Biyoyakıt piyasasını ne kadar izliyoruz? Daha doğrusu biyoyakıtla ilgili tarım, kimya, petrol, otomotiv ve çevre endüstrisi gibi onlarca sektör bu piyasayı ne kadar izliyor?
Bence dünyadaki gelişmeleri anlamadan Türkiye’deki çabaları değerlendirmek zor. Avrupa’da biyoyakıt senaryolarında ciddi gelişmeler var. Dünyada da öyle. Türkiye’de ise siyasi otoritenin bu işi ciddi biçimde ele almasının zamanı geldi de geçiyor. Fosil kaynaklı yakıtlara ayrılan gündemin en az yarısı biyoyakıta tahsis edilmek zorunda. Lobi faaliyetlerinden dünyadaki gelişmelere değin yoğun bir gündem oluşturulması lazım. Biyoyakıtın geleceği aslında yalnız ilgili kurumları değil tüm sektörleri ilgilendiriyor.
Biyoyakıtta son iki yıldır önemli büyüme var. Küresel ölçekte politik yönlendirmelerin etkisi hemen hissediliyor. ABD, tarım sübvansiyonlarına ağırlık vermiş vaziyette. AB ise biyoyakıtı Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu kanalıyla yoğun biçimde destekliyor. Her iki yakanın ateşleyici unsuru güçlü tarım lobilerinin siyasiler üzerinde estirdiği rüzgâr. Gelişmeler Atlantik’in iki yakasıyla sınırlı değil. Oyuncuların içinde büyük tarım arazilerine sahip Çin ve Hindistan da var. Beklen sonuç şu: AB, 2020 yılına kadar ulaşım sektöründe kullandığı yakıtın yüzde 10’unu biyoyakıta dönüştürecek. Çin biraz daha iddialı; yüzde 15’i hedefliyor. ABD ise 2005 yılında belirlediği toplam biyoethanol hedefini 2012 yılına kadar iki katına çıkarma çabasında. Bu hedef yaklaşık 28.5 milyar litre biyoyakıt demek.
ABD’nin daha sonraki aşamada çok daha iddialı rakamlara angaje olduğu da görülüyor. Başkan Bush 2017 yılına kadar hedefi 132.5 milyar litreye genişletti. Senato bu rakamı anında benimsedi; hatta bir adım daha ileri giderek 2022 yılı hedefini 136.3 milyar litre olarak ilan etti. Şimdiden ABD’de mısır üretiminde bir patlama olması bekleniyor. Ancak mısırın bu zorlu hedefi kucaklaması mümkün değil. Bu nedenle yeni nesil ekonomik yakıt bitkileri üzerinde çalışmalar var. Eğer bu gerçekleşmezse tahıllardan elde edilen ethanol nedeniyle gıda fiyatlarında sorunlar yaşanacak. Kısacası ABD yönetimi bu soruna engin toprakları nedeniyle bir çözüm bulacak gibi görünüyor. Aynı şans Çin ve Hindistan için de geçerli. Ama AB’nin işi çok zor. AB, biyoethanol hammaddesinin elde edildiği bitkileri ithal edecek ya da şu anda burun kıvırdığı Türkiye’ye koşulsuz ortaklık için bir kez daha yanaşacak! İthalat yoluyla biyoethanol üretimi akılcı bir çözüm değil. Yakıt tesislerinin tarımsal üretim alanları içinde olması lazım.
Anadolu Yarımadası’nın neredeyse üçte ikisi steplerden oluşuyor. Ortalama yükselti 1300 metre civarında. Hâkim yetiştiricilik tahıl üzerine. Ancak küresel ısınmanın etkisiyle özellikle bozkır bölgelerinde taban suyu derinlere kaçıyor. Örneğin 22 milyon tonlarda seyreden buğday üretimi tedrici olarak geriliyor. Önümüzdeki 50 yıl içinde yarıya inecek. Oluşan boşluğu diğer tahıllarla doldurmak çok zor. En iyi çare bozkır ortamına uyumlu biyoyakıt bitkileri yetiştirmek ve anında ethanola dönüştürmek. Bu açıdan bakıldığında yeni bir senaryo ortaya çıkıyor: Türkiye AB için yalnız enerji geçiş koridoru değil, aynı zamanda biyoyakıt üretim merkezi konumunda! Peki, tahıl açığı nasıl kapanacak? Halihazırda buğday maliyeti giderek artıyor. Kanada ve ABD’den buğday ithalatına devam edilecek. Buğday fiyatları özellikle Kanada’da daha ılımlı.
Esasen küresel ısınma nedeniyle tahıl üretimi zamanla kuzeye doğru anlamlı bir kayış gösterecek. Kaybedilenle kazanılan arasındaki fark lehimize işleyecek. Fakat en büyük sorun tahıl üretimindeki zorunlu düşüşün gıda fiyatlarını yukarı çekmesinde düğümleniyor. Özellikle hayvan beslenmesinde kullanılan tahıl cinslerini ithal etmek hiç de rantabl değil. Tek çare şu: Biyoyakıt üretiminde kullanılan girdileri yem bitkilerinden seçmek ya da işlenmiş bitkilerin artıklarını yem olarak kullanmak. AB ilişkilerimizde yeni bir döneme girmek üzereyiz. Bugün Avrupa’da biyoyakıt üretimi için mevcut toprakların ancak yüzde 13’ü ekime ayrılabilecek gibi görünüyor. Bu bile AB beslenme politikaları açısından çok dramatik sonuçlara yol açabilir. Çare Türkiye’de!
(Ve okuyucularıma yararlı bir not: Yukarıdaki yorumu yaparken son derece özgün içeriğiyle dikkatimi çeken “ICIS Chemical Business” dergisinin bazı haber ve rakamsal verilerinden de yararlandım. Söz konusu dergi ağustos ayından bu yana Türkiye’de de yayımlanıyor ve daha çok kimya sektörüne hitap ediyor. Derginin basılı sayıları Amerika ve Avrupa’dakiyle aynı içerikte. “www.icis-turkey.com” adresini ziyaret etmenizi öneririm.)
Kaynak: Referans Gazetesi
|