Büyüyen Türk perakende sektörüne her gün yeni bir oyuncu daha geliyor. Bunun son örneği dünyaca ünlü Alman ayakkabı perakendecisi Reno... 24’ü aşkın ülkede faaliyet gösteren, kimsenin cesaret edemediği pazarlara girerek başarı sağlayan firma, ilk mağazasını Astoria’da açtı.
2005’e kadar Metro Group bünyesinde hizmet veren, daha sonra ise grupla yollarını ayıran Reno, dünyada ayakkabı perakendesinin lider isimlerinden. 24’ü aşkın ülkede 2 binin üzerinde satış noktasına sahip firma, Türkiye’deki ilk mağazasını Astoria’da açtı. Reno Türkiye Genel Müdürü Kemal Çelik ile gerçekleştirdiğimiz sohbetle, hem firmayı tanıdık hem de Çelik’in Türkiye pazarı hakkındaki yorumlarını aldık.
Reno Ayakkabı’yı sizden dinleyebilir miyiz? Yüzde 50’si Metro Group’a ait olan Reno, 2005’te bu gruptan ayrıldı. Reno ayakkabı büyük metrekarelerde ayakkabı satışı yapan bir firma. Türkiye’de benzer konseptlerde mağazalar var. Ancak biz insanların ulaşabilecekleri fiyatlarla dünya markaları satıyoruz. Dünyadaki en çok Esprit markalı ayakkabıyı biz satıyoruz. Ayrıca kendi üretimini yaptığımız markalar var.
Mesela, Mercedes markalı ayakkabıları üretiyoruz. Bunun dışında Bama ve Young Spirit kendi markamız. Dokers, Bugatti gibi bir çok dünya markasını da satıyoruz. Reno, aynı çatı altında bu kadar önemli markaları bünyesinde bulunduran tek mağazadır.
Ürün portföyünüzde neler alıyor? Çanta, ayakkabı bakım ürünleri, çorap gibi ürünlerimiz var. Almanya’daki mağazalarımızda Young Spirit markasının tekstil ürünleri de var. Ancak şimdilik Türkiye’de tekstil ürünleri satmayı düşünmüyoruz. Türkiye tekstil sektöründe çok güçlü.
Türkiye’de açmayı düşündüğünüz mağaza sayısı nedir? İlk mağazamızı 400 metrekare satış alanıyla, Astoria’da açacağız. Bunun dışında hepsi 2008’de açılacak 10 tane kira sözleşmesi imzaladık. Oldukça hızlı girdik diyebilirim.. Hazirana kadar 8 mağazamız açılacak. 3 tane İstanbul’da 3 tane Ankara’da, 1 tane Elezığ’da ve 1 tane İzmit’te olma üzere. 2008 yılsonuna doğru da Zonguldak’ın ilk alışveriş merkezine gireceğiz.
Yani Reno sadece büyük şehirlerde değil, Anadolu şerhlerinde de yayılacak diyebilir miyiz? Evet, bizim için Anadolu şehirlerinde de olmak önemli. Özellikle şehirlerde açılan ilk AVM’lerde olmaya çalışıyoruz. Örneğin; Elazığ’da 300 binin üzerinde bir nüfus var, ancak bir AVM yok. Oradaki insanlarda sosyal etkinlikte bulunmak, önemli markalardan alışveriş yapmak istiyorlar. Anadolu şehirlerinde açılan AVM’ler büyük şehirlerden daha çok iş yapıyor.
Franchising verecek misiniz? Hayır, Türkiye’de franchising vermeyi düşünmüyoruz. Çünkü bu sistem, çok kolay işleyen bir sistem değil. Mağazalarımızı kendimiz işleteceğiz.
Reno, dünya markaları satan bir firma dedik. Peki hedef kitlenizi nasıl tanımlıyorsunuz? Türkiye’de A ve B grubuna hitap etmeyi planlıyoruz. Markaların hepsinin iyi olması demek, fiyatların satın alamayacak fiyatlar olması demek değil. Bir çok markanın ayakkabısını, o markadan çok daha fazla sattığımız için, müşterilerimize fiyat avantajı sunabiliyoruz.
Türkiye pazarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de ciddi bir nüfus ve artan bir alım gücü var. Nüfusun yüzde 70’i 35 yaş altı. Avrupa’da benzer bir soysa-demografik yapı yok. Türk insanı çok zevkli, güzel giyinmesini seviyor. Bir çok terden kısıyor, giyiminden kısmıyor. Ancak her şey güllük gülistanlık değil. Özellikle bürokrasi konusunda oldukça sıkıntılıyız. Türkiye’de açacağınız her bir mağaza için ortaklar kurulu kararı çıkarmak zorundasınız. Benim ortakların Almanya’da ve ben her mağaza açtığımda ciddi bir bürokratik süreç işliyor. Bunun Almanya’daki ortaklara anlatmakta zorlanıyorum. Biz yılda 200-300 mağaza açan bir discount market olsak, bu iler nasıl yürüyecek. Bu kadar bürokrasi olmamalı.
Tabi bunlar gülün dikenleri. Ancak bu pürüzler kalkarsa, büyüyen sektör çok daha hızlı büyüyecektir. Ben uzun yıllardır Türkiye’ye gelen yabancı yatırımcılara danışmanlık yapıyorum. Bu bürokrasinin birçok markayı yatırımdan vazgeçirdiğini gördüm. Bu bürokratik mevzuatın elden geçirilmesinde fayda var.
Son dönemde birbirine yakın lokasyonlarda çok alışveriş merkezi açılıyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? AVM’lere girmeye devam edecek misiniz? Genel olarak bakıldığında Türkiye’nin dünyaya göre, gecikmiş bir AVM arzı var ve bu son birkaç yıldır patladı. Arsası olan herkes AVM yapmak istiyor. Yatırımcılar yatırım üzerine odaklanıyor, kimse AVM’nin geleceğini düşünmüyor. Tahmin ediyorum bir çok lokasyonda doyun aşılmak üzere, bir çok proje hüsranla sonuçlanacak. Ancak biz Reno olarak bu gibi sıkıntılar yaşamıyoruz, yaşama gibi bir endişemiz yok. Türkiye’ye 30’a yakın marka getiriyoruz. Bu markalar arasında bir tek Dokers markası Türkiye’de yaygın. Diğer 29 marka ise bizimle Türkiye’ye giriyor. Bu bizi farklı kılıyor.
Ayakkabı özeldir. İnsanlar ayakkabı markalarını sık sık değiştirmezler. Bir markanın ayakkabısına alıştıysanız, hep o markayı tercih edersiniz. Mesela Esprti dünyada ‘trend setter’dır. Bir de Reno dünyada hipermarketlerin ayakkabı satılan ortak alanları kiralayarak, bu alanlarını işletiyor. Bu bizim uzmanlık alanımız. Türkiye’de de ilerleyen zamanlarda bunu yapmayı düşünüyoruz.
Bu kadar alternatif varken, niçin ilk mağaza için Astoria’yı tercih ettiniz? Bu Türkiye özelinden kaynaklanıyor. Burada yer almamızın sebebi tamamen imaj. Türkiye’de atacağınız ilk adım çok önemli. Bu adım sizi 10 yıl, 20 yıl ileri ya da geri atabilir. Bizim hedeflediğimiz müşteri kitlesi, Astoria’nın müşteri profiline uygun. Astoria üst gelir grubuna hitap eden, butik bir AVM. Hatta yurt dışından birçok yabancı yatırımcı, dünya genelinde alt gelir grubuna hitap ederken, Türkiye’de ilk mağazalarını Bağdat Caddesi’nde, Nişantaşı’nda açtıkları için, A sınıfının tercihi oldu.
AVM’lerdeki kiralar da bir diğer tartışma konusu. Gerçekten yüksek mi kiralar? Evet, AVM’lerde kiralar yüksek, ancak caddelerde kiralar daha yüksek. Caddelerde hava paraları vs’ler var. AVM’ler açılmaya devam ettikçe caddelerdeki fiyatlar da daha makul olacaktır. Bizim anlaşmalarımızın tümü AVM’lerde ve buralara oldukça uygun kiralarla girdik. AVM’lerde bizim gibi bir markayı öncelikle tercih ediyorlar. Çünkü biz yüksek cirolara sahibiz.
Hangi ülkerde, toplamda kaç noktada hizmet veriyorsunuz? 2000 civarında lokasyonumuz var. Reno Mağazası olarak yaklaşık 700 mağazamız var. 24’ün üzerinde ülkede faaliyet gösteriyoruz. Avrupa ülkeleri ağırlıklı. Bunun dışında İran’da, Suudi Arabistan’da, Birleşik Arap Emirliklerinde mağazalarımız mevcut. Ayrıca birçok perakendecinin girmeye çekindiği Brezilya, Çin ve Hindistan gibi ülkelere girmeyi düşünüyoruz. Bunlar çok zorlu pazarlar. Ancak dünyanın her yerinde insanlar ayakkabı giyiyorlar. Ayakkabı bir temel giyim öğesi. Bizim markalarımız da global markalar olduğu için farklı pazarlarda sıkıntı çekmiyoruz.
Birçok ülkede hizmet veren bir marka olarak, Türk tüketicisini ayıran belirgin özellikler var mı? Türkler servisi çok seviyorlar. Bu nedenle biz, diğer ülkelerde olduğundan daha çok personel istihdam edeceğiz.
Bir de Reno’nun sunduğu çok özel bir hizmet var; ‘foot canner’... Bundan biraz bahsedebilir misiniz? ‘Foot scanner’ın. Çocukların ayakları hep boy olarak ölçülür. Eğer iyi bir ayakkabıcıya rastlarsanız, tarak boyunu da ölçer. Çocuk ayağı ise çok hassastır, toprağa atılmış tohum gibidir. Ona geniş veya sıkan bir ayakkabı giydirirseniz, baş ağrısından, omurga rahatsızlıklarına kadar bir çok problem yaşar. Patenti, bilimsel buluşu tamamen bize ait olan Foot scanner ile çocukların üç boyutlu haritası çekiliyor ve ailelere ayakkabı tavsiyelerinde bulunuyoruz. Tüm dünyada beğeni kazanan bu uygulamanın Türkiye’de de aileler tarafından memnuniyetle karışılacağını tahmine ediyoruz. Bu ücretsiz hizmetimiz Türkiye’deki tüm mağazalarımızda da yer alacak.
Kaynak: www.perakende.org / Ceyhan Konuk
|