Eskicilikten işadamlığına uzanan mücadeleci bir yaşam öyküsü… 5 kardeşin bugüne kadar ‘küçük bir münakaşa bile yaşamadan’ yönettiği bir şirket. Bu hikayede örnek alınacak sayısız tecrübe var…
Aslen Niğdeli… 1958 doğumlu. Çiftçi bir babanın 8 çocuğundan biri. İlkokulu bitirdikten sonra babasının isteğiyle çobanlık yapmaya başlamış. Bir gün pompalı tüfeği yanlışlıkla patlayıp onu korkutunca İstanbul’a kaçmış. Evet, tam 12 yaşındayken, kimseye sormadan içine daldığı maceranın sonunda, yılda 6 milyon YTL (6 trilyon TL) ciro ve 2.000 ton üretim yapan bir firmanın sahibi olmuş.
Birkaç satırda özetlediğimiz başarı öyküsü, Can Press Döküm Metal Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Can’a ait. Doğrusu hikayesini anlatırken, biraz detaylara dalınca, iş dünyasına örnek olacak önemli tecrübeler duyuyorsunuz…
Dilerseniz öncelikle İstanbul’a gelişinden başlayalım. Önce hemşerilerinin yayına yerleşen Can, o dönemin parasıyla 15 TL haftalıkla Tahtakale’de çalışmaya başlamış. Onu görmek için arkasından gelen babası da, şehirdeki iş hayatını sevince bir süre kalmaya karar veriyor. Bir hanın küçük bir odasında, 14 kişi kalarak, yaşam mücadelesi vermeye başlıyorlar. Tabii Mehmet Can, yaptığı işle yetinecek özellikte bir insan olmadığını, daha o yaşta belli ediyor. Eskicilik yapanların çok iyi para kazandığını görünce, haftasonları bu işi yapmaya karar veriyor. Yine babasına haber vermeden, 60 TL vererek 2’inci el bir manto alıyor. Ama satmaya kalkınca, aldığı erkek değil kadın mantosu aldığının farkına varıyor ve mal elinde kalıyor. Bunu öğrenen babası, ağlayarak oğluna 100 TL veriyor ve ‘Haftaya gidip erkek mantosu al’ diyor. Bu kez işi öğrenen Mehmet Can, yaptığı işten 175 TL kazanıyor. Parayı aldıktan sonra yaptığı ilk iş ise, babasına borcunu ödemek.
Derken, babasının köye dönmek konusundaki baskıları başlıyor. Bu konudaki ısrarının tek nedeni ise köylülere ayıp olmaması! Mehmet Can, eskicilik yapmaya devam etmek konusunda çok ısrarlı davranınca, köydeki koyunları satıp İstanbul’a yerleşmekten başka çaresi kalmıyor.
Sonraki gelişmeler ise çok hızlı: 6 ay sonra bir ortakla eskici dükkanını açıp esnaflığa soyunuyor. Yıl 1973. Ama bu 6 ay hiç de kolay geçmemiş.Günde ortalama 20 km yürüyerek her gün topladığı eski eşyaları Tahtakale’ye getirip satıyor, para kazanıyor ve biriktiriyor. Ama ortaklık ne yazık ki yürümüyor, 2 yıl sonra ayrılıp askere gidiyor.
Askerden döndükten sonra bu kez yönünü değiştirip pirinç malzemeleri satmaya başlıyor. Gel zaman git zaman; mal verdiği müşterilerden biri, ‘Gel birlikte şirket kuralım’ deyince, tam 11 yıl önce Akcam Press’i kuruyorlar. Bu kez sattıkları ürün, su tesisatı malzemeleri. Yeni adresi ise Karaköy Perşembe Pazarı. Tam 5 yıl süren ortaklıktan sonra, Mehmet Can, artık üretime geçip kendi kanatları ile uçmaya karar veriyor. Bunun için seçtikleri bölge ise İstanbul İMES Organize Sanayi Bölgesi. Kardeşleri ile birlikte, pirinç malzeme üretimi yapıyor ve satmaya başlıyor. Yıllık üretimi 2000 tona kadar çıkıyor. Suudi Arabistan, Mısır, Azarbeycan, Bulgaristan, Kazakistan, Rusya gibi ülkelere ihracat yapmaya başlıyor, hatta cirosunun yüzde 35’i ihracattan geliyor.
Mehmet Can’a, herhangi bir pazarlama çalışması yapmadan, işlerinin nasıl bu kadar hızlı büyüdüğünü, ihracata nasıl başladığını soruyoruz. Yanıtında ‘işini doğru yapmanın’ ve ‘teknolojiyi kullanmanın’ altını çiziyor; “Müşterilerimiz bizi buldu, biz girişim yapmadık. Dürüst çalıştık. Müşterisini kazıklamayan, dürüst çalışan, kaliteden taviz vermeyen kazanır. Mallarımızı alan gitti, kullandı, fuarlara katıldı, bir anlamda bize referans oldu. Sonra bir dünya küçüldü artık… Bir web sitemiz var. Oradan da bizi bulan çok sayıda yabancı şirket var. Hatta internetten pazarlık bile yapıyoruz. Bu yolla 15 yeni müşteri kazandık. Bir de bizim lüksümüz yoktur, kazandığımızı işimize yatırırız. Ve hala sabah 07.00’de işimin başındayım, günde en az 12 saat çalışırım.”
Çalışma felsefesindeki bir diğer önemli nokta ‘müşteri ayırt etmemek’. İster mal alsın, ister almasın; ya da çok az alım yapsın; onun için fark etmiyor. Hepsiyle aynı şekilde ilgileniyor. Kendisine örnek aldığı Yahudi bir iş adamının yaklaşımından örnek veriyor; “Perşembe Pazarı’nda çalışırken bir gün tek bir pirinç çubuğa ihtiyacım oldu. Almaya gittiğim yerde işçiler ‘Yok’ dediler. Patronları olan Yahudi adam, bunu duyunca çok kızdı; hemen kestirdi, kendi elleriyle paketleyip verdi. Sonra o adamdan yüklü bir mal alımı yaptım. Müşteri mennun olursa mutlaka tekrar gelir.”
Can Press’in dikkat çeken diğer bir özelliği, aile şirketi olması. 5 kardeş, yıllardır sorunsuz bir şekilde şirketi yönetiyorlar. Mehmet Can, Birbirlerine düşkün olmalarının ve ‘hanımları fazla görüştürmemenin, uzak semtlerde oturmanın’ en önemli yönetim sırları olduğunu söylüyor. Bunun yanında eğitimli kuşak da işin içine girmeye başlamış. Şirketin özellikle yurtdışı bağlantılarını onlar yürütüyorlar.
Kaynak: Yaratım İçerik İletişim
|