Zengin Batı toplumlarıyla özdeşleşen kozmetik ve kişisel bakım şirketlerinin yeni hedefi Ortadoğu. Şampuandan cilt kremlerine kadar geniş bir ürün yelpazesiyle İslam ülkelerine açılmak isteyen çokuluslu şirketler, Türkiye’yi üs olarak seçti.
Belli bir kesimi hariç tutarsak halkımızın kozmetikle yıldızı çok barışık değil. Zorunlu olarak kullanılan şampuan, sabun ya da temizleme kremleri haricinde gündemimizde çok da yer etmiyor. Belki de bu yüzden dünyaca ünlü bir Türk kozmetik şirketine sahip değiliz. 70 milyonluk Türkiye’de kozmetik piyasasının toplam büyüklüğü 2 milyar dolar. İhtiyacın neredeyse tamamı ithal edilerek karşılanıyor. Yerli firmalar da ünlü firmaların temsilciliğini yapıyor. Şüphesiz rakamların bu şekilde olmasının altında yatan temel sebep, tüketimin Avrupa ülkelerine göre çok çok az olması. Mesela Türkiye’deki şampuan tüketimi Avrupa’nın sadece yüzde 20’si kadar. Renkli kozmetikte de durum farklı değil. Avrupa’da 15-40 yaşları arasında renkli kozmetik kullanımı yüzde 79’larda iken Türkiye’de bu sayı yüzde 2. Bu sebepten batılı kozmetik şirketleri için Türkiye ve Ortadoğu iyi bir pazar.
Peki Türkiye’de durum nasıl? Türkiye’de kozmetik piyasası oldukça sığ. Genelde üretilen ürünler ya küresel markaların taklidi ya da değişik versiyonu. Şimdiye kadar dünya markaları tarafından sunumu yapılmamış farklı bir ürün Türkiye’de kullanılmış değil. Otuz yıldır sektörde bulunan ve Bellissima, First Class gibi Türkiye’nin ilk parfümlerini üreten Aromel’in genel müdürü Gabi Şaul’a göre, Türkiye çok büyük bir ülke ve kişi başı tüketim hâlâ çok düşük. Yani, kozmetik sektörü bakir bir alan. Bu da rekabet ortamı oluşturuyor. Kozmetik ürünlerini hiç kullanmayan bir kesim var; ama bu tür ürünleri kullananların sayısı her geçen gün artıyor.
Yerli firmaların en büyük çıkmazlarının başında markalaşmamak geliyor. Kozmetik sektöründe 40 yıldan fazla faaliyette olan Evyap, Hayat Kimya gibi markalaşmış firmalar bile uluslararası pazarda varlıklarını hissettiremedi. Ama, son dört yılda uluslararası fuarlara katılan yeni firmaların markalaşma adına ciddi adımlar attığı görülüyor. Farmasi Kozmetik ürünleriyle piyasaya giren Tanalize’nin ihracat müdürü Serkan Kabakçı, “Türk tüketicilerinin yerli markalara güvenmeleri gerekiyor. Çünkü, ürünlerimizin ithallerden fazlası bile var. Markalaşamamamızın önündeki en büyük engel insanların zihnindeki önyargılar.” diyor. Aromel’den Gabi Şaul’a göre, son yıllarda tüketici bilinçlendi ve ürünü seçerken sadece ithal olup olmadığı kriterine bakmıyor.
Türk Firmaları Taklit Ediyor 1999’da piyasaya giren ve son üç yıldır markalaşma çalışmalarını yürüten Bio Der’in genel müdürü Cihat Dündar ise şu anki kozmetik sektörünün durumunu ‘vahim’ olarak nitelendiriyor. Dündar’ın anlattıklarına göre yerli malı olduğunu sandığımız birçok ürünün bile sadece ambalajlanması Türkiye’de yapılıyor. Ar-Ge için yeterli yatırım yok. Yerli üretim yapan şirketler uluslararası pazarda paylarını artırmak için “Made in Turkey” yazmak yerine “Made in Germany” gibi yöntemler geliştiriyor.
Yerli ve yabancı kozmetik firmaları için Dubai, Moskova, Paris, İtalya ve New York’ta yapılan kozmetik fuarları gerek katılımcı firma gerek ziyaretçi açısından dünyanın en büyük etkinlikleri arasında gösteriliyor. Türkiye’de yapılacak Beaty Eurasia Fuarı da bu açıdan çok önemli. Ülkemizdeki yerli kozmetik sektörünün durumu dikkate alındığında böyle bir organizasyona Türkiye’nin ev sahipliği yapıyor olması önemli bir atılım olarak değerlendiriliyor.
1999’dan bu yana fuarcılık sektöründe olan ve dünyanın hemen her yerindeki fuarlara Türk firmalarının katılımını sağlayan TNT İpekyolu Fuarcılık’ın sahibi Mahmut Er’e göre, İstanbul fuarcılık sektörü için başlı başına marka. Zira, ziyaretçiler hem gezmek hem de yeni kültürler tanımak için geliyor. Bundan dolayı fuarın hangi ülke ve şehirde yapıldığı önemli.
Fuara 30 ülkeden 300’e yakın şirket katılacak. Katılan firmaların yüzde 60’ı yabancı. Türkiye’den ise 110 firma standlarıyla yer alacak. Son sekiz aydır uluslararası ziyaretçi sayısının artırılması için özel çalışmalar yürütülüyor. Amaç bütün Avrasya ülkelerinden ziyaretçi getirebilmek. Avrasya coğrafyasındaki her ülkede bir ayağı olan TNT İpekyolu Fuarcılık’ın bürolarında katılımcı kaydı yapılıyor. Ayrıca, 25 kurum fuarın tanıtımı için hiçbir ücret talep etmeden çalışıyor. İran’daki 50 bin tiraja sahip bir güzellik dergisinde 3 aydır fuarın tanıtım broşürleri yayınlanıyor.
Fuarın internetteki tanıtım sitesi ve davetiyeler dört dilde. Sadece Ortadoğu’ya 20 bin davetiye gönderilmiş. Profesyonel ziyaretçiler için dağıtılan davetiyelerin sayısı çeyrek milyon. Böylece bir dünya rekoru da kırılmış oluyor. “Kapıdan giremiyorsak bacadan giriyoruz.” diyen Mahmut Er, Pakistan, Kuveyt, Hırvatistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan gibi ülkelerden internet yoluyla ziyaretçi kayıtları yapıldığını ve bu uygulamanın da Türkiye’de ‘ilk’ olduğunu söylüyor.
İran, Rusya Kadar Kozmetik Tüketiyor Genç nüfusu fazla olan ülkeler kozmetik sektörünün gözdesi; çünkü kozmetik sektörünün kalbi sayılan Almanya, Fransa gibi ülkelerde genç nüfuz hızla azalıyor. Bundan dolayı küresel firmalar artık kendilerine yeni pazarlar arıyor. İlk hedef ise Ortadoğu ve Orta Asya ülkeleri. Bu bölgelerde kozmetik ürün kullanımı yaygınlaşıyor ve belli başlı hiçbir firma bu ülkelerde kapsamlı üretim yapamıyor. Şüphesiz, Ortadoğu’da en büyük hedef pazar İran. Şu an kozmetik ihtiyacının yüzde 90’ı ithal ürünlerden karşılanıyor. İranlı üretici firma sayısı 100-120 arasında. Mevcut tüketim ise Rusya ile eşdeğer. Bu durum üretici firmaların iştahını kabartıyor.
Hemen hemen bütün yerli firmaların İran’la ticari bağlantısı bulunuyor. İran’ın sınır komşusu olması ve Türklere sıcak bakması yerli firmaların bu pazarda etkin olmasına sebep oluyor. Aromel’in iİhracat müdürü Ümit S. Fişek’e göre Türk ürünlerine güven son yıllarda daha da arttı. İranlılar Türk ürünlerini kullanmak istiyor. İran’daki kozmetik tüketiminin şaşırtıcı biçimde fazla olduğunu belirten Fişek, “Türkiye’nin ciddi ihracatı var. Özellikle Ortadoğu’daki kozmetik tüketimini yaşam tarzıyla ya da gelir düzeyiyle bağdaştıramıyorsunuz.”diyor.
Orta Asya ülkelerinin toplam kozmetik tüketimi 8 milyar dolar. Yerli firmaların Avrupa ve Amerika pazarına girebilme şansı düşükken konu Orta Asya ve Ortadoğu ülkeleri olunca pazar payı artıyor. 2002’de Dubai’deki Kozmetik Fuarı’na iki Türk firma katılırken, 2004’te bu sayının 32’ye çıkması üretici firmaların yeni hedefini açıkça ortaya koyuyor.
“Türkiye, genç nüfusu nedeniyle kozmetik devleri için önemli bir pazar.” diyen Tanalize Kozmetik’in ihracat müdürü Serkan Kabakçı, Ortadoğu ve Orta Asya’nın kendileri için hedef pazar olduğunu, bu ülkelere mal satarken hiç zorlanmadıklarını ifade ediyor. Kabakçı’ya göre, bu ülkeler Türkleri çok seviyor ve alışveriş yaparken tercih ediyor. Avrupa ve Amerika’daki gibi önyargılar yok. Üstelik Türk ürünleri küresel markalara göre yüzde 30 daha ucuz.
Kaynak:Dünya Gazetesi
|