Her tür elektronik cihazda kullanılan yarı iletkenler dünya ticaretinin yeni yıldızı. Bu ürünün ülkeler arasındaki ticareti, 1990’dan beri her yıl yüzde 12 dolayında artmış. 1985’te 21.8 milyar dolar olan yarıiletken ihracatı, 2005’te 227.5 milyar doları bulmuş. Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü’nün (UNIDO) verilerine göre yarıiletkenler son yıllarda ihracatı en hızlı artan maddeler arasında ilk sırada yer alıyor.
Yarı iletkenleri kullanan ileri elektronik ve bilişim sektörü de diğer sektörlerden daha hızlı gelişiyor. Geçmiş dönemlerin büyük şirket listelerinde, ilk sıraları hep petrol ve otomotiv şirketleri alırken günümüzde elektronik ve bilişim sektörleri zirveyi zorluyor. En zenginler listesinde de hep Bill Gates ve diğer modern girişimcileri görüyoruz.
Geleceğin Sektörü Yarıiletkenler ve benzeri ürünler geleceğin dünya ekonomisinde de önemli olacak. Çünkü cep telefonundan beyin taramalarında kullanılan PET cihazlarına kadar her yerde yarıiletkenler kullanılıyor. Bu ileri teknoloji ürünleri günlük hayatımıza giderek daha çok girecek. Türkiye ticari anlamda yarıiletken üretiminde maalesef yok. Bazı üniversitelerde ve teknoparklarda özverili araştırma ve üretim çalışmaları yapılıyor ama ticari anlamda elle tutulur bir başarı şimdilik epey uzak görünüyor. Aselsan, TÜBİTAK’a bağlı Yitel ve diğer bazı özel şirketlerdeki araştırma ve üretim çalışmaları, henüz kritik noktaya ulaşmış değil.
Cumhuriyetin 100. yılına odaklanmış TÜBİTAK’ın "Vizyon 2023" çalışmalarına baktığımızda da pek umutlu olamıyoruz. Çünkü bu kurum bünyesinde oluşturulan "Bilgi ve İletişim Teknolojileri Stratejisi Grubu”nun hazırladığı yol haritasına göre yarıiletkenleri de içeren tüm devrelerin küresel açıdan anlam ifade edecek üretimi, ancak 2010 ile 2015 yılları arasında mümkün olacak. Ancak o zamana kadar atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş olacak.
Asya-Pasifik’in Atağı Bu satırları okuyanların aklına, sermaye eksikliği ve teknik eleman yetersizliği gibi bazı mazeretler gelebilir. İlk bakışta bu mazeretler haklı da görünebilir. Ancak Asya-Pasifik ülkeleri, bu tür mazeretleri aşarak yarıiletken üretiminde başarılı oldu. Daha 1985’te yarıiletken üretiminin yüzde 93’ü ABD, Japonya ve Avrupa ülkelerinde, yüzde 7’si Asya-Pasifik ülkelerinde yapılıyordu. Asya-Pasifik ülkeleri, 10 yıl içinde bu payı yüzde 20,5’e çıkardı. Bu ülkelerin 2005’teki yarıiletken üretimindeki payı ise yüzde 45,4 oldu. 30 yıl önce sermaye ve eleman sıkıntısı bizden fazla olan bu ülkeler, doğru tercihlerle yoksulluk zincirini kırdı.
Asya-Pasifik grubu içinde yer alan ülkelerden Güney Kore’nin 1978’deki cari kurla kişi başına milli geliri 1160 dolardı ve 1200 dolarlık gelire sahip Türkiye’nin bir altındaki sıradaydı. Aynı yıl kişi başına milli gelir Çin’de 230, Malezya’da 1090 dolardı. Bu gruptaki ülkeler içinde yalnız Singapur, Türkiye’den iyi durumdaydı. İleri teknoloji sektörlerine tam zamanında giren bu ülkelerin tümü dış ticaret fazlası veriyor ve cari işlemler açığı sorunu yaşamıyor. Bizim gibi tekstil ve benzeri geleneksel sektörlerle kalkınma yarışına başlayan bu ülkeler, elde ettikleri sermaye birikimini, otomotiv ve diğer orta teknoloji sektörlerine yatırdı. Bu sektörlerde sağlanan kazanç, ileri elektronik ve kimya sektörlerine yöneltildi. Türkiye’de ise geleneksel sektörlerden elde edilen birikim, alışveriş ve eğlence merkezlerinin inşaatına aktı, hâlâ da akıyor.
Cari Açığın İlacı Kendimi bildim bileli dış ticaret ve cari işlemler açığı sorunu ile uğraşıyoruz. 1954-58, 1968-71 ve 1977-80 krizlerinin temel nedeni bu açıklardı. Son 3 krizde ise cari açığın yarattığı endişeler önemli rol oynadı. Kriz yıllarında cari açık doğal olarak azaldı. Çünkü ekonomi daralınca ara malı ve makine-teçhizat ithalatımız da geriledi. Ekonomi büyümeye başladığında, sanayinin düşük teknolojik düzeyi nedeniyle cari işlemler açığı tırmanışa geçti. İpi önce göğüslemek için yaptığımız her büyüme atılımında, kondisyonu düşük sporcular gibi nefes nefese kaldık ve yere serilme korkusunu bir türlü üzerimizden atamadık.
Bir zamanlar geri olan makine-teçhizat üretimi sektöründe bir noktaya gelebilmeyi başardık. Ucuza pamuk satıp, pahalıya tekstil makineleri aldığımız günler geride kaldı. Bugün tekstil ve konfeksiyon sektörlerinin ihtiyacı olan makinelerin yüzde 70’i Türkiye’de yapılıyor. Otomotiv ihracatı sürekli artıyor. Ama tam işler yoluna girmiş görünürken bu kez ileri teknoloji ürünlerine milyarlarca dolarlık döviz ödemeye başladık. Bu yapısal sorun, faizler iyice düşürülüp, kurlar yükselse bile çözülemeyecek. Biz, 3-4 dolara bin bir emekle üretilmiş tişörtleri satıp, 40-50 dolara hammaddesi kum ve bazı metaller olan bir parmak boyundaki bellekleri, MP3’leri ve yarıiletken içeren diğer cihazları satın aldıkça, açıklar hiç kapanmayacak.
Devletin, ekonomiden elini eteğini ister istemez çektiği günümüzde küçük veya büyük tüm girişimcilerin ileri elektronik, ileri kimya ve biyoteknoloji gibi yeni iş alanlarına saldırmaları gerekiyor. Bu yeni iş alanları, çağımızın kahraman girişimcilerini, "çılgın Türkler"ini bekliyor. Girişimcilerimiz, devletin desteğini de arkalarına alarak ileri teknoloji alanlarına yatırım yaptığında önce ithalatımız azalacak, daha sonra ise Asya-Pasifik ülkeleri gibi ihracatımız yeni bir artış ivmesi kazanacak. Azalan hatta kapatılan açıklar ise istikrarlı büyümenin yolunu açacak. Yoksulluk zincirini kıran Türkiye’nin, kalkınma, barış ve demokrasi hedeflerine ulaşması daha kolay olacak.
Kaynak: Referans Gazetesi
www.referansgazetesi.com
|