Son yıllarda niş pazarlara eğilim hızla arttı. Özellikle sağlık sorunları olan kitlesel tüketicilerde ürün seçimi bilinçle yapılıyor. Görünürde ciddi sağlık problemi olmayan, fakat sayıları milyonlarla ifade edilen hastalıklar şimdi anında tespit ediliyor ve tüketim alışkanlıkları değişiyor.
Yaygın kitlesel hastalıklardan nasibini alan ülkelerin başında Türkiye de var. Kentleşme oranının hızla artmasıyla ortaya çıkan beslenme değişikliği, söz konusu hastalıkları tetiklemiş durumda. Kulağa artık yabancı gelmeyen bu hastalıkların başında “diabetes mellitus” var. Halk arasında “diyabet” ya da “şeker hastalığı” olarak bilinen bu sorun, kan şekerinin artmasıyla kendini gösteren bir rahatsızlık. Halen Türkiye’de 8 milyon diyabet hastasının olduğu tahmin ediliyor. Bu oranlamaya göre neredeyse her on kişiden biri diyabet hastası! Bu kişilerin yaklaşık 800.000’i “insülin” adı verilen hormonu dışarıdan almak zorunda. Sayıları 7 milyonu bulan “ikincil diyabet hastaları” ise beslenmelerine dikkat ederek özel gıdalara yöneliyor. Bu gıdaların şeker ve karbonhidrat içermemesi gerekiyor. Ayrıca, diyabet hastalarında kalp ve damar problemleri oluşabileceğinden kullandıkları yağlara da dikkat etmeleri gerekiyor.
Kitlesel Sağlık Sorunları ve Niş Pazarlar Halen dünyada 250 milyonu aşkın diyabetli var. Yapılan projeksiyonlara göre 2025’de bu rakam 400 milyonu aşacak. Dolaysıyla aynı ivmenin Türkiye’de görülmesi kaçınılmaz. Yaklaşık 15 yıl sonra diyabetli hasta sayısı 10 milyona yaklaşacak. Bu gelişme başlı başına nitelikleri olan özel bir “niş pazarı” ifade ediyor.
Bir başka kitlesel hastalık ve bunun yarattığı çok özel pazar ise “çölyak” olarak biliniyor ve Türkiye’de oldukça yaygın. Toplumun büyük bölümü bu sorunun varlığından habersiz, öyle ki çölyak hastası olup da hasta olduğunu bilmeyen çok sayıda insan var. Yapılan istatistikler Türkiye’de 400.000 civarında çölyak hastası olduğunu gösteriyor. Çölyak, buğday başta olmak üzere bazı tahıllarda bulunan “glüten” adlı proteine karşı gelişen alerjik bir rahatsızlık.
Gıda Harcamaları Çok Yüksek Aştırmalara göre, bir diyabet hastasının özel üretilmiş ürünlere ayırdığı bütçe ortalama 700 TL civarında. Bir çölyak hastası ise bütçesinden beslenmeye 1.200 TL ayırmak zorunda. Söz konusu değerler hasta sayısıyla çarpıldığında her iki pazarın ne kadar geniş bir alan oluşturduğu görülüyor.
Öldürücü olmayan kitlesel hastalıkların yanı sıra gıda katkı maddeleri, küresel kirlenme ve dengesiz beslenme alışkanlıkları yüzünden obezite de hızla artıyor. Bu konuda Türkiye’de henüz sağlıklı bir istatistiksel çalışma ortaya konmamış. Ancak bu niş pazarın da özel diyet ürünlerine ihtiyacı var.
Tüm bu gelişmeler artık gıda ürünlerinde özel imalatların ya da alt kategorilerin oluşmasını gerekli kılıyor. Tüm dünyada olduğu gibi meşrubat dışında bu alanlar giderek spesifik hale geliyor. Örneğin diyabetik unlu ürünlerden diyabetik çikolataya kadar onlarca ürün çeşidine her gün bir yenisi ekleniyor. Çölyak hastaları için üretilen ekmek, makarna, tatlı gibi çok sayıda ürün de yeni bir endüstri yaratmış durumda. Bunlar aynı zamanda gıda alerjisi olan hastaları da içine alıyor.
Obezite pazarında ise her şeyin daha az kalorilisi üretiliyor. Bu pazarda yeni trend “yapay organik tatlar” üretmek. Bunlar kimyasal proses gerektirmeyen doğal tatların bileşimiyle oluşturuluyor. Böylece “yumurtasız yumurta”, “sütsüz süt”, “unsuz ekmek” gibi ilk bakışta insana garip gelen diyet ürünler imal ediliyor. Buluşların pazara sürülmesi ise “aynı tat, aynı doğallık” sloganıyla gerçekleşiyor. Bunlar arasında soya sütüyle yapılan dondurma ve yoğurtlar da var. Tatlılar ise bazı çöl bitkilerinden elde edilen şuruplarla hazırlanıyor.
Kaynak: Para Dergisi
www.paradergi.com.tr
|