LG Türkiye’nin ofisinde yoğun bir koşuşturma var. Türk ve Koreli çalışanlar az sonra yapılacak büyük toplantı için son hazırlıklarını tamamlıyor. Ben de Türkiye’de yeni bir yapılanma içine giren LG’yi konuşmak ve Türkiye Başkanı Christopher Kim’i biraz daha yakından tanımak için buradayım.
Kısa bir bekleyişin ardından ulaştığım Cristopher Kim’in odasında dikkatimi ilk kapının olmayışı çekiyor. Bu tercihini “Çalışanların fikirlerini rahatça söyleyebilecekleri bir ortam yaratırsanız, onlarla daha iyi bir iletişim kurabilirsiniz. Odama kapı taktırmayarak bu iletişimi güçlendireceğimi düşündüm” diyerek anlatan Kim’in sıradışı bir yönetici olduğunu anlamak için, Türkiye’ye geldiğinden beri nasıl bir yaşamı seçtiğine bakmak yeterli belki de.
Türkiye’ye geldiğinizde bir otele değil de orta halli bir ailenin yanına yerleşmeniz ilgi çekti. Neden bunu tercih ettiniz? Kore ve Türk halkının tarihsel yakınlığını ve birbirine benzerliklerini biliyorum. Kore Savaşı’nda Türk askerleri hep yanımızdaydı. O nedenle zaten Türkiye’ye her Koreli gibi bir sempati duyuyordum. Başlarda bir ailenin yanına yerleşmemin tek nedeni Türkler gibi düşünüp onlar gibi yaşamayı istemem oldu. Ama Türk tüketicisini daha iyi anlamak konusunda da çok faydalarını görüyorum.
Peki, Türkler hakkında nasıl bir kanı oluştu sizde? Kore ve Türk insanın en büyük ortak özelliği olaylara duygusal açıdan yaklaşmak bana kalırsa, duygusal bağları çok kuvvetli. Türkler her zaman aidiyet duygusunu hissetmek istiyor, hep birlikte hareket etmek Türkler için çok önemli. Bu özellikleri de çok hoşuma gidiyor. Bu aile bana çok olumlu bir enerji veriyor. Adaptasyonum daha kolay oluyor.
En çok ne hoşunuza gitti? Yemeklerden sonra Türk kahvesi içme alışkanlığı. Onun dışında rakınıza bayıldım. Özellikle balık ve peynirle çok güzel oluyor. Türk ailemle hafta sonları mangal partisi yapıyoruz ve 8 duble rakı içebiliyorum.
Üniversitede linguistik (dil bilimi) eğitimi almışsınız. O yıllarda farklı bir kariyer planı mı yapmıştınız kendinize? Aslına bakarsanız, ben dili hep dışarıya açılan bir kapı olarak gördüm. Bu nedenle bu alanda okumaya karar verdim. Hedefim bir şirkette yöneticilik yapmaktı. Bu yüzden linguistik eğitiminin yanında işletme yönetimi okudum.
Üniversiteden sonra iş hayatına LG grubunda başladınız, şimdi de istediğiniz gibi yönetici koltuğunda oturuyorsunuz. Tüm kariyeriniz boyunca aynı şirkette çalışmanız istikrarlı biri olduğunuzu mu gösteriyor? Kore’de meşhur bir laf vardır: “Bir eş, bir hayat”. Ben bu lafı, “Bir iş, bir şirket” olarak değiştirdim. LG, Kore’nin en büyük şirketlerinden. Çalışanına kariyer hedeflerini gerçekleştirmek için gereken fırsatı fazlasıyla sunuyor. Yetkinliklerinizi geliştirme fırsatı bulabiliyorsunuz. Neden başka bir şirkete geçeyim ki?
İşiniz gereği pek çok ülkede çalışmışsınız... Hiç uyum sorunu yaşamaktan korkmadınız mı? Eğer global bir şirkette çalışmak istiyorsanız bu duruma uyum sağlamak zorundasınız. Çok fazla sıkıntı yaşadığım söylenemez aslında. Zaten dil bildikten sonra geriye pek bir sorun da kalmıyor. Türkiye’ye ise çok daha çabuk uyum sağladım. Çünkü Korelilerin Türkiye’ye tarihten gelen bir sempatisi var.
LG nisanda Türkiye ofisini kurarak Türkiye’deki hedeflerinin büyük olduğunu gösterdi bir anlamda. Bundan sonra LG’nin Türkiye pazarındaki yeri ne olacak? LG Türkiye’yi potansiyeli yüksek bir ülke olarak görüyor. Satış beklentimizin yanı sıra öncelikle marka değerimizi Türkiye’ye göstermek istiyoruz. Cezayir, Mısır, Lübnan, Libya, Suriye gibi 9 ülkenin kontrolünü bundan sonra Türkiye’den yürüteceğiz. Dolayısıyla Türkiye’de uygulanacak her yenilik bu ülkelere referans olacak. İşe Türk tüketicisinin ihtiyaçlarını belirleyerek başlamak istiyoruz. Kısa zamanda LG’yi Türkiye’de daha da önemli bir konuma getirmek için çalışıyoruz. Sadece tüketicilerle değil zincir mağazalarla ve bayilerimizle sıkı ilişkiler kurmak istiyoruz ki onlar da doğru hizmeti verebilsin. Bizim için tüketicinin gözünde bir değer yaratmak önemli. Bunu yaratırsanız ciro, pazar payı zaten iyi oluyor. Amacımız 2008’de 500 milyon dolarlık, 2010’da ise 1 milyar dolarlık bir ciro elde etmek.
Bayilerimizle ve distribütörlerimizle sıkı ilişkiler kurmak için geldik, diyorsunuz. Türkiye ofisinin açılışından iki gün sonra bir distribütör, bir LG ürününde sık sık arıza yaşandığı yönünde gazetelere ilan verdi... Böyle tatsız bir olay yaşandı ama bizim amacımız partnerlerimizle beraber büyümek. Açıkçası çok da bu konuyu uzatmak istemiyorum. Bizim öncelikli amacımız tüketiciler için LG markasıyla bir değer yaratmak.
Bu değeri yaratmak için ne tür çalışmalarınız olacak? Öncelikle call center merkezi kurduk. ‘Tüketici üründen memnun mu, servis hizmeti doğru şekilde veriliyor mu, ürünle ilgili garanti süresi boyunca herhangi bir sorun yaşadılar mı?’, bunların hepsini takip edeceğiz. Çünkü ihtiyaçlara cevap veren ürünler getirmek için önce tüketicinin isteklerini anlamak gerek. Bunun dışında VİP servisleri kurduk. Bu servisler ürünlerin kurulmasından kullanımına kadar tüketiciye özel bir hizmet sunacak.
Türkiye ofisinde kaç kişi çalışıyor? 50 kişiyle başladık ama hızlı bir şekilde çalışmalarımız devam ediyor. Dolayısıyla bu rakam da artacak. Bu yılın sonuna kadar 70 kişiye, önümüzdeki yıl da 100 kişiye ulaşmayı hedefliyoruz.
Bu ekip LG’nin marka değerinin Türkiye’de artması için ne tür çalışmalar yapacak? 1984 yılından beri LG markası Türkiye’de satılıyor. Tabii ki ortaklarımızın da sayesinde Türkiye’de bir seviyedeydi ama biz bu seviyeyi hızlı bir şekilde yükseltmeyi amaçlıyoruz. Marka algısını yakın bir zamanda daha da artıracağız.
Bu da pazarlama faaliyetlerine hız vereceğiniz anlamına geliyor. Milli takıma sponsor olmayı düşündüğünüzü okumuştum... Kişisel olarak böyle bir fikrim var. Türk tüketicisinin yanında olmak için her türlü faaliyeti değerlendireceğiz. Spor aktivitelerine sponsor olmak da doğru bir yol. Milli takıma sponsor olmak gibi hırslarım var ama futbol mu olur yoksa başka bir spor dalı mı, buna henüz karar vermedik.
Kendi mağazalarınızı da açacaktınız. Bu proje ne aşamada? Markamızı tüketiciyle buluşturabilecek en iyi araçlar bu mağazalar. Marka kimliğimizi yansıtabileceğimiz aynalar aynı zamanda. Bu yıl içerisinde İzmir, Ankara ve İstanbul’da 7 tane açmayı planlıyoruz. Bunun dışında beyaz eşya pazarında da faaliyetlere başlayacağız.
Bir yönetici olarak nasıl tanımlarsınız kendinizi? Çok iyi bir yönetici olabilmeyi isterdim. ‘Öyle miyim?’, bunu beraber çalıştığım arkadaşlarıma sormak gerekiyor sanırım. Ama iyi bir yönetici olmanın püf noktası çalışanlarla iyi bir iletişim kurmaktan geçiyor. Size çekinmeden her düşündüklerinin söylemelerini sağlayacak bir ortam yaratmanız gerekiyor. Böylelikle çalışanlar mecburiyetten değil, gönüllü olarak çalışıyor olur. Odamda kapı yoktur, insanlar odama girip fikirlerini paylaşabilsinler diye.
LG’nin Life’s Good (Hayat iyidir) sloganının yaratıcısınız. Bu slogan nasıl ortaya çıktı? LG’nin iki yönetim taktiği var: İnsanlarda saygı yaratabilecek bir yönetim şekli belirlemek ve tüketici için bir değer yaratmak. Aylarca sözlüklere baktım. Kelimeleri bir araya getirip bir slogan yaratmaya çalıştım. Sonra -Avustralya’da çalışıyordum o yıl- camdan insanları izlerken ne kadar cıvıl cıvıl ve ne kadar mutlu göründüklerini fark ettim. LG için de güzel bir dönemdi. Bir anda “Hayat iyidir” dedim ve slogan çıktı. Tüketicinin tarafından bakabilmek konusunda çok hassas davranmaya çalıştım hep. Tüketicinin ayakkabısına ayağınızı sokarsanız, başarılı olabilirsiniz.
Kaynak: Milliyet İnsan Kaynakları Gazetesi
www.insankaynaklari.com
|