3’üncü nesil Mustang’leri görücüye çıkardı. Bu araç güç seçenekleri ile efsaneyi yaşatmaya çalışsa da yalnızca 1987’de üretilen GT 5.0 amaca ulaşabildi. 1993’de üretilen 4’üncü nesil Mustang GT serisi ile Amerikan halkının yeniden gözdesi olmayı hedefleyen Ford, yüksek rekabet nedeniyle yine başarılı olmadı.
2005’de üretilmeye başlanan 5’nci nesil Mustang’ler ise 1964’ün hatlarını taşıyor. Vietnam asıllı mühendis Hau Thai-Tang tarafından tasarlanan 2010 Mustang GT 500, 5,4 litrelik motoruyla geçmiş başarılarına biraz daha yaklaşacak gibi görünüyor… 45 yılı geride bırakan Ford Mustang, 1964’ten günümüze, aralıksız üretilse de, her zaman ilk yıllardaki modelleriyle anıldı…
Hollywood’un da Gözdesi Oldu Mustang gibi güçlü ve tasarım harikası bir otomobil, sürücüler kadar Hollywood sinemasını da etkisi altına aldı. Birçok filmde boy gösteren Mustang’ler beyaz perde de izleyicilerin gönlünde taht kurmayı başardı. İlk olarak Sean Conery’nin başrolünde oynadığı 1964 yapımı James Bond: Gold Finger (James Bond: Altın Parmak) filminde boy gösteren Mustang, 80’li yıllarda TV’lerde fırtına gibi esen Knight Rider (Kara Şimşek) dizisinde de konuşan akıllı araba KITT olarak izleyici karşısına çıktı. Nicholas Cage’in başrolünü oynadığı 2000 yapımı Gone in 60 Second ( 60 saniye) filminin diğer başrol oyuncusu ise 1967 model bir Mustang GT 500’dü.
Efsanevi Yönetici Lee Iacocca’ya Ne Oldu? Ford’un 32 yıl boyunca efsanevi yöneticisi olan Lee Iacocca, şirketi kurtarması için göreve getirildiğinde, “56’da 56” sloganıyla 56 model Ford’u ayda 56 dolar taksitle ve yüzde 20 daha ucuz olarak piyasaya sundu. Böylelikle stokları eritti ve satış liderliğini yakaladı. Bu arada masrafları azalttı, pazarlamaya hız kattı. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyordu, müdürlere “birimlerini karlı hale geçirmeleri için” zaman veriyordu. Iacocca, yaşlıların artık arabaya doyduklarını hissediyor, riski göze alıp, gençlere oynuyordu. Mustang böyle doğdu. Bu hırçın ve sevimli model çok tuttu, satış rekorları kırdı, klasiklerden biri oldu. Ancak, daha sonra, Honda ile ortak bir mini-van üretmeyi planlarken, Henry Ford, anlaşılmaz bir şekilde ona karşı çıktı. Bir gün, Iacocca’yı yemeğe çağırdı. Fabrikaya cepheden bakan bir restoranda masa ayırtıp, ona sordu:
- Ne görüyorsun? - Oto üretim tesislerini. - Peki, üzerinde ne yazıyor? - Ford. - İşte o Ford bizzat ve şahsen benim! Ve orada benim dediğim olur. Şimdi pılını pırtını topla ve git!
Ford, Iacocca’nın başka bir otomotiv şirketine giderse 2 milyon dolar tazminattan mahrum kalacağını biliyordu. Bu serveti geri çevireceğine ihtimal vermedi. Yorgun otomobilcinin Florida’ya yerleşeceğini ve emekliliğin tadını çıkaracağın düşünürken, Iacocca yerinde durmadı. Bir başka Amerikalı otomotiv şirketi olan Chrysler’ i seçti. Düşündüğünden çok daha kötü; bıkkın, yılmış, kasası boşalmış, motivasyonu sıfırlanmış bir şekilde bulduğu Chrysler’de devrim yaptı. Şirkette, her kademedeki çalışanlara fikirlerini sordu. Sonuçta, insanların “ekonomik” kelimesini fazla ciddiye aldıklarını tespit etti. Amerikan alışkanlıklarının aksine, Japonlar gibi küçük ve iktisatlı bir araba yapmaya niyetlendi. Fabrikada sürekli nabız tuttu, birimler arasında irtibat sağladı, kötü yöneticilere kapıyı gösterdi. Kendi maaşını (yılda 360.000 dolar) 1 dolara indirdi. Sendikacı Doug Fraser’i yönetim kurulu toplantısına aldı, işçi temsilcileri sermayedar gibi fikirlerini söyledi. Yemeklerini işçilerle yedi. Elini işçilerin omuzlarına koydu, onlara isimleriyle hitap etti. Onlara umut vererek morallerini düzeltti. Günübirlik yaşayan bir gruptan, işini seven, şirketine inanan, hedefleri olan bir takım çıkardı. Hatta tüm GM çalışanları, saatte 2 dolar daha düşük ücret almayı kabul etti. “Müşterileriniz değiştikçe, sunduklarınız da değişmeli” diyen Iacocca, artık insanların, çocukları, dadıları ve köpekleriyle dolaştıklarını farketti ve onlar için sevimli bir mini-van (Voyager serisi) tasarladı. Amerikalıların sırf ekonomik olsun diye daha yüksek bedeller ödemeye hazır olduklarını hissedince, Omni serisini piyasaya çıkardı. Bu otomobil de çok tuttu. 3 yıl içinde Chrysler bataktan çıktı, 13 Haziran 1983 tarihinde devlete olan bütün borçlarını ödedi.
Ford, Mustang’in yaratıcı olan Iacocca’ya minnet borcunu, 45 yıl sonra ismini verdiği özel bir seri ile ödüyor. Yalnızca 45 adet üretilen ve yaklaşık 90.000 dolarlık satış fiyatı ile bir servet değerinde olan Mustang Iacocca’nın Amerika’da düzenlenen lansmanında Iacocca da hazır bulundu.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 25. Sayı
http://www.kobifinans.com.tr/tr/dergi/
|