Yıllık ciroları yaklaşık 30 milyar dolar olan Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) üyesi genç işadamlarının yatırım ve girişimleri, Türkiye ekonomisinde önemli bir yer tutuyor. İnşaattan tekstile, otomotiv yan sanayinden turizme kadar 56 farklı sektörde faaliyet gösteren TÜGİAD üyeleri, yıllık ortalama 14 milyar dolarlık ihracat, 16 milyar dolarlık da ithalat gerçekleştiriyor. Dinamik bir sanayici profiline sahip olan dernek, son günlerde dış ticaret ilişkilerine hız verdi. Kuzey Irak'a küçük bir öncü heyetle giden ve olumlu izlenimlerle dönen derneğin başkanı Lütfü Küçük ile Irak'taki iş potansiyelinden geçen günlerde yine Çin'de açtıkları temsilciliğe kadar pek çok konuyu konuştuk.
Yılın yarısından çoğunu iş seyahatleriyle geçiriyorsunuz. Son dönemde Türkiye’nin yurtdışındaki algısı konusunda neler gözlemliyorsunuz? Türkiye’de iç pazarla dönmeye çalışan hiçbir şirketin büyüme şansı yok. Türkiye’deki standartlarda bir sanayici 3 yıl çok para kazanıp, takip eden 3 yılda çok para kaybedebilir. Dalgalanmaların çok olduğu bir ülkeyiz. Dolayısıyla uluslararası ticaret sanayici için çok önemli. Önceden Türkler üretken bir millet olarak bilinmiyordu ama son 10 yılda bu değişti diyebilirim. Artık Türkler sanayi üretimine yatkın, mühendislik yönü kuvvetli, orta düzeyin üzerindeki ürün grubuna son derece hakim, dizayn kabiliyetini bünyesine katmış bir millet olarak algılanıyor dışarıda. Bunlar bizim için çok önemli.
Türkiye sanayi liginde nerede sizce? Sanayinin girdisi genellikle yan proses edilmiş ürünlerdir. Şu anda Türkiye, katma değeri yüksek olan ürün grubunu üretebiliyor. Bu çok büyük avantaj. Çünkü civar ülkelerde sanayi yapısını Türkiye kadar çeşitlendirmiş başka bir ülke yok. Sanayi ürünleri çeşitliliğinde Türkiye bugün İtalya, Fransa ve İspanya ile karşılaştırılıyor. Sanayimiz “kıyaslanma” aşamasına girdi, artık bu lige girdik.
2010’da, TÜGİAD üyeleriyle birlikte Irak'a bir ziyaretiniz oldu ... Evet, oradaki potansiyeli görmek ve temaslarda bulunmak için, 9 kişilik bir heyetle Kuzey Irak'ı ziyaret ettik. Süleymaniye, Erbil ve Dahok bölgelerine bir öncü heyet programı düzenledik.
Sektörler bazında yapısal ihtiyaçlar, talepler, yatırım fırsatları, teşvik uygulamaları ve gelecek dönem yatırım planları ile ilgili veri toplama ve durum tespiti konularında bilgiler edindik. Daha önce gerçekleştirdiğimiz İran ziyaretimizi de önce böyle öncü kafileyle gerçekleştirmiştik. Çünkü ilk önce çok kalabalık giderseniz çekiniyorlar. Asıl heyetimiz ise Irak'a daha sonra gidecek. O zaman katılımcı üye sayımızın 30'un altına düşmeyeceğini düşünüyoruz. Öncesinde kurumlara kendimizi tanıttık, özel sektörle görüşmeler yaptık, TÜGİAD yapısına uygun kurumlarla görüştük, zemini hazırladık.
Kuzey Irak’ta ne gibi fırsatlar var? Kuzey Irak henüz karnını doyurabileceği bir ticaretin peşinde. Bunu zaten biz yapacağız. Ukrayna’dan 25 milyon ton tarım ürün çıkıyor. Bunlar mecburen Türkiye üzerinden geçecek. Biz bundan zaten doğrudan yararlanıyoruz. O yüzden bizim asıl teknolojiyi oraya götürmemiz lazım. Sanayicilerin mallarını oraya göndermeleri lazım. Çünkü, bölgede petrolden başka hiçbir şey yok.
Kuzey Irak’ın Türk yatırımcılarına bakışı nasıl? Onlar bölgede yatırımların canlanmasını istiyor. Özellikle Türk şirketlerini çok teşvik ediyorlar. Türkiye'nin o bölgede yatırımcı olmasını istiyorlar. O yüzden heyetimize çok ilgi gösterdiler. Üretime yönelik, konut piyasasına yönelik pek çok Türk yatırım gördük orada.
Bölgenin iş potansiyeli hakkında biraz bilgi verir misiniz? Son 20 yıldır gerçek anlamda çivi çakılmamış bir bölgeden bahsediliyor. Her şey sıfırdan yapılmak zorunda. Olan da çalışmıyor. Su, elektrik, yol, altyapı yok. O nedenle çok büyük bir iş potansiyeli söz konusu. Şu anda bölge ile ilgili, bizim üyelerimiz arasında en az 10 kişi fizibilite çalışmaları yürütüyor.
Ziyaretimiz sırasında Majidi Mall diye alışveriş merkezini gezdik. İçinde yalnızca bir İngiliz markası vardı. Diğer markaların hepsi Türk markalarıydı. Bu açıdan bakıldığında perakendeciler için de büyüt bir potansiyel var. Alışveriş merkezine ilgi de oldukça yoğundu gözlemlediğimiz kadarıyla. İğne atsak yere düşmez bir kalabalık vardı.
Üstelik bu ziyaretçiler meraklı turistler de değildi, alışveriş yapan tüketicilerdi. Öte yandan şu anda gıda ile ilgili de çok büyük bir yatırım talebi olduğunu biliyoruz. İyi araştırıp uygun ürünlerle pazara girmek lazım. Örneğin; oraya buğday satmak yerine un satmak daha doğru.
Peki yatırımcılara özel teşvikler söz konusu mu? Öncelikle bürokratik işlemler artık hız kazanmış. Hele Türk bir yatırımcıysanız işiniz daha kolay. Onlar zaten Türkleri istiyor. Yatırımcılara sundukları en büyük avantaj arazi konusunda. Arazi neredeyse bedava. İnşaatçılara 'Projeni getir' diyorlar. Örneğin 100 dönümlük bir arazi için 'Projenin yüzde 30'luk kısmını yap, biz de sana arazinin 70 dönümünü bağışlayalım' diyorlar. Spekülatörlerin eline düşürülmesini istemedikleri için projeye başlandıktan sonra bunu bağışlıyorlar. Zaten bir yatırım için en büyük sermaye arazidir. Bunu bağışladıktan sonra gerisi kolay.
Türkiye'nin Kuzey Irak gibi çevre ülkelerle ticaretini geliştirmesinin son ekonomik krizin daha az hasarla atlatılmasında etkili olduğunu düşünüyor musunuz? Evet Suriye, Kuzey Irak ve İran gibi ülkelerle ticaretimiz gelişmemiş olsaydı Türkiye krizi daha ağır atlatırdı. Kriz başlamadan daha önce çevre ülkelerle ticareti belli bir noktaya getirmiş olmanın avantajını yaşadık. TÜGİAD üyeleri olarak bizler de bu sayede krizi az hasarla atlattık.
Kaynak: Bu röportaj, www.kobifinans.com.tr için, Ekonomist Dergisi’nden derlenmiştir.
www.ekonomist.com.tr
|