KobiFinans
anasayfa Anasayfa
favorilere ekle Favorilerime Ekle
arkadaşına öner KobiFinans'ı Öner
rss RSS
Detaylı Arama
sub-bg-left
09 Şubat 2012 Perşembe
FORUM ÜYE SORGULAMA EĞİTİM MERKEZİ
sub-bg-right
Ambalaj
Bilişim
Demir - Çelik
Deri - Ayakkabı
Elektronik
Enerji
Gıda/İçecek
Haberleşme
Hayvancılık
Kimyasal - Plastik
Madencilik
Makine - Metal
Mobilya/Orman Ürünleri
Otomotiv
Perakende
Sağlık
Tarım
Taşıma - Lojistik
Tekstil - Giyim
Turizm
Yapı - İnşaat
En Çok Okunanlar
İlgili Linkler

Kitap Tanıtım
Gıda Sanayi İşletme Ekonomisi
Prof. Dr. Bahattin ÇETİN

Gıda Endüstrisinde Güvenli Gıda Üretmek
Teslime MAHMUTOĞLU


Gıda Sektörünün Dünyadaki Durumu

Gıda sanayi, 2 trilyon doları aşan yıllık satışlarıyla dünya imalatının en önemli kolu olma özelliğine sahip. Sektörün insan hayatının önemli ihtiyaçlarına cevap veriyor olması sürdürülebilir ve sürekli bir büyüme içinde olmasının en önemli nedeni. Aynı nedenle, petrol zengini ülkeler de dahil olmak üzere, birçok ülke, gıda fiyatlarında kontrol uygulamalarına gün geçtikçe daha fazla önem veriyor.

Yıllardır ucuzlama trendinde olan ve tarım sektörünü düşüşe geçiren sürecin son bulmasıyla, yakın geçmişte, temel gıda maddelerinin çoğunda fiyat patlamaları yaşanmaya başladı. Örneğin, Eylül 2007’de buğday fiyatı ton başına 400 doları aştı ve tarihinin en yüksek değerini gördü. 2008’in Mayıs ayında, buğday fiyatının ton başına 200 dolar civarında olması beklense de; Bu rakam, geçmiş 25 yılın ortalamasını 2’ye katlıyor. 2007’nin başlarında rekor kıran bir diğer ürün de mısırdı. Ton başına 175 dolara kadar çıkan mısır fiyatı, hala 2006 yılı ortalamasının yüzde 50 üzerinde. Peki, ama bu yüksek fiyatlar neyin göstergesi? Bu soruya normal şartlarda verilecek cevap, bereketsiz mahsul veya kıtlık olabilirdi. Ancak işin ilginç yanı, fiyatların mahsul bolluğuna rağmen yükseliyor olması. Uluslararası Tahıl Konseyi’nin verileri de bu bolluğu doğruluyor. 2008’in toplam tahıl ürünü miktarı tahmini olarak 1,66 milyar ton; yani bir önceki yıldan neredeyse 89 milyon ton daha fazla. Bu kabarık stoğun bile engelleyemediği kıtlık fiyatları, dünyanın tahıl talebini tetikleyen başka nedenler olduğunu kanıtlıyor.

Çin ve Hindistan’da Gelirlerin Artması
Kuşkusuz bu talebin çok farklı nedenleri var. Bunlardan biri, özellikle son yıllarda yıldızı parlayan ülkelerden Çin ve Hindistan’da giderek artan gelirler. Gelirlerin yükselmesi et ürünlerine olan talebin artması ve bu da dolaylı olarak hayvanları beslemede kullanılan tahıl talebinin canlanması anlamına geliyor. Ekmek imalatında kullanılan hububat talebi doğrudan nüfus artışı ile bağlantılıyken, ete olan talep tamamen ekonomik gelişmeye bağlı. Yüksek gelirler, Hindistan ve Çin’deki milyonlarca insanı, et ve diğer temel gıda maddelerinin maliyetini karşılayabilecek hale getirdi. Bir Çinli’nin yıllık et tüketimi, 1985’te 20 kilogram iken, günümüzde 50 kilogramı aşmış durumda. Tüketimde doyum noktasına ulaşan Çin’i, gelişmekte olan diğer ülkeler takip ediyor. Bu noktada, muazzam fiyat artışlarını, yalnızca artan gelirlerle ilişkilendirmenin ne kadar gerçekçi bir yaklaşım olduğu sorusu akıllara geliyor.

Durumu açıklamak için 2’nci bir nedene daha ihtiyaç var; o da ABD’nin sınır tanımayan etanol talebi. Etanol, otomobil ve diğer motorlu araçlarda benzine karıştırılan veya tek başına kullanılan bir yakıt. Yaygın olarak şeker kamışı ve mısırdan elde ediliyor. 2000 yılında 15 milyon ton Amerikan mısırı etanole çevrildi; bu yılki miktar ise 85 milyon ton civarında. ABD dünyanın en büyük mısır ihracatçısı iken şu an etanol için kullandığı mısır, ihraç ettiğinden daha fazla. 2005 yılında hayata geçen etanol projesi, mısır fiyatlarının neden yükselmeye başladığını açıklıyor.

Kullanım alanındaki bu farklılık, tabii ki gıda pazarını da etkiliyor. Dünya Bankası’na göre, bir SUV (Sport Utility Vehicle) tankını etanolle doldurmak için kullanılan mısır, bir insanın bir yıllık besin
ihtiyacını karşılayacak miktarda. ABD’nin etanol projesi, hükümet sübvansiyonlarının bir ürünü. Bu sübvansiyonlar sayesinde, etanol üretimi için birbirinden çok farklı besin kaynakları ve yöntemler türetildi. Mısırdan tutun da, Brezilya’da şekerden üretilen etanole kadar tam 200 çeşit etanol var. Tüm bu etanol türlerinin üretimini artırmak için verilen sübvansiyonlar ise, yıllık 7 milyar doları buluyor ve bu da galon başına neredeyse 1,90 dolar anlamına geliyor. Tabii ki çiftçiler de bu süreçte paylarına düşeni alıyor. 20 yıl öncesine göre hayvanlarını 250 milyon ton daha fazla yemle besliyor ve en çok gelir getiren ürün neyse onu üreterek bu döngüyü körüklüyorlar.

Daha önce soya fasulyesi ve buğday ektikleri topraklara mısır ekerek avantajlı ve kazançlı konuma geçen çiftçiler, bu işleyişte şimdilik, krizden önceki bulgulara göre kazanan taraf olarak görülüyor. Fakat göz ardı edilmemesi gereken temel bir prensip var: Arz-talep dengesi. Fiyat oluşumunda başrolü oynayan bu prensibin yönetimi ise, hükümetlerin ellerinde. Yapılacak yanlış müdahaleler açlık ve fakirliği derinleştirebileceğinden, çok dikkat edilmesi gerekiyor. Sübvansiyonlar ve ticaret engelleri inanılmaz maliyetler yaratırken; trilyonlarca dolar, zaten zengin olan ülkelerdeki çiftçileri desteklemek adına kullanılıyor.

Bu uygulamanın sonucu olan yüksek vergiler, kalitesiz gıdalar ve aşırı üretim, olumsuz etkiler doğuruyor. Yüklü yardımlar zengin ülkelerin çiftçilerine gittiği için bundan payını alamayan gruplar hala fakirlikle mücadele ediyor. Yakın geçmişte her hükümet kendi halkını yükselen fiyatlara karşı koruma altına almak adına çeşitli düzenlemeler yaptı. Birçok ülkede gıda fiyatları üzerindeki kontroller artırıldı. Örneğin; Arjantin, Fas, Mısır, Meksika ve Çin, yerel fiyatlara birtakım sınırlamalar getirdi. Hindistan, Vietnam, Sırbistan ve Ukrayna’nın dahil olduğu bir diğer ülkeler grubu ise, ithalat vergilerini artırma ve ithalata belirli bir limit koyma yolunu seçti. Tüm bu gelişmelerle birlikte pahalı gıdayı tamamen suçlamak da doğru bir yaklaşım olmaz. Gıda fiyatlarının artış sürecinde kaybedenlerin yanı sıra kazananlar da oldu. Özellikle fakir ülkelerde, tüketicilerin bütçelerinde önemli yer tutan temel gıda maddelerinin aşırı fiyatlanması yıkıcı etkiler
yaratırken, tarım toplulukları emeklerinin karşılığını almaya ve ekonomik iyileşme belirtileri göstermeye başladı.

Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için derlenmiştir.
 
 
Bu yazı 7309 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
Dünyada Süt Sektöründe Neler Oluyor?
 
Üyelik Girişi
Üye Olmak İstiyorum
ebultenkayit
Aylık KobiFinans E-bülten'e üye olmak için lütfen bilgilerinizi doldurun.
kobifinans "Kriz, Gıda Alanında Derinleşmeyecek"
Gianluigi ARDUİNİİ

kobifinans "2 Milyar Dolar’la Geldik, Yatırım Projesi Arıyoruz"
 
kobifinans Yılda Yüzde 10 Büyüyen Helal Gıda Avrupa'yı Heyecanlandırıyor
Didem Eryar ÜNLÜ

kobifinans Başarı Tesadüfen Gelmez
Rauf ATEŞ
 
footer-left
Bizi Tanıyın Çözüm Ortakları Güvenlik ve Gizlilik Sıkça Sorulan Sorular Reklam Ödüllerimiz
Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın Site Haritası
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2010