|
Ayakkabı sektörü, ayakkabı üretenler ve bunlara girdi sağlayan yan sanayi işletmeleri ile ayakkabı üreten ana işletmeye fason olarak hizmet veren firmalardan oluşmaktadır. Henüz tam anlamıyla bir sanayi kimliği kazanmamış, küçük atölye tipi üretim tarzının hâkim olduğu bu sektör, emek yoğun özelliği dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerde istihdamın artışı için önemli bir kaynaktır.
Sektörde emeğin üretim faktörleri içerisinde önemli bir yeri olduğundan, emeğin ucuz olduğu ülkeler önemli rekabet avantajına sahiptirler. Bugün gelişmiş birçok ülkede refah seviyesindeki artış, bir üretim faktörü olan emeğin değerini de artırmaktadır.
Türkiye’de yakın bir geçmişe kadar babadan oğula geçen bir zanaat görünümü arz eden ayakkabı sanayii, 1950 sonrasında küçük sanayi görünümü kazanmaya başlamıştır. Ekonomide yapısal dönüşümün yaşandığı 1980’li yıllarda tüm sektörlerde olduğu gibi ayakkabı sektöründe de önemli gelişmeler görülmüştür. Sektör daha organize bir yapıya bürünmüş, bu dönüşümle üretimde de önemli gelişmeler yaşanmıştır.
Son 20 yıldır, dünyada olduğu gibi, Türkiye ayakkabı sanayiinde de makineleşmeye gidilmektedir. Bu gelişmede artan ayakkabı talebini karşılamaktan ziyade, emeğin fiyatının sürekli artmasının etkisinin olduğunu söylemek mümkündür.
Özellikle, Uzakdoğu ülkelerinin ayakkabı üretiminde kaydettiği gelişmeler, gelişmiş ülkeler ve ülkemiz ayakkabı üreticilerinin pazar paylarını koruyabilmeleri için makineleşmelerini ve üretimlerini emeğin nispeten ucuz olduğu bölgelere kaydırmalarını gerekli kılmaktadır.
Devlet Planlama Teşkilatı Deri ve Deri Mamulleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu’na göre ülkemizde üretilen ayakkabıların yüzde 15’i tamamen makineleşmiş işletmeler, yüzde 70’i yarı makineleşmiş işletmeler ve yüzde 15’i bünyesinde hiç makine bulunmayan işletmeler tarafından gerçekleştirilmektedir.
Ayakkabı üretimi, 1985 yılında 85,5 milyon çift iken, 1995 yılında 130 milyon çifte ulaşmıştır. 1998 yılına kadar üretimde önemli oranda artış görülmesine karşılık Rusya krizi dolayısıyla ihracatın azalması ayakkabı üretiminde de azalmaya yol açmıştır. Kriz sonrasında ihracattaki azalma karşısında yeni pazar arayışları devam etmiştir. 1998 yılında 175 milyon çifte ulaşan ayakkabı üretimi 1999 yılında 135 milyon çifte düşmüştür. Üretimin yaklaşık yüzde 31’ini deri ayakkabılar oluştururken son yıllarda plastik ve terlik ayakkabı üretiminde de hızlı bir artış görülmektedir. Ancak, bu durum resmi kayıtlarda gözükmemektedir.
Ayakkabı üretimi İstanbul-İkitelli bölgesinde yoğunlaşmıştır. Ancak, artan ücret ve arsa fiyatları imalatçıları “fason üretime” yöneltmiş, ayakkabı sayalarının büyük kısmı işlenmek üzere Anadolu’ya gönderilir olmuştur. İzmir, Manisa, Gaziantep, Konya, Antakya ve Trabzon İstanbul’dan sonra ayakkabıcılığın en çok geliştiği merkezler konumunu almıştır.
300.000 kişinin çalıştığı ayakkabı sektöründe, çalışanların 20.000’inin sanayileşmiş, 280.000’inin ise sanayileşmemiş işletmelerde istihdam edildiği varsayılmaktadır. Üretimin hemen hemen tamamının gerçekleştirildiği özel sektörde günlük kapasite 1.300 çift ile 36.000 çift arasında değişmektedir. Ayrıca, kamuya ait 4 fabrikanın da 2.000 ila 6.000 çift arasında değişen günlük ayakkabı üretim kapasiteleri mevcuttur. 1990’lı yılların sonlarında Uzakdoğu ve Rusya krizlerinin etkisi yurtiçi piyasalarda da görülmüştür. Üretimde görülen olumsuz etkilerin yanı sıra Kasım 2000 ve Şubat 2001 tarihlerinde Türkiye ekonomisinde yaşanan krizler ve kriz sonrası belirsizlik ortamı üreticilerin elini kolunu bağlamış ve üretim önemli ölçüde durmuştur. Şubat 2001 krizini takiben yapılan değerlendirmelerde üreticilerin İstanbul’da yüzde 50’sinin, İzmir’de ve Konya’da yüzde 90’ının, diğer illerde tamamının çalışmadığı, çalışanların da yüzde 20–30 kapasite ile üretimlerini devam ettirdikleri saptanmıştır.
Kaynak: Yaratım İçerik İletişim (Bu yazı Karadeniz Teknik Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Ulusoy’un “Türkiye Ayakkabı Sanayii ve Dış Ticareti” adlı yazısından derlenmiştir.)
|