Çin menşeli bilgisayar üreticisi Lenovo, 2005’de IBM’in kişisel bilgisayarlar bölümünü alarak, kısa sürede dünyanın en büyük bilgisayar şirketleri arasına girmeyi başardı. 140 ülkede faaliyet gösteren şirketin Global İletişim Başkanı Reid Walker ile Lenovo’nun Türkiye’deki büyüme planları ve kriz hakkında konuştuk.
Felsefe ve matematik okumuşsunuz. Neden bu alanlarda kariyerinize devam etmek yerine teknoloji sektörüne yöneldiniz? Kızılderiliyim ben, Amerika’da Kuzey Dakota’da doğdum. Çocukluğum orada geçti, babam Kızılderili halkı için çalışan bir avukattı. Bana göre orası çok izole olmuş ve içe kapanık bir yerdi. Burs alarak okudum, farklı kültürler görüp yeni şeyler öğrenmek istiyordum. Felsefenin bana öğrettiği en önemli şey, ‘Her insan, her yerde, istediği her işi yapabilir’ oldu. “İmkansız” kelimesi lügatimde yok. Amerika’daki eğitim sisteminde ise, kısa süre içerisinde bir konuda uzmanlaşırsınız. Ben bunun yerine farklı alanlarda şansımı denemek istedim.
Hayat felsefeniz bu mu? Yeni şeyler görmek, öğrenmek... Evet, öyledir. Gezdiğim ülkelerde gördüğüm kültürler, hem yaşam şeklimi hem de yönetim anlayışımı etkiler.
Lenovo’ya geçişiniz nasıl oldu, daha önce nerelerde çalıştınız? Bir süre Amerikan borsasında broker’lık yaptım. Ardından General Electric’te çalıştım. Lenova 5 yıllık bir şirket. Ben de 2 yıldır bu grupta çalışıyorum.
Lenovo Çinli bir şirket olarak başladı ama şimdi dünyanın en büyük bilgisayar üreticilerinden. Bunda IBM’in kişisel bilgisayarlar bölümünü satın almasının da büyük etkisi olmuştur sanırım... Bu satın alma, küresel bir şirket olma amacıyla atılmış bir adım mıydı? IBM’in kişisel bilgisayarlar bölümünü almamız, 140 ülkeye ulaşmamızı sağladı. Lenovo Asyalı bir şirket, IBM ise tam olarak batılı. Bu işbirliği, hem Doğu hem de Batı pazarına yakın olmamızı sağladı. IBM’le batıya açıldık diyebilirim. Onun küresel gücü ve stratejisi ile Lenovo’nun Asya’daki tecrübesini birleştirip, daha küresel bir şirket haline gelmek için böyle bir işbirliği yaptık.
Peki, IBM’i alalı 3 yıl oldu. Bu sürede hedeflere ne kadar ulaşıldı? İlk amacımız, sahip olduğumuz müşterilerimizi kaybetmemekti. Bunun için kurumsal pazara ağırlık vermeye devam ettik. KOBİ’lere ve direkt tüketiciye yönelik stratejiler geliştirdik ve onları Lenovo’ya kattık. Şu an dünyanın 4’üncü büyük bilgisayar üreticisiyiz. Ayrıca satın almadan sonra, IBM’i, teknoloji açısından daha ileri bir konuma getirdik. Bunun dışında, Lenovo’nun büyümesinde kullandığı iş modeli de çok etkili oldu.
“Worldsoursing” iş modeli. Bu iş modelinden bahseder misiniz? Neden tercih ettiniz? Bu modelde, şirket bir merkezden yönetilmiyor, çok farklı ülkelerden sourcing yaparak çalışıyor. Lenovo’nun da, Japonya, Hindistan, Fransa, Amerika ve Pekin’de olmak üzere, 5 farklı merkezde genel müdürlüğü var. Tek bir merkezden yürümüyor işler. Hangi ülke hangi alanlarda iyiyse, biz de o işi, o ülkede yapıyoruz.
Pazarlama ve reklam çalışmalarımız Hindistan’da yürütülüyor. Çünkü Hindistan’ın pazarlama konusunda çok yaratıcı fikirleri olduğunu düşünüyoruz. Tasarım işlerimiz ise Japonya’daki, Amerika’daki, Çin’deki ofislerimizden yürütülüyor. Çünkü bu ülkeler tasarım konusunda çok başarılı. Servis hizmetleri konusunda Amerika ve İskoçya’da ofislerimiz var. Çin’de 3 tane fabrikamız bulunuyor. Bunun dışında Polonya’da, Meksika’da, Hindistan’da da fabrikalarımız var. Liderlerimiz aynı ülkede değil. Örneğin, biri Çin’de, biri Amerika’da, diğeri Avrupa’da...
Bu iş modeli ne tür faydalar sağlıyor? Gelişen ülkeler, dünya pazarında önemli bir yere geldi. Artık eğitim açısından da, gelişmiş ülkeler kadar güçlü durumdalar. Bu nedenle, becerilerini dünyaya yayabilmeye başladılar. Bu ülkelerin dinamiklerinden, becerilerinden aynı anda faydalanabiliyoruz. Bu şekilde, daha küresel bir marka haline geleceğimize inanıyoruz. Bunun dışında, maliyet avantajları da var. Dünyanın her tarafındaki insanları, çok rahat işe alabiliyoruz. Müşterilere daha yakınız, çalışanlara küresel bir bakış açısı kazandırıyor bu iş modeli. En iyi hizmetle, hızlı bir şekilde, ucuz maliyetle, ürünü tüketiciye ulaştırabiliyoruz.
Peki, bu sistem çalışanların yönetimi konusunda veya karar alma sürecinde sorunlara yol açmıyor mu? 24.000 kişi çalışıyor Lenovo’da. Tüm birimler birbiriyle iletişim içinde. Mesela tüm Lenovo çalışanlarıyla, 2 günlük online forumlar yapıyoruz. Bu forumlarda, tüm çalışanlarla bir araya gelip, isteklerini ve düşüncelerini dinliyoruz. Bunun dışında workshop programları yapıyoruz. Yetenekleri ortaya çıkarıyoruz, kariyer fırsatları sunuyoruz. Normal bir şirkete baktığınızda, karar alan 3-4 kişi vardır. Biz de ise, her ülkedeki şirketler kendileri karar veriyor. Avrupa’daki çalışmalarımızı, Avrupa’daki şirketimiz yönetiyor, Hindistan’daki çalışmaları da oradaki ofis... Yani bölgesel yönetimden söz edebiliriz.
Lenovo Türkiye’de de atakta, pazarlama çalışmaları hız kazandı. Türkiye hedefleriniz neler? Türkiye bizim için kritik bir pazar, çünkü gelişmekte olan bir ülke. Nüfusu çok genç, bu nedenle bizim en önemli pazarlarımızdan biri olmaya aday. Türkiye’de büyümeye devam edeceğiz.
Krizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Tabii ki tüm sektörler krizden etkilendi ve etkilenmeye devam edecek. Ama bu durumun kısa süreli olduğuna inanıyorum. Ama şu an için bu krizden inovatif fikirlerle çıkılabiliriz. Müşteri ihtiyaçlarını iyi tespit etmek gerekiyor.
Siz nasıl etkilendiniz krizden? Kurumsal satışlarda bir sıkıntı olacağını sanmıyorum. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde bilgisayar satışları yüksek. Çin’de Hindistan’da ve Brezilya’da, bilgisayar tüketim oranı çok fazla. Eğitim düzeyi yükseldikçe, bilgisayar tüketimi de artacak. Bireysel pazarda henüz yeniyiz. Bu nedenle şu an için endişelenecek bir durum yok.
Kaynak: Bu röportaj, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için, Milliyet Gazetesi’nden derlenmiştir.
www.milliyet.com.tr
|