Uluslararası pazarda rekabet giderek artıyor; tasarım ve markalaşmanın önemini artık üreticiler ve ihracatçılar da kavradı. Sizce dış pazarda daha fazla yer almaya hazırlanan ülkemizde, ambalaj tasarımı ikinci baharını mı yaşayacak? Birinci baharını henüz yaşamadı ki! Bundan sonra yaşayacağını umalım çünkü başka seçeneğimiz yok. Bugün üreticiler yalnız dış pazarda değil, iç pazarda da endüstrileşmiş ülkelerin ürünleriyle rekabet etmek durumunda. Çünkü market raflarında, farklı ülkelerden gelmiş ürünler yan yana duruyor. Tabii biz de tasarımcılar olarak, o ülkelerin ambalaj tasarımcılarıyla rekabet halindeyiz. Çünkü yan yana görülen şeyler, çoğunlukla ürünlerden önce ambalajlardır. Özellikle reklamı yapılmayan ürünün tüketiciyle tek iletişim aracı, ambalajıdır. Öte yandan, ülkemizde sürekli hale gelen kriz ortamı, üreticileri dış pazarlara yönelmeye zorluyor. Bu ise ürünün ve ambalajın daha da zorlu bir rekabet ortamına girmesi demektir.
Bir eğitimci olarak, Türkiye'de grafik tasarım eğitimini yeterli buluyor musunuz? Ambalaj tasarımına gönül vermiş bir öğrenci -böyle birisi varsa eğer-, dış pazarda rekabet edebilecek güçte ve özgünlükte tasarımlar yapmaya hazırlanabiliyor mu? Türkiye’de iyi okullar ve iyi eğitim vermek için çabalayan hocalar var. Ama olanaklar çok yetersiz ve giderek daha da azalıyor. Yine de bu okullardan her yıl pek çok yetenekli genç mezun oluyor. Çağının dilini kavramış iyi işler üretmek isteyen, enerji dolu genç insanlar bunlar. Piyasa onların enerjilerini ve yeteneklerini değerlendirebilirse, onları kendi kalıplarına uymak zorunda bırakmazsa, önümüzdeki yıllarda market raflarında çok daha iyi ambalajlar görebiliriz. Sorunuzun ilk bölümüne dönersek; Türkiye’de grafik tasarım eğitimini yeterli bulduğum gün, öğretmenliği bırakacağım.
Ambalajın başarılı olmasında müşterinin de payı var mıdır? Tasarım, tasarımcıyla müşterisinin birlikte yaptıkları bir şeydir. İki taraf da işlerini iyi biliyorlarsa -yani ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını ve neyi yapmayacaklarını iyi biliyorlarsa- sonuç da mutlaka iyi olacaktır. Durum bunun tersi ise, yani işlerini iyi bilmiyorlarsa, yapmamaları gereken şeyi yapacaklar, birbirlerinin işine müdahale edeceklerdir. İşine karışılan taraf da kendi bilgisinden emin olmadığı için buna karşı koyamayacaktır. Eğer genç bir tasarımcıysa, bilgisinden emin olsa da, deneyimi yetersiz olduğu için müşterisine itiraz etmeye çekinebilir. Bu konuda kural şudur: Tasarımı değiştirmeyin; yetersiz buluyorsanız -ya da tasarımını değiştirmenize karşı koymuyorsa- tasarımcıyı değiştirin. Yani başarılı bir ambalaj tasarımının bazı önkoşulları var. Yalnız ambalaj tasarımının değil, herhangi bir tasarımın başarılı olması için belirli önkoşullar var. Bence bunlar dört tanedir: Yeterli bilgi, yeterli zaman, yeterli bütçe ve yeterli özgürlük. İsterseniz bu önkoşulları biraz açıklayalım: 1. Grafikerin, tasarıma başlamadan önce ürün hakkında her şeyi bilmesi gerekir. Özelliklerini, güçlü ve zayıf yanlarını, rakiplerini, hedef kitlesini, fiyatını; özetleyecek olursak, alıcının raftaki diğer ürünü değil de bizim ürünümüzü satın almasını sağlayacak şeyin ne olduğunu bilmelidir ki ambalaj aracılığıyla vermesi gereken doğru mesajın ne olduğuna karar verebilsin. 2. Bir tasarım çalışmasının beyninizde biçimlenmesi, olgunlaşması, araştırma yapılması, fotoğraf, illüstrasyon gibi çalışmaların ısmarlanması, tasarımın tamamlanması ve kontrol edilmesi için ihtiyacınız olan süre bellidir. Bu süreden daha önce çalışmayı bitirmeniz için, yapılacak işlerin bazılarından vazgeçmeniz ya da kaba deyimle 'şişirmeniz' gerekir. 3. İşin bütçesi, yine aynı hizmetleri etkiler. Bir ambalaj tasarımını üç saatte mi üç haftada mı yapacağınızı belirleyen şeydir bütçe. Tabii müşteri adına satın alacağınız hizmetlerin kalitesini de... 4. Özgür değilseniz iyi tasarım yapamazsınız. Tasarım özgürlüğü, canınızın istediği renk ve biçimleri canınızın istediği gibi yerleştirmek değildir. Tasarım çalışması zaten işin gerektirdiği yüzlerce unsurla sınırlanmıştır. Müşterinin verdiği işle ilgili bilgilerin içinde durmaktadır bu sınırlar. Ve tasarımcı, rakipleriyle aynı sınırlara uyarak, onlardan farklı bir sonuç elde etmeye çalışmaktadır. Bunların üzerine bir de siz sınırlar koyarsanız, onu çalışamaz hale getirirsiniz. Burada bilmeniz gereken şudur: Hiçbir tasarımcı, müşterisinin hayal ettiği işi yapamaz. Hayal etmek tasarımcının işidir ve o ancak kendi hayal ettiği işi yapabilir. Tasarımcıdan iyi verim almak istiyorsanız, bu koşulları hazırlamalısınız. Fazlasını değil; yeterli olduğu kadarını.
Türk tasarım kimliği var mı? İtalyan, Alman, Japon tasarımlarını bir bakışta tanıyabiliyoruz, en azından birbirlerinden ayırt edebiliyoruz; sizce Türk tasarımının da bu şekilde tanınabilir olması için ne gerekli? Bilinen, aranan Türk markalarının oluşabilmesi için bu kimliğin oturması gerekiyor mu? Türk tasarım kimliğinin oluşabilmesi için, Türk tasarımcılarının, referanslarını kendi kültürlerinden almaları gerek. Oysa Türk toplumu 200 yıldır kendi kültüründen uzaklaşmaya çalışıyor. Biz de bu toplum için tasarım yapıyoruz. Gerçek şu ki; hemen hemen bütün referanslarımız batı kaynaklı. ‘Alaturka’ deyiminin aşağılama kabul edildiği, patlamış mısıra ‘popcorn’ denen bir ülkede, özgün bir tasarım kimliği oluşturmak da, bunu topluma kabul ettirmek de çok zor. Önce kimliğimizin ne olduğuna karar vermemiz ve bu kimlikten memnun olmamız gerek. Öte yandan, özgün bir kimlik sahibi değilseniz, ürettiklerinizi dünyaya satmanız da mümkün değil. Bunun için dünyaya söyleyecek sözünüz olmalı. Batılıların söylediklerini tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyorsanız, sizi kimse dinlemez ve dünya pazarlarındaki yeriniz de fasonculuktan öteye geçemez.
Kaynak: www.turkishtime.org
|