Geçen aylarda antepfıstığıyla neler üretilebileceğini yazmıştım. Epey ses getirdi. Bu kez de kendinden söz etmek istiyorum. Antepfıstığı benim için hiç de yabancı değildir. Özel reçinesi ve kokusuyla bu meyvenin ağacını hemen tanırım.
Gerçi biraz yabanilik vardır görünüşünde; çabuk renk vermez. Tanımayan için sakız ağacı izlenimi uyandırır. Kimi bölgelerde "melengiç" tabir edilen kendi kendine yetişen öksüz bir bitkinin akrabasıdır. Çitlembik de derler. Hepsi sakız reçinesi gibi kokar. Antepfıstığının sakız familyasıyla sıkı fıkı ilişkisi buradan gelir. Her defasında yetiştiricilik üzerine bilgi verecek değilim elbet; araştırmaya pazarlama açısından eğildim bu kez. O dünya güzeli ağacı zaten kromozomlarına kadar biliyorum; taze meyvesine de bir Gaziantepli kadar aşinayım. Onun kırmızı kapsülü bir çiçek kadar narin ve şiirseldir. Ben o kırmızı rengi bu nedenle "Antep kırmızısı" olarak anarım hep.
Türkiye’nin Simgesi Antepfıstığının öyle bir ünü var ki neredeyse milli sembollerimizden biri haline gelmiş durumda. Bu cennet taamı eğer biraz tanıtılırsa dünyada Türk lokumu kadar ünlenecek. Araştırdım, tahminlerde bulundum. Projeksiyonlar yapıp kabaca notlar tuttum. Edindiğim izlenim ve bilgiler şöyle: (Sadece önemli satırbaşlarını aktarıyorum; detaylar bende, isteyen Gaziantepli dostlarım benimle temas kurabilir.) 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ’antepfıstığı’ dünyada tanınır hale gelmiş. Özellikle Fransa, İtalya, Almanya ve ABD de kısıtlı da olsa ithalatçılar bu fıstığı ’antepfıstığı’ olarak lanse etmişler. Ancak toprakta kurutma ve asit kullanımı gibi yöntemler yavaş yavaş antepfıstığını dünya çapında bir marka olmaktan çıkarmış. 80’li ve 90’lı yıllarda toprakla kontaminasyon ve rutubet nedeniyle ’aflatoksin’ skandalları ortaya çıkmış.
Bunu fırsat bilen İranlılar dünya fıstık pazarını ele geçirmişler. 1950’lerde ise Amerika yabani fıstık ağaçlarını aşılayıp sağlıklı ve dayanıklı türler geliştirmiş. Şimdi İran 400 bin ton fıstık üretirken; ABD rekoltes) de 120 bin tonlara ulaşmış. Ve bizim antepfıstığı üretimi var yılı ve yok yılına göre 80 bin tonlara takılıp kalmış. Asıl üzücü olan şu: Ne yazık ki ’antepfıstığı’ dünya çapında bir marka değil artık. İç pazarda uzun uğraşılardan sonra ’antepfıstığı’ tanımı Gaziantepliler tarafından gıda literatürüne yerleştirilmiş yine de…
Şam Fıstığı Da Ne Demek? Ancak halk dilinde özellikle İstanbul, İzmir ve diğer batı kentlerimizde bu fıstığa hala ’şamfıstığı’ deniyor. Gurmeler arasında ve yemek tatlı sohbetlerinde ’şamfıstığı’ ifadesi maalesef çok yaygın. Bölgesellik gayretiyle ’antepfıstığı’ tanımına karşı çıkan bazı kentler de var.
Örneğin Siirt... Onlar İran türü fıstık yetiştiriyor ve bunu ’Siirt fıstığı’ şeklinde pazarlıyorlar. Aynı ırktan aşılama yapmış olan bazı yörelerin fıstıkları da ’Siirt fıstığı’ olarak pazarlanıyor. Örneğin Çanakkale bildiğim kadarıyla bu tanımla satılıyor. Oysa tek bir tanımla dünyaya açılmak mümkün... İran fıstığı (Siirt fıstığı da bu kategoriye dahil) daha dolgun ve gösterişli... Ancak araması ’antepfıstığı’ gibi değil. Biraz kendine özgü bir lezzete sahip... Aslında ’antepfıstığı’nın dünyada bir benzeri yok. Diğer çeşitlere göre nispeten küçük ve gösterişsiz. Ama lezzeti harika. Rengi diğer çeşitlere göre daha uçuk. Özel yağ bileşenleri ise oldukça zengin. Sağlık açısından da öyle; antepfıstığında 100’e yakın koruyucu ve aromatik bileşik olduğu keşfedilip literatüre geçmiş.
İranlılar dünya fıstık pazarını tümüyle ele geçirme savaşı veriyor. Ayrıca ’tüp fidan’ yöntemi kullanarak çok daha verimli ağaçlar yaratmışlar. En büyük kozları renk ve irilik... Fakat lezzet açısından Antep’le yarışmaları mümkün değil. Bizde tıpkı zeytin gibi fıstıkta da ’var yılı yok yılı’ geçerli. İran’da ise damlama sulamayla her yıl düzenli verim alınıyor. Ayrıca bizde bir ağaç 15 yaşında meyve verirken; tüp fidan yöntemini kullanan İranlılar 5 yıl sonra üretime geçiyor. Ancak benim kanaatime göre ’antepfıstığı’nın lezzet üstünlüğü biraz da bu doğal yetişme özelliğinden geliyor.
İşin Sırrı Gaziantep’in Toprağında Yaptığım araştırmalara göre kolesterol düşürücü ve cinsel yaşamı aktive edici özellikleri yetiştiği toprakla ilgili. Örneğin İran fıstığı daha yeşil; daha gösterişli olmasına rağmen hem daha az lezzet unsuruna sahip; hem de afrodizyak özelliği antepfıstığı kadar yüksek değil. Üstelik yapılan araştırmalar, antepfıstığının anti kanserojen özellikler taşıdığına ilişkin güçlü ipuçları ortaya koymuş. Bu özellikler çerçevesinde gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında strateji olarak üç aşamalı bir kampanya yapılmalı diye düşünüyorum:
>>’Şamfıstığı antepfıstığı değildir’ kampanyası örneğin... (Yurtdışı için aynı tema ’İran fıstığı’ ’antepfıstığı’ değildir şeklinde ifade edilebilir.)
>>Bu konuyu ’antepfıstığı’nın karakteristik rengine özgüleyerek bunu içeriye ve dışarıya bir ayrıcalık olarak yansıtacak bir devam kampanyası kurgulanabilir. -ki zaten fıstık yeşili tanımı antepfıstığının doğal renginden geliyor.
>>Bu konuda popüler kültürün taleplerine cevap verecek stratejiyle mevcut söylemlerin efektinden yararlanma yolu da seçilebilir. (Ancak burada fındıkçıların söylemlerine gönderme yapmadan; daha orijinal rafine bir üslup kullanmak yerinde olacaktır.)
Bu üç aşamalı strateji iyi kurgulanırsa hem iç hem dış piyasalarda dikkat çekici sonuçlar alınabilir. Aklıma başka yöntemler de geliyor. Bunları hemen bir çırpıda yazmam mümkün değil. Üzerinde ince çalışmalar yapmak gerek. Yeter ki Gaziantepli dostlarım bu işe yeni bir anlayışla sahip çıksınlar.
Kaynak: Para Dergisi
|