|
Türkiye’de kozmetik sektörünün yurtiçi tüketimi hala çok düşük seviyede. Dolayısıyla öncelikle iç pazardaki satış hacminin arttırılması en önemli öncelik olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanında, özellikle yabancı rakipler karşısında rekabet gitgide artarken, özellikle KOBİ’lerin kaliteye çok önem vermesi gerekiyor. Öte yandan, bireylerin sosyo-ekonomik seviyesinin yükselmesi, modern kadının, ekonomik ve sosyal hayata katılması, kozmetik ürünlerine talebi arttıran bir avantaj haline geliyor.
İhracat Zayıf İhracat ise özellikle kapasite fazlasının her zaman mevcut olması açısından bakıldığında, sektör için cazip bir alan. Ancak bu noktada da kalite ve buna göre fiyatlandırma unsurları karşımıza çıkıyor.
Kaçak Üretim Sektörde, “faturasız ürün" dağıtımı bulunuyor ve bu da kaçak ürünlere maliyet avantajı yaratıyor. Dolayısıyla piyasada, standart dışı kalitesiz mal, kontrol dışı bir şekilde üretiliyor. Atık su arıtma tesisi kurma mecburiyeti olsa bile, kontrol mekanizması çalışmıyor. Enerji sarfiyatı da henüz yüksek seviyede. Tüketicinin korunması için, kaliteli mal üreten şirketlerin teşvik edilmesi ve piyasa kontrollerinin yapılması çok önemli.
Ar-Ge Eksikliği Bunun yanında üreticilerin Ar-Ge’ye daha fazla pay ayırmaları, sanayici-üniversite ilişkilerini geliştirmeleri, böylece rekabette daha güçlü olmaları gerekiyor. Üniversite ve yüksek okullarda sektöre yönelik eğitimin hemen hemen hiç verilmiyor olması, kozmetik alanında hiçbir araştırmanın yapılmaması anlamına da geliyor.
Türkiye’de üretim yapan uluslararası şirketlerin ve bunların ortaklıklarının araştırma faaliyetleri ise merkezi yapılarda yürütülüyor ve Türkiye’de yalnızca uygulama çalışmaları yapılıyor. Yerli sermayeye dayalı şirketler ise Ar-Ge çalışmalarına önem vermektense sektördeki uluslararası markaları izlemeyi ve know-how’larını hammadde satıcılarından almayı tercih ediyor. Sonuç olarak, çok az sayıda şirkette Ar-Ge bölümleri bulunuyor.
Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için derlenmiştir.
www.dermaneturk.com
|