Faiz oranları düşünce artan otomobil ve gayrimenkul satışları gıda sektörünü zora soktu. Uzun vadeli kredi çekerek borçlanan tüketicilerin gıda masraflarında kesintiye gitmesi gıda sektöründe durgunluğa neden oldu. Gıda firmaları pazardaki durgunluğu aşmak için çözüm yolları arıyor.
Ekonomideki yerini özellikle 1980’li yıllardan itibaren sağlamlaştırmaya başlayan gıda sektörü makro ekonomik rakamlardaki iyimser tabloya rağmen durgunlukla boğuşuyor. Hem faizlerin düşmesi ile birlikte artan gayrimenkul ve otomobil alımı, hem de kredi kartı borçları gıda sektöründe durgunluğa neden oldu. Kredi kartı borcunu ve kullandığı krediyi geri ödemek için mutfak masrafından kısan tüketicinin yanı sıra sektördeki kayıtdışı da sektördeki sıkıntıyı katladı.
Diğer reel sektörlerde olduğu gibi gıda sektöründe de son aylarda gözle görülür bir daralma yaşandığını söyleyen Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu Başkanı Şemsi KOPUZ "Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 5.000 dolara çıktı dense de bunun gıda sektörüne katkısını göremiyoruz" dedi. Mevcut durumda sanayiinin işsizlik sorununa cevap vermekten hala çok uzak olduğunu ifade eden KOPUZ, satın alma gücünün istenilen düzeyde olmaması nedeniyle sektördeki potansiyelin harekete geçemediğini söyledi. 2005’in sonundan itibaren sektörde yaşanan durgunluğun artış gösterdiğini belirten Kopuz, bu durumu satın alma gücü zaten düşük olan tüketicilerin kredi kartları borçlarının birikmesi ve emlak sektörüne yönelmeleri şeklinde açıkladı. Piyasadaki nakit sıkıntısının ciddi boyutlara ulaştığını söyleyen Kopuz, firmaların son aylarda karşılıksız çek ve protesto edilen senetlerle uğraştıklarını anlatarak "Son bir yıldır yatırım amaçlı çivi çakan firma yok. Sahip olduğu potansiyel ile yabancı sermayenin her zaman ilgisiyle karşılaşan sektör bu ilgiyi yeterince yatırıma dökebilmiş değil" dedi.
Gıda firmalarının son dönemde gündemini meşgul eden bir diğer konu ise AB. Çünkü sektörün özellikle bazı alanlarında kayıtdışı üretim yüzde 80 seviyelerinde. Kayıtdışı üretimin yüksek olması nedeniyle müzakere sürecinde gıda sektörünün çok ter dökeceği belirtiliyor. Uzmanlara göre AB’in gerektirdiği gıda güvenliği ve hijyen kurallarını yerine getirmeyen küçük işletmelerin büyük kısmı kapanma noktasına gelecek.
’İthalatçıların İşleri Yolunda’ Gıda firmaları sıkıntılara rağmen 2005 yılında bir önceki yıla göre yüzde 13.5’lik bir artışla 7.5 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi. Sektörün bu yılki ihracat hedefi ise 10 milyar dolar. Pazar büyüklüğü 70 milyar dolar olan sektör 2006 yılında ise yüzde 5’lik bir büyüme hedefliyor. Gıda firmalarının 2005 yılı ithalatı ise 5 milyar dolara ulaştı. İhracattaki artışın yaş meyve ve sebze gibi tarımsal ürünlerden kaynaklandığına dikkat çeken Şemsi KOPUZ, imalata dayalı gıda ürünlerinde ise aynı ivmenin görünmediğini söyledi. Firmaların döviz kuru ve yüksek maliyetler nedeniyle zorlandığını anlatan Kopuz, "Elimizi taşın altına sokuyoruz üretim yapıyoruz ama karşılığını alamıyoruz. İthalatçı firmalar için durum daha kolay" diyor.
Kayıtdışı Çok Yüksek, Kdv İndiriminden Medet Ummak Yanlış Son bir yıldır piyasada varolduğu söylenen canlanmanın gıda sektörüne henüz bir yansımasını göremediklerini söyleyen Marsa ve Piyale Genel Müdürü Alp PIDİK ise sektörün son aylarda zorlu bir süreçten geçtiğini söyledi. PIDİK, bu süreçte grup olarak çok büyük yatırım yapmadıklarını 2005-2006 dönemi için toplamda 20 milyon dolarlı bir yatırım öngördüklerini söyledi. Söz konusu yatırımların piyasadaki iyimserlik havasından kaynaklanmadığına da dikkat çeken Pıdik, "Bunlar daha çok teknoloji yenileme ihtiyacından doğan yatırımlar. Şu anda tüm firmaların derdi karsızlık ya da az karlılık. Yeni teknoloji yatırımlarıyla en azından verimliliği artırmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Hükümetin Kurumlar Vergisi’ni 10 puan aşağıya çekmesinin olumlu bir gelişme olarak değerlendiren PIDİK, "En azından bu parayı işleri büyütmek için kullanabiliriz. Fakat bunun sonuçlarını görmek için işlerin iyi gitmesi gerekiyor. Şu anda piyasada inanılmaz bir rekabet var. Kapasite fazlası baskı oluşturuyor. Tüketici tarafında talebin azalmış olması fiyatları sabit tutuyor. Her şeyden önce talep olmalı. En büyük sıkıntı şu anda bu" dedi.
Sektörde yatırımların sürmesinin gerektiğini altını çizen PIDİK, ciddi bir büyüme beklentisi içinde olmadıklarını söyledi. PIDİK şöyle dedi: "Kayıtdışının bu kadar yüksek olduğu bir sektörde KDV indiriminden medet ummak yanlış. Kayıtdışı çalışan firmalar KDV ile zaten çalışmıyorlar. Dolayısıyla KDV’nin indirilmesi onları etkilemez. Bunun için kayıtdışılığı engelleyecek daha etkin önlemlerin alınması gerekiyor" dedi.
Tarım Ürünlerine Bağımlılık Arttı Uzun Vadeli Tarım Politikası Şart Reis Tarımsal Ürünler Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet REİS de sektörün çok parlak bir durumda olmadığını söyledi. Sektörde acımasız bir rekabetin yaşandığını ve büyük grupların gerçekleştirdiği yatırımlarının küçük ve orta ölçekli firmaları zorladığını anlatan REİS, firma olarak bu süreci markalaşma ile aşmaya çalıştıklarını söyledi. "2001’deki kriz sürecinde firmalar marka ve reklam konusundaki yatırımlarını geri çekerken biz tam tersine uzun vadeli düşünerek daha çok ağırlık verdik" diyen REİS, önümüzdeki günlerde de ulusal alanda daha etkin bir pazarlama stratejisi izleyeceklerini belirtti. Son aylarda sektörde kriz dönemlerinde olduğu gibi ucuz ürünlere olan ilginin arttığını anlatan REİS, büyük marketlerin dahi dökme ürün satışlarını artırdığını dile getirdi. Makro ekonomik rakamlara göre kayıtdışılıkta bir azalma olması gerekirken sektörde kayıtdışı oranın artmaya devam ettiğini anlatan REİS, gıda sektörünün en büyük handikapının tarımsal ürünlere bağımlılık olduğunu söylüyor. "Çünkü Türkiye’de tarım ürünlerinin üretim maliyetlerinin diğer ülkelere göre çok yüksek" açıklamasının yapan REİS, Türkiye’nin acilen uzun vadeli bir tarım politikası belirlenmesi gerektiğine vurguluyor. Mehmet REİS, şöyle devam ediyor: "Biz firma olarak mecbur kalmadığımız sürece yerli ürünü tercih ediyoruz. Ama Türkiye’deki tarım politikaları kuru gıda da dahil olmak üzere birçok tarım ürünün çok yüksek maliyetle üretilmesine zemin hazırlıyor. Uzun vadeli tarım politikası belirlenmezse ihracatçı olduğumuz ürünlerde bile ithalatçı konuma düşeriz."
Ulusal Marketlerde Yer Almadan Ayakta Kalmak Çok Zorlaştı Şitoğlu Pazarlama Genel Müdürü Ahmet BALİN ise sektördeki durgunluğu "Artık mal satmak meziyet haline geldi" cümlesi ile özetliyor. Büyük market zincirlerinin bile tüketiciyi çekmek için 15 aya varan vadeler ve çeşitli promosyonlar düzenlemek zorunda kaldığını anlatan BALİN, bu süreçten en az zararla çıkmak için büyük marketlerde satışa ağırlık verdiklerini açıklıyor. Migros ve Gima’nın ardından 2006 yılında Carrefour’la da bir anlaşma yaptıklarını dile getiren Balin, şöyle devam ediyor: "Şu anda ulusal zincirlerdeki satışımız, toplam satış içinde yüzde 30 paya ulaştı. Hedefimiz bu oranı yüzde 50’ye çıkarmak. Artık ulusal marketlerde yer almadan ayakta kalmak neredeyse imkansız hale geldi." Büyük marketlerin raflarına girebilmek için marka ve kalitenin şart olduğunu hatırlatan BALİN, bu yıl 100 bin YTL’yi reklam ve tanıtıma ayırdıklarını ayrıca tesis bünyesinde araştırma laboratuarı kurduklarını söyledi. Öte yandan maliyetleri yeniden gözden geçirdiklerini anlatan BALİN, bu konuda mevsimlik işçileri ücretsiz izne ayırmaya başladıklarını söyledi. Hammadde temin ederken nakit çalışmalarına rağmen ürün satışındaki geri dönüşlerin 120 günlük uzun vadelere çıkması nedeniyle ciddi nakit sıkıntısı içinde olduklarını belirten BALİN, çek senet işleriyle hemen hiç uğraşmamalarına rağmen bu yıl böyle sıkıntılar yaşadıklarını aktardı.
Merdiven Altı Üretime Bir An Önce Son Verilmeli 1991 yılında Özal döneminin sunduğu yatırım avantajlarını değerlendirerek peynir üretimine girdiklerini söyleyen Altınkılıç Marka ve Üretim Sorumlusu Haydar YILMAZ, "1991 yılına kadar Türkiye’de peynir markası diye bir anlayış yoktu. Piyasaya teneke içinde ve çoğunlukla kaynağı belli olmayan peynirler hakimdi. Buradaki boşluğu değerlendirmek için Altınkılıç markasıyla üretime başladık. Şu anda en büyük avantajımız markamız ve kalitemiz" açıklamasını yapıyor. 2001 krizinin etkilerinin ortadan kalkmaya başladığı dönemde Türkiye’de ilk kez Kefir’i üretmeye başladıklarını söyleyen YILMAZ, şu anda yaşanan durgunluk sürecini Kefir’e olan talep sayesinde minimize ettiklerini belirtti. Kefir’i piyasaya sunduklarından bu yana sürekli tanıtım ve reklam çalışmaları yaptıklarını söyleyen YILMAZ, "Ürün tüketiciden yeni olduğu için büyük bir ilgi gördü. Geçtiğimiz yıl 5 milyon dolar olan ciromuzu bu yıl sonunda ikiye katlayacağız" dedi. Gıda sektöründe 1990’lı yıllardan bu yana çok önemli gelişmelerin yaşandığına ve standartların yükseldiğine dikkat çeken YILMAZ, sektörün en büyük sorunlarından biri olan merdiven altı üretime bir an önce çözüm bulunması gerektiğini sözlerine ekledi.
Sektör Uluslararası Gıda Devlerinin De Gözdesi Turgut ÖZAL döneminde hayata geçirilmeye başlanan ekonomideki dışa açılım politikalarını hızla benimseyen gıda firmaları yeni yatırımlarla bir yandan ürün çeşitliliğini artırırken diğer yandan da ihracata ağırlık verdi. 1985-1995 yılları Türk gıda sektörünün "altın yılları" olarak tanımlanıyor. Yine aynı dönemde yabancı gıda firmaları da Türkiye pazarını keşfetmeye başladı. Unilever, Danone, Dr.Otker, Calsberg, Pastavilla bu yıllarda satın almalar ya da Sabancı, Koç, Yaşar Holding ve Doğuş gibi Türkiye’nin önde gelen şirketleri ile ortaklık kurma yoluna gitti. 1980’li yılların ortalarında 1 milyar dolarlık ihracata imza atan sektör 2006 sonunda 10 milyar dolarlık ihracat rakamına ulaştı.
Son dönemdeki en önemli ortaklık ise Ülker ve Kellog arasında gerçekleşti. 2000’li yılların başında en çok umut vadeden sektörler arasında başı çeken gıda son aylardaki durgunluk sürecine rağmen hala geleceğin sektörlerinden biri olma özelliğini koruyor. Çünkü Türkiye genç ve kalabalık nüfusu nedeniyle gıdanın pek çok alanında büyüme potansiyeline sahip. Et ve süt ürünleri, meyve suyu, dondurulmuş gıdalar, son yıllarda dünyada da büyümeye başlayan fonksiyonel gıdalar büyüme potansiyelinin yüksek olduğu alanların başında gösteriliyor.
Kaynak: Referans Gazetesi/Selma ŞİMŞEK BEKTAŞ
|