Sadık Çelik, yemek için yaşıyor! Tabii farklı bir anlamda... Çelik, Keyveni hazır yemek şirketinin sahibi. Sağlıklı yemeği tutku haline getiren Çelik bugün on binlere yemek hazırlıyor.
Üniversite yıllarında ‘kamulaştırdıkları’ bir mutfakta başlayan serüven, işi olmuş. Hatta tutkuya dönüşmüş: Her sabah 6’da işbaşı yapıp gece yarıları halleri geziyor. 25 yıldır da tatile çıkmamış. Gıdada ucuza kaçmanın neredeyse ‘moda’ olduğu bir dönemde, yapay tatlandırıcı kullanmıyor, kazandibi için Denizli’den horoz, Kemerburgaz’dan manda sütü getiriyor! Yaşamı iniş çıkışlara sahne olmuş: Arkadaşlarının ‘Kızıl Tüccar’ adını taktığı Çelik, 12 Eylül’de işinden olmuş, kötü ortaklara çatmış, bankere para kaptırmış, Milli Piyango’dan çıkan büyük ikramiyenin hayrını görememiş... Ancak tüm bu yıllarda, yemek konusundaki tutkusu, istikrarını sürdürmüş.
Sadık Çelik’in yemek işiyle tanışması doğduğu Sivas Divriği’nin Demirdağ köyünde olmuş. Şöyle anlatıyor:“Bizim köy madenciydi. Babamın madendeki çalışma koşullarına çok üzülürdüm. Başlarında da at üstünde kırbaçlı amirler beklerdi. Babam bana, ‘Okuyacaksın, çalıştırdıklarına böyle davranmayacaksın’ derdi. Tarlamız ve biraz hayvanımız vardı. 1963’de 8 yaşlarında madende çalışanlara meyve ve ayran satmaya başladım. O zaman parayla tanıştım.”
Yurt Mutfağına El Koydular! Öğrencilik hayatını da sürdüren Çelik, Marmara Üniversitesi İşletme’yi kazanıp İstanbul’a gelmiş. Gençlik hareketlerine katılıp öğrenci temsilcileri arasında yer almış. Yemek işinin temelini de o yıllarda atmış: “Dar gelirliydik. Öğle yemeğini okulda yiyebiliyorduk ama akşam yurtta kantine gitme mecburiyeti vardı. Kaldığım Abdi İpekçi Öğrenci Yurdu yeni açılmıştı. Mutfağı yeniydi ama kapalıydı. Bir gün oraya el koyduk. Bir anlamda kamulaştırdık. ‘Burada 600 arkadaş yemeklerimizi yapacağız’ dedik. Herkes cüzdanında ne varsa ortaya koydu. Kimimiz bulaşık yıkıyor, kimimiz de yemek pişiriyordu. Ben de organizatördüm. Sendikalar da destek oldu. Üniversitelerden aşçı getirip yemek yapmayı öğrettiler. Bugün yaptığımız işin temelini orada attık. Bize işi öğreten aşçılar emekli olunca yıllar sonra kurumuma aldım.”
Söz Yüzüğünü Sattı... Çelik, mezun olunca Kredi ve Yurtlar Kurumu’nda çalışmaya başlamış. Ancak 12 Eylül darbesi olunca zor günler geçirmiş:“Hem sosyalist olduğum, hem de işten anladığım için arkadaşlar bana ‘Kızıl Tüccar’ derdi. 12 Eylül şartlarında istifa etmek zorunda kaldım. Sıkıntı içindeydim. Okmeydanı’nda Aygaz bayii bir akrabam vardı. 1981 yılıydı. Onu ziyarete gittiğimde, o dönemin hazır yemekçilerinden Kalori Yemek’in sahibi de şansa oraya geldi. Aygaz parasını ödeyemiyormuş. Akrabamın isteği üzerine borcuna karşılık beni işine ortak etti. Ancak uçan kuşa borcu vardı. Sermaye lazımdı. Aygaz bayii akrabam ve bir iki hemşerimiz daha ortak oldu. İşleri düzelttik.
Tam o sırada askerlik dönemim geldi. Ortaklar ‘Hisseni al, ayrıl’ dedi. 750 lira aldım, ayrıldım. Paramı bankere yatırdım. İzmir’de askerdeyken sözlümden mektup geldi. Banker batmış. Elimde bir söz yüzüğüm kalmıştı. Terhis olunca bir kuyumcu buldum. Otobüs bileti için söz yüzüğümü satmak zorunda kaldım. Kuyumcuya ‘Bu benim için çok kutsal. Bir yıl içinde geri alacağım, iyi sakla’ dedim. İstanbul’da bankerin kapısında yattım. Muhasebecisinin yardımıyla paramı kurtardım.”
Milli Piyango Vurdu Çelik bu arada evlenmiş ve 1983’de et toptancılığı yapmaya karar vermiş. Ancak kötü bir ortağa denk gelmiş. Borç içine girmiş ama ödemeyi başarmış. Şöyle anlatıyor:“1985’te borcumu ödedim. Eşimle bildiğimiz işi yapalım dedik ve Ekim 1986’da Keyveni’yi kurduk. Çok çalıştık. 1987’de Milli Piyango’dan da büyük ikramiye vurdu. Büyük ikramiye 20 milyon liraydı. Kimseye çıkmayınca son rakamdan 10 kişiye dağıtıldı.
O parayla bir arsa aldım. Büyük bir inşaat yaptım ama sonra yok pahasına verdim. Yani hayrını görmedim. O dönemden beridir de alın terimle kazandığımın dışında paraya el sürmem. Çok çalıştık. Marka değerine önem vererek 300 kişiye yemek vererek başladığımız işte bugün her gün on binlere ulaşıyoruz.
Horoz eti ve manda sütü peşinde... Sadık Çelik, hazır yemek firmalarının sağlıklı bir yemeği kişi başı 5 YTL’nin altına satamayacağını söylüyor. Ancak 5 YTL’den ucuz yemek satan çok firma varmış. Çelik şunları anlatıyor:“Bazı firmalar çalışanlarının sağlığını hiçe sayarak ucuz ama sağlıksız yemek alıyor. Biz 5 YTL üzeri yemek satıyoruz. 5 YTL’nin altında satan, yüzde elli kazanıyorsa ben yüzde 5 kazanıyorum. Ancak kimsenin sağlığıyla oynayıp, karaciğerini iflas ettirmiyoruz. Benim tas kebabımı, su böreğimi yiyen hakkıyla yapmış diyor. Manda sütsüz muhallebi yapmıyoruz. Balıkesir ve Denizli’den 5 - 6 yaşına gelmemiş kart horoz eti getiriyoruz. Bu olmazsa tavuk göğsü, kazandibi iyi olmaz. Manda sütü için Kemerburgaz Işıklar köyünde teşvik uyguluyoruz. Yoksa mandacılık ölüyor. Tatlandırıcı kullanmıyoruz. Konya Şeker’den şeker alıyoruz. Dondurulmuş ürün, katkı ürünü kullanmıyoruz. Herşey nerede yetişiyorsa, gidip yerinden alıyorum.
‘Ülke Değeri El Değiştirmesin’ Mesela yeni başladığımız baklava üretiminde fıstık Nizip, ceviz Şebinkarahisar, tereyağ Urfa Karacadağ’dan geliyor. Nurol’dan, Pepsi’ye, Ray Sigorta’dan TNT’ye birçok büyük şirket müşterimiz. 300’e yakın çalışanımız var. Ciromuz 10 milyon doları geçti. Bir yabancı yatırım şirketi performansımızı görüp bize ortak olmak istedi. ‘Kusura bakmayın’ dedim. Bu ülkenin değerleri el değiştirsin istemiyorum.”
Kaynak: Milliyet Gazetesi/ Serkan Arman
www.milliyet.com.tr
|