Cep telefonunun sadece ses ve mesaj işlevini, hele Ipod’un sadece yazılışını bilen biri olarak teknoloji mağazasının görüntüsünü Beyoğlu’nun tarihi dokusuna pek uyduramıyorum sanırım.
Pasajın kemerli kapısının camında, kırmızı renkli Darty yazısı karşılıyor bizi. Ardından Darty Türkiye’nin CEO’su ve Kesa Türkiye’nin ortağı Nedim Esgin geliyor. Pasajın içindeki mağazanın duvarlarına tablolar yakıştırıyorum, çeşit çeşit teknolojik ürünlerin yarattığı tezat hoş mu görünüyor? Geçmiş ve geleceğin buluştuğunu düşününce belki...
Sanki kariyeriniz Arçelik Genel Müdürlüğü’yle başlıyor gibi, önceki dönemle ilgili bilgi bulmak pek mümkün değil. Nasıl buluşmuştunuz Arçelik’le? Ben aslında basketbolcu olmak istiyordum. O dönem gazetelerde lisan bilen, yurtdışına seyahat edebilecek kişiler aranıyordu. Dış ticaret şirketlerinde büyük bir eleman açığı vardı. 4 ay Süzer Dış Ticaret’te çalıştım. Ardından RAM’a girdim. Yani Koç’a girmem kariyerimin 4. ayında gerçekleşti. Yılın 9 - 10 ayını Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine seyahat ederek geçirdim, satış yaptım. Cezayir, Tunus, Fas pazarlarının uzmanı olmuştum. Polisan’ın tutkal satma projesi üzerine Fransa’da şirket kurduk. Şirketi yönetmek için Fransa’ya gittim. 5 yıl sonra Beko ve Arçelik’in televizyon ve beyaz eşya ürünlerini Fransa’da satmaya başladım. 1998’de ise Dış Ticaret Grubu’nun Başkan Yardımcısı oldum. Tüm Avrupa’daki şirketler ve pazarlar bana bağlandı. 1999’da Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Yurtdışı Pazarlama ve Satış Başkan Yardımcılığı görevini de üstlendim. Bir sene sonra da Arçelik Genel Müdürü olarak Türkiye’ye döndüm.
Basketbol hayalinize ne oldu o sırada? Aklımda hep biraz para kazanayım sonra basketbola devam ederim hayali vardı. Ne zaman benim jenerasyonum basketboldan emekli oldu, o zaman hayalim de sona erdi. İçimde kalan bir şeydir, hatta toplantılarda bile bazen potaya top atar gibi olur elim.
Hayal bitince yerini ne doldurdu? İş hayatı, o kadar yoğun ki... Ama basketbolun verdiği bazı alışkanlıklar var. Takım olmak iş hayatında da çok önemli.
Nasıl insanlarla çalışmayı tercih ediyorsunuz? Bir kere sorumluluk alan, işine sahip çıkan, işini kendiliğinden götürebilecek, karşıt fikirlere değer veren, işi sonuçlandıran insanlarla çalışmak istiyorum. Zaten ekibinizdekilerden bunları alamazsanız başarı şansınız olmaz. Yeniliğe açık, cesaretli, risk alabilen, takım oyununa inanan, formayı giyebilen kişiler gerekli.
Kendinizi yönetici olarak nasıl tanımlarsınız? Bazı zayıflıklarım var, mesela takipçi değilim. Ekibime çok güvendiğim için sorumluluk veririm ve o görevleri arkadaşlarımın yaptığına inanırım. Çok detaya inebilirim. Kendime kızarım, çekerim kendimi ama vakti de kaybetmiş olurum. Olayların dışına çıkabilen, analiz yapabilen, olaylara çok iyi yorum getirebilen, strateji geliştirip ilerideki birkaç adımı görebilen biriyim. Ekibimi motive etmeyi severim. Yine bir zayıflığım, fazla aferin demem. Ama hata gördüğümde bağırıp çağırmaktan ziyade bir bakış ya da cümleyle kırabiliyorum.
Biz yönetim tarzı olarak biraz rahatız. Bazı patron tipi vardır, o içeri girdiğinde herkes önünü ilikler, mesafeli konuşur. Ama bizde öyle bir şey yok, demokratik bir ortam vardır. Benim fikrime karşı da çıkabilirler. Bu durum, Türkiye’de diğer şirketlerde pek yok.
Yurtdışında uzun süre çalışmış olmanızın etkisi olabilir mi? Olabilir. Amerika’da yönetim kurulu toplantısına gelenler karşıt fikirlerini çok rahat söyler. Fikri yüzünden kimse kimseye düşman da olmaz, arkasını da dönmez. Bazen ben ‘beyaz’ derim, arkadaşlarımın çoğu ‘siyah’ der. ‘Tamam, siyah olsun’ derim. Bazen herkes ‘siyah’ der, bir tek ben ‘beyaz’ derim, herkes şiddetle karşı çıkar ama dediğim dediktir, ‘beyaz’ derim. Bunu da yaparım, her defasında demokrasi var, herkesin dediği olur durumu da yok. Bazen taviz vermeyen bir tutumum da vardır.
Arçelik’i bıraktıktan sonra yurtdışından da birçok teklif almıştınız. Seçmeme nedeniniz Türkiye’de çalışmak istemeniz miydi? Hayır, eşimin ortaya koyduğu sebeplerdi. Ben yurtdışına dönmek, kariyerime orada devam etmek istedim. Eşimse burada ayrıcalıklı bir hayatımız olduğunu söylüyordu. Çünkü imkânınız ve çevreniz varsa Türkiye’de yaşam kaliteniz ve şartlarınız çok ayrıcalıklı oluyor. İkincisi anne, babalarımızla daha fazla vakit geçirmek istedik. Ayrıca ailenin bir arada olması çocuk yetiştirirken de çok önemli. Eşim “Bir projen, şu işi yapacağım gibi bir düşüncen varsa her yere giderim” de dedi ama ben ayrıldığımda hakikaten ne yapacağımı bilmiyordum. Kafamda herhangi bir proje yoktu. Gidelim yurtdışına mutlaka bir şey yaparım, diye düşünüyordum.
Bıraktığınızda kaç yaşındaydınız? Kendinizi rölantiye almak için erken miydi acaba? 45 yaşındaydım, genç diyebiliriz. Ama ikinci bir hayat için çok güzel bir yaş. Zaten daha fazla kalırsanız böyle cesaretli bir kararı da alamazsınız. 21 yıl profesyonel olarak çalışıyorsunuz, çok değerli bir gruptasınız, belli bir noktaya geliyorsunuz ve ‘Daha nereye gideceğim ki?’ diye soruyorsunuz. Gidebileceğiniz bir etap daha var ama kendinize, ailenize ait bir zamana ihtiyacınız varsa çıkmanız gerekiyor. Çünkü şirket hayatı öyle bir içine alıyor ki sizi, böyle bir ara verme hakkınız yok.
Sabbatical (işe mola) gibi bir ara verme imkânı tanınsaydı, kariyerinizi yine de bırakır mıydınız? Böyle bir şey olmadı. Olsaydı, gibi bitmiş konularla ilgili düşünmem. Hayat devam ediyor, hep ileriye bakacaksınız, ‘olsaydı’ demeyeceksiniz.
Pişmanlıklarınız yoktur o zaman... Hiç yok. Çok güzel bir şarkı vardır; Edith Piaf’ın Non je ne regrette rien (Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim). Her şeyin bir bedeli vardır, onu da ödersin ve hayat devam eder.
Darty’de karar kıldıran neydi peki? Türkiye’de teknoloji ve elektronik mağazacılığının eksik olduğunu Avrupa’da yaşarken fark etmiştim. Bayiler kanalı çok küçüktü orada; büyük, ciroyu getiren kanal burasıydı. Müşteri artık bu tip mağazalarda alışveriş yapmak istiyordu, çünkü çeşitlilik vardı ve bütün markaları yan yana görebiliyordu. O dönem Türkiye’ye bu hizmet yüksek enflasyon, güven ortamının olmaması, vadeli satışta sadece senet olması nedeniyle gelemiyordu. 2003’ten sonra kredi kartıyla vadeli satış başlayınca perakendeciliğin önü açıldı. Şimdi de çok marka var.
Evet, sürekli yeni markalar geliyor. Peki, nereye gidiyor teknoloji pazarı? Yıllarca Türkiye’nin en büyük sorunu kaynaktı. Kaynak yabancının elindeydi. Dünyada sermaye dolaşımı vardı ama Türkiye bundan pay alamıyordu. O yüzden yabancı markaların gelmesi çok güzel, artık buradan korkmuyorlar. Ayrıca tüketici için çeşitlilik ve kolay ulaşım imkânı sağlanıyor. Dünyadaki önemli markalar ve yeni çıkan ürünler Türkiye’de de var artık.
Darty nasıl bir strateji izleyecek? Teknosa’nın 40 mağazasını kapatacağı söyleniyor. Biz memnunuz. Konseptimizin tüketici tarafından beğenildiğine inanıyoruz. Darty’nin başarılı olamaması söz konusu bile değil. O yüzden rekabet, çok kişi gelmiş, şu kapanmış, hiç korkutmuyor bizi. Pasta büyük ve biz de muhakkak bir pay alacağız. Birkaç yıl sonra da bu işin bir ya da iki numaralı oyuncularından biri olacağız.
İki sene önce belirlediğiniz hedefler tuttu mu? Hepsi tuttu. Yurtdışındaki yönetim kuruluna bunun mucizevi bir durum olduğunu söyledim, “Sakın her zaman dediğimiz tutacak sanmayın” dedim. Çünkü böyle bir ortamda her planın tutmasına imkân yok, hakikaten ben bile inanamıyorum. Plansız ilerleyemezsiniz ama bir de gerçek var, ikisini ayarlamanız lazım.
Yakın zamana bakarsak kaç mağaza açılacak, istihdam ne kadar artacak? Planımızda her sene 5 mağaza açmak var. Yeni mağazalar İzmir, Ankara ve Anadolu Yakası’na açılacak. Mağaza başına 30-40 kişi alınacak.
Emeklilik fikri size ne kadar yakın ya da uzak? Emeklilik fikri, çok uzak, korkutuyor beni. Dünya çok hızlı değişiyor. 20-30 sene önce 60, çok yaşlı gelirdi. Bugün 80 yaşına kadar yaşayan bir jenerasyondayız. Ayrıca bir insanın üretmeden tüketmesi doğru değil. Üretmek sizi daha dinç ve kuvvetli, dünyayla daha entegre yapar. Zaten dünyadan elinizi ayağınızı çektiğinizde daha çabuk çöküş yaşıyorsunuz.
Kaynak: Milliyet İnsan Kaynakları Gazetesi
www.insankaynaklari.cm
|