KobiFinans Türkiye' nin en büyük kobi portalı
Anasayfa Site Haritası English
 
   09 Ocak 2009, Cuma
DERGİMİZ FORUM ÜYE SORGULAMA İLAN PANOSU
AB
ABD
Almanya
Azerbaycan
Bulgaristan
Birleşik Arap Emir.
Cezayir
Çin
Çek Cumhuriyeti
Fransa
Fas
Güney Afrika Cum.
Gürcistan
Hollanda
Hindistan
İngiltere
Irak
İtalya
İsviçre
İspanya
Kazakistan
Mısır
Polonya
Romanya
Rusya
Tunus
Suriye
Ukrayna
Ürdün
Yunanistan

En Çok Okunanlar

Kitap Tanıtım
Girişimcinin Silahı : İş Planı

Paul BARROW

Punk Marketing

R.LAERMER&M.SIMMONS

AB'de KOBİ'ler İçin Çok Fırsat Var
Murat YALÇINTAŞ
İTO Başkanı
Gelişen ekonomi ve hızla artan finansman gücü ile Türk firmaları çıtalarını yükselterek dünya arenasında kendilerine yeni bir yer edinme çabası içindeler. AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağı önümüzdeki günlerde iş piyasalarını da büyük bir hareketlilik  bekliyor.Yaşanacak bu süreçte ise KOBİ’lerimiz her alanda kendilerini geliştirme yollarını belirlemeli ve bu yollara dayanak olacak stratejiler geliştirmeli. Uyum sürecine hazırlıksız yakalanmamak amacıyla da kendilerine gereken ihtiyaçlar doğrultusunda yön çizmeli. Bu aşamaları çok iyi değerlendiren ve kendisine uygun hale getiren birçok KOBİ başarısını uluslararasına taşırken, birçok KOBİ de ne yazık ki devamlılığını sürdüremez duruma gelecek. Peki bu başarı nasıl sağlanabilir ve ulusaldan uluslararasına hangi adımlarla geçiş yapılabilir? AB konusundaki bilgi yetersizliğinden kaynaklanan konularda nelere dikkat etmeli, hangi konular ön plana çıkarılmalı? Yapılan çalışmalar nasıl değerlendirilmeli, hedef ne olmalı?  İstanbul Ticaret Odası’nın da (İSO) bu konuda bazı girişimleri ve KOBİ’lere yönelik çalışmaları bulunuyor. Konuyla ilgili olarak Türkiye ekonomisinin bel kemiği sayılan İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş ile görüştük…

AB sürecinde KOBİ’leri neler bekliyor? İTO olarak bu süreçte siz neler yapıyorsunuz?
Özellikle son 10 yılda dünyada ekonomide birçok kavram değişti. Artık ‘yerel pazar’ diye tanım yapmanızın imkanı yok. Ya da A ülkesinin şirketi veya B ülkesinin şirketi diye de bir tanım yapmanızın imkanı yok. Örneğin 9 yaşındaki bir çocuk İstanbul’daki bilgisayarının başına oturuyor, Amerika’daki bir siteye bağlanıyor ve Tayvan’da üretilmiş bir ürünü satın alıyor. Şirketlere baktığınız zaman A, B, C  ülkesinin ticari siciline kayıtlı olabilirler. Ama dünyanın birçok ülkesinde şubeleri var ve dünyanın dört bir tarafından sermaye toplamışlar. Böyle bir ortamda sizin tek başınıza çıkıp ufak bir şirket, yani KOBİ olarak ‘Rekabet edeceğim’ demeniz çok zor. Dolayısıyla KOBİ’lerin avantajı da, dezavantajı da var. Avantajı nedir dersek; küçük olduklarından dolayı esnek bir yapıya sahipler. Pazara çabuk uyum sağlayabilir, ürün gamlarını değiştirebilir ve teknolojiye çabuk ayak uydurabilirler. En önemli dezavantajları ise küçük ve orta ölçekli olduklarından yeterli finansal birikimleri yok. AR-GE’ye yeterli finansmanı ayıramazlar. Dış pazarlara yeteri kadar ağırlık veremezler. Bizim öyle stratejiler geliştirmemiz lazım ki; o stratejiler sayesinde KOBİ’ler avantajlarını kullanabilmeli, dezavantajlarını da avantaja çevirebilmeli.

Bu nasıl olacak?
Önümüzdeki 50 yıllık dönemler için bir teknoloji stratejisi oluşturmalı ve bazı alanlara ağırlık vererek 1 numara olmalıyız. O alanlardan bahsettiğimiz zaman herkesin aklına Türkiye gelmeli. Tabii her sektörde 1 numara olamayız. Diğer sektörlerde de, o sektörlerde iyi olan ülkelerle bir araya gelmeliyiz. Bizim KOBİ’lerimizin şu anda yapması gereken, prensip olarak kendi avantajlarını kullanacakları, dezavantajlarını avantaja çevirecekleri firmalarla bir araya gelmeleridir.

Bu konuyu nu bir örnekle açabilir miyiz?
Örneğin bizim Medi-Tex diye bir projemiz var. Bu proje; Akdeniz ülkeleri tekstil işbirliğidir. Aynı mantıktan yola çıkarak dedik ki; Türkiye’de tekstilde işgücü olarak çok güçlüyüz, kalifiye elemanlarımız var. Makine altyapısı olarak çok güçlüyüz. Çok iyi tekstil makinelerimiz var. Bu bağlamda dünyanın en kaliteli tekstil ürünlerini üretebilecek güçteyiz. Ama nedir? İş gücümüz ucuz değil, pahalı. 1-2 dünya markamız var ama yeteri kadar markalaşamadık. Bu durumda tekstil sektöründeki KOBİ’ler ne yapacaklar? Akdeniz ülkelerine bakıyorsunuz, bizim bu tekstil sektöründeki eksikliklerimizi giderecek firmalar, ülkeler var. Mısır’a bakıyorsunuz, uygun fiyata kaliteli hammaddeler var. Kuzey Afrika ülkelerinde hem ucuz işgücü var, hem de Afrika ülkeleriyle olan anlaşmaları nedeniyle oraya rahat mal satabilme imkanları var. Güney Avrupa ülkelerinde, örneğin İtalya’da  ciddi anlamda tasarım gücü ve çok güzel bir pazar potansiyeli var. İspanya tasarımda ve pazarda kuvvetli. Bir Türk firması gerekiyorsa Mısır firmasıyla işbirliğine gitsin. Ucuz ham madde alsın. İtalyan ve İspanyol firmalarıyla biraraya gelsin, onlara mal üretsin ama onların markasını kullansın.

Peki bu proje nasıl gelişecek?
İTO olarak; 27-28 Eylül 2005 tarihinde Medi-Tex 2005 Akdeniz Tekstil İşbirliği Günleri’ni düzenleyeceğiz. Bu organizasyona Akdeniz ülkelerinden firmalar katılıyorlar. Ayrıca Almanya, Amerika, Hollanda, Rusya, Fransa, gibi ülkelerden büyük tekstil alıcılarını ve markaları davet ettik. Onlar da buraya gelip üreticilerle görüşecekler. Böylece Türk tekstil firmaları hem müşteri bulabilecek, hem de bir ortaklık altyapısı oluşturacaklardır. Yalnızca kumaş değil, hazır giyimden, tekstil yan sanayine, modaya kadar giyimin tüm konularına açık. KOBİ’lerimizin önümüzdeki yıllarda uygulaması gereken temel strateji noktası bu olmalı. Yani KOBİ markalaşmaya, teknolojiye ve uluslararası ilişkilerine önem vermeli. İTO olarak bizim asıl vazifelerimizden biri illerimizi geleceğe hazırlayabilmek. 10-20 yıl sonrasının yolunu, vizyonunu çizebilmek, rekabet ortamında bulunabileceklerini göstermek ve o rekabet ortamını hazır hale getirmek. İTO olarak bizim 350.000 üyemiz var. Türkiye ihracatının yüzde 46’sını gerçekleştiriyor, vergisinin de yüzde 44’ünü ödüyoruz. Bu anlamda hizmetlerimizin dışında önemli sosyal sorumluluklarımız var.

AB KOBİ’ler için ne tür fırsatlar yaratıyor? KOBİ’ler bu fırsatları nasıl değerlendirip avantaj olarak kullanacaklar?
AB’nin KOBİ’ler için uygulamaya koyduğu birçok program var. Türkiye de bunlardan yararlanabiliyor. Ama Türkiye bu programlardan yararlanabilecek bir altyapıyı oluşturamadı. Bildiğim birçok fon var. Fon geliyor, harcanamadan gidiyor. Bunun 2 nedeni var. Birincisi bizden kaynaklanıyor. Çünkü altyapıyı tam olarak oluşturamadık. İkincisi ise AB mevzuatlarından kaynaklanıyor. Tam üyelik müzakerelerine tam anlamıyla başlayamadığımız için haklı olarak birçok programa da bizi almakta tereddüt ediyorlardı. Ama önümüzdeki günlerde tam üyelik müzakereleri de başlayacak. Dolayısıyla  hem Türkiye’de AB bilinci gelişecek, hem de AB fonlarından daha çok yararlanacağız.

KOBİ’ler bu noktada nasıl bir stratejik yol izlemeli?
KOBİ’lerimiz AB’nin sunduğu imkanlardan sonuna kadar yararlanmalı. Bunu için de gerekiyorsa kendi firma bünyelerinde AB şubesi gibi bir bölüm oluşturarak 1 ya da 2 kişiyi bu işte istihdam edebilirler. Bu kişilerin 3 görevi olması lazım. Birincisi AB fonlarını izlemek. Yani AB kendi sektörleriyle ilgili ne gibi imkanlar ne gibi fonlar sunuyor? Tabii bütün imkanları fon bazında değerlendirmemek gerekiyor. AB’nin sunduğu araştırmalar, sektörel kolaylıklar, toplantılar, işbirliği çalışmaları, teknolojik açıdan yardım programları olabilir. Tam üyelik müzakerelerinin asıl amacı AB müktesebatına Türk mevzuatını uygun hale getirmek. Bu durumda bizim mevzuatımız değişecek. Bu iş yaptığımız ortamında değişmesi demek. Kanunnameler, standartlar değişecek. İşte ikinci görev bunları takip etmek, uyumlu hale getirmek ve müdahil olmak. Örneğin “Şu yönde bir çalışma oluyor. Bu çalışma olursa Türkiye ya da ben şu yönde zarar görürüm. Lütfen bununla ilgili olarak bize fonlama yapın ya da yardım edin. Veya bununla ilgili uyum sürecini biraz daha uzatın” demeli... İşte bizler vasıtasıyla bu durumları Türk müzakere heyetine duyurmalı. Bizler de müzakereler esnasında AB’den bu yönde kolaylıklar gelmesini sağlamalıyız. Üçüncü göreve gelirsek, artık tek başına ayakta durmanın imkanı yok. KOBİ’lerimiz, AB KOBİ’leri ile işbirliğine gitmeli. Ortaklık, işbirliği anlaşması, karşılıklı şube gibi konular olabilir. Ama ilişkimizi yalnızca ‘aldım verdim’ ile sınırlı tutmamamız gerekiyor.

Kaynak:Türk Ticaret Net Dergisi 2. Sayı

 
 
Bu yazı 2033 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.

"Türk Firmaları İçin Avrupa’da Büyük İhale Fırsatları Var"
 
  Üyelik Girişi
Haberler

Avrupalı Şirketler Tekstilde Çin Yerine Türkiye’ye Yöneldi

17/12/2008

Türkiye’nin AB’ye Yatırımı Yüzde 386 Arttı

11/08/2008

Röportaj
"Türk Firmaları İçin Avrupa’da Büyük İhale Fırsatları Var"
Didem ENGİN

Konuk Yazar

Zeynel LÜLE
Biz AB’yi, AB Bizi Tanıyacak


Nur DEMİROK
AB’nin Biyoyakıt Üretim Merkezi Türkiye Mi Olacak?

Analiz-Araştırma
Proje Üretemeyen Türkiye, AB Fonlarından Zararlı Çıktı
AB, araştırma ve teknoloji yatırımlarına maddî ...

01/11/2006

AB'nin 6. Büyük Pazarı Türkiye
AB'nin resmi istatistik kurumu Eurostat, Aralık ayı hariç 2005 yılının dış ...

23/02/2006

BİZİ TANIYIN  | ÇÖZÜM ORTAKLARI  | SIKÇA SORULAN SORULAR  | GÜVENLİK GİZLİLİK  | REKLAM  | KobiFinans RSS
KobiFinans'ı Öner Sık Kullanılanlara Ekle Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2009
Content by Kolay İçerik