|
Altyapısı 1930’lu yıllarda kurulan Türk demir - çelik sektörü, 1980 yılında, yıllık 4.2 milyon ton ham çelik üretim kapasitesine ulaşmıştır. Ekonomide başlatılan liberalleşme hareketleri sebebiyle, 1980 yılı sadece Türk ekonomisinin gelişimi açısından değil, Türk demir - çelik endüstrisi açısından da bir dönüm noktasını teşkil etmiştir. 1980’li yıllarda, Türk demir - çelik sektörü, ekonomik yapıdaki iyileşmelere ve yeni elektrikli ark ocaklarının kurulmasına paralel olarak, büyük gelişme göstermiştir.
Mevcut durum itibariyle, Türk demir - çelik sektörü, 14.3 milyon ton yıllık üretimi ve 7 milyon ton toplam ihracatı ile gelişmekte olan ülkeler arasında, öncü role sahip bulunmaktadır. Türkiye’de her birinin yıllık kapasitesi 1.000.000 ton ile 3.000.000 ton arasında değişen üç adet entegre tesis ve kapasiteleri 400.000 ton ile 2.000.000 ton arasında değişen 15 adet elektrik ark ocaklı tesis bulunmaktadır.
19.3 milyon tonluk ülke ham çelik kapasitesinin yüzde 33’üne tekabül eden 6.3 milyon tonu entegre tesislere, yüzde 67’ye tekabül eden 12.9 milyon tonu ise 15 adet elektrik ark ocaklı tesislere aittir.
Ülke ham çelik kapasitesinin, 3 milyon tonluk bölümü yassı ürünlere, 15.8 milyon tonu uzun ürünlere ve geriye kalan 440.000 tonu ise vasıflı çelik üretimine yöneliktir. Sektörün, yassı, uzun ve vasıflı çelik de dahil olmak üzere, 2000 yılı toplam ham çelik üretimi 14.3 milyon tondur.
2000 yılı toplam ham çelik kapasitesinin yüzde 82’sini uzun ürün, yüzde 16’sını yassı ürün ve yüzde 2’sini vasıflı çelik oluşturmaktadır.
Üretim yöntemi açısından, toplam üretimin yüzde 37’si entegre tesisler ve yüzde 63’ü ise, ark ocaklı tesisler tarafından gerçekleştirilmiştir.
Çelik ürünlerinin toplam ülke ihracatındaki payı, 1981 yılında yüzde 1.9 iken, 1999 yılında yüzde 7.9’a çıkmış ve Türkiye çelik ithalatçısı ülke konumundan çelik ihracatçısı ülke konumuna yükselmiştir. Aynı zamanda, Türkiye’nin 1980 yılında yüzde 0.6 olan Dünya çelik üretimi içindeki payı, 1999 yılında yüzde 1.7’ye ulaşmıştır. Ne var ki, 1999 yılında meydana gelen deprem ve Gayri Safi Milli Hasılada görülen yüzde 6 oranındaki küçülmeden dolayı, kişi başına düşen tüketim, 200 kg. civarında kalmıştır. Buna karşılık, gelişmiş ülkelerde tüketim 400-500 kg. civarındadır. Türkiye’deki, uzun ürün üretim fazlasının ihraç edilmesi gereğinden kaynaklanan baskının ortadan kaldırılması için, kişi başına tüketim oranlarının arttırılması gerekli görülmektedir.
Türk demir-çelik sektörünün, planlı dönemde ekonomik büyümenin beklenen seviyede gerçekleşmemesinden kaynaklanan, yapısal sorunları mevcuttur. Bunların başında, yassı ve uzun ürün dengesizliği gelmektedir. Gelişmiş ülkelerde, toplam üretimin yüzde 60’ı yassı ürünlere, yüzde 40’ı ise uzun ürünlere yönelik iken, bu oran Türkiye’de yüzde 80 uzun ürün, yüzde 20 yassı ürün şeklindedir. Üretimdeki bu dengesiz yapılanmadan dolayı, Türkiye iç pazar talebine ek olarak, yaklaşık 5 milyon ton civarında uzun ürünü ihraç etmek, 4 milyon ton civarında yassı ürünü ise ithal etmek mecburiyetinde kalmaktadır. Yassı ürün aleyhine olan bu durumun ortadan kaldırılabilmesi için, halen 2 milyon ton uzun ürün üretmekte olan İsdemir’in, Türkiye’nin yassı ürün açığını kapatacak, aynı zamanda uzun ürün piyasasını rahatlatacak şekilde bir an önce özelleştirilmesi, zorunluluk arz etmektedir. Bunun gerçekleşmesi durumunda, önemli ölçüde ithal ikamesi sağlanacağı gibi, büyük ölçüde İsdemir’in KİT statüsünden kaynaklanan ve yılda 100 milyon Dolar’ı aşan zararın, devlet bütçesinden karşılanması gereği de ortadan kalkacaktır.
Sektörün en temel girdilerinden olan elektrik enerjisi maliyetleri üzerindeki fon ve kesintiler ile sabit kur uygulamasının da etkisiyle, Dolar cinsinden enerji fiyatlarında gözlenen reel artışlar, sektörün rekabet gücünü menfi yönde etkilemektedir. Türkiye’nin ihracatında ikinci sırada yer alan demir-çelik sektörümüzün, global anlamda rekabet gücünü daha da arttırabilmesi için, 2000 yılında Dolar bazında yüzde 16 civarında artmış bulunan enerji girdi fiyatlarının eski seviyesine çekilmesi ve demir - çelik sektörünün, kendi ihtiyacı olan elektrik enerjisini kendisinin üretmesi girişimlerine destek sağlanması önem taşımaktadır.
İnşaat demiri üretiminde kullanılan kütüklerin yurt içi üretiminin, yurt içi tüketiminden fazla olması nedeniyle, bu ürünün ithalatı yerine, yurtiçinden tedarik edilmesi şartlarının zorlanmasını, bu cümleden olarak, dahilde işleme rejimi kapsamında, ihracat kaydıyla ithal edilen, kütükler için uygulanan 6 aylık ihraç süresinin, 3 aya indirilmesini ve geçici ithal kapsamında yurda giriş yapan kütüklerin, aynen ihracatını mümkün kılacak denetim mekanizmalarının kurulmasını gerekli görmekteyiz.
Bu arada Türkiye’ye karşı uyguladığı damping vergisi sebebiyle, Dış Ticaret Müsteşarlığımızın ciddi bir hazırlık çalışmasını müteakip, Mısır’ı, müşahhas tespitlere dayalı olarak Dünya Ticaret Örgütü’ne şikayet etmesi, olumlu bir gelişme olmuştur. İsrail’in tarife kontenjanı talebine karşı da, benzeri kararlı yaklaşımın gösterileceğine inanılmaktadır.
2000 yılı içerisinde, ekonomik program çerçevesinde uygulanan sabit kur politikası yüzünden TL’nin aşırı değer kazanması, Euro’nun Dolar karşısında aşırı değer kaybetmesi ile birlikte, sektörün ihracatını olumsuz yönde etkilemiştir. Sabit kur uygulamasının sürdürülüyor olması sebebiyle, 2001 yılında da devam edeceği anlaşılan TL’nin değer kazanma sürecinin, ihracat üzerindeki menfi tesirlerinin dengelenebilmesi için, başta enerji olmak üzere, sektörün temel girdilerinin maliyetlerinin düşürülmesi, büyük önem taşımaktadır.
Yakın geçmişte meydana gelen ekonomik kriz ve deprem, Türk demir çelik sektörünün gücünü ve adaptasyon yeteneğini ortaya koyan mihenk taşları olmuştur. Türk demir çelik sektörü, bu dönemde işgücü azaltma yöntemine başvurmadan üretimine devam etmeyi başarabilen bir kaç sektör arasında yer almıştır.
Buna karşılık, 2000 yılında Doların EURO karşısında aşırı değer kazanması ve ekonomik program çerçevesinde yurtiçinde uygulanmakta olan sabit kur sistemi yüzünden, bir önceki yıla göre ihracatı gerileyen ve ithalâtı artan demir-çelik sektöründe, ihracatın ithalâtı karşılama oranı yüzde 120’lerden yüzde 80’ler seviyesine inmiş bulunmaktadır.
Bugün, İSDEMİR’in yassı ürün üretimine dönüştürülecek şekilde, vasıflı çelik üreticisi olan Asil Çelik örneğinde olduğu gibi, süratle özelleştirilmesi, dengeli bir yapının oluşturulması ve serbest piyasa şartlarının geliştirilmesi açısından büyük önem arz etmektedir.
Yassı ürüne geçişi hızlandıracak yapısal değişiklikler, yalnızca 1,2 milyar dolar civarındaki ithalatın azaltılması açısından değil, ihracatın arttırılması ve sektörün ödemeler dengesine pozitif katkıda bulunması açısından da önem taşımaktadır.
Kaynak: Türkiye Demir - Çelik Üreticileri Derneği
|