|
AB yolunda ilerleyen Türkiye aslında sahip olduğu genç nüfusu ile kelimenin tam anlamıyla altın çağını yaşıyor. Gitgide yaşlanan ve doğurganlık oranı düşen bir Avrupa’nın karşısında Türkiye’nin genç nüfusunun getireceği büyük bir aktif ve dinamik potansiyel var. Ancak bu yolda el üstünde tutulması gereken genç nüfus büyük bir avantaj olarak düşünülse de işler göründüğü gibi değil. İşte bu avantajın dezavantaja dönüşmemesi için Türkiye’nin kapsamlı ve kaliteli acil bir eğitim reformuna ihtiyacı var. Nüfus artış hızının düştüğü bu dönemde bu ve bunun gibi reformları gerçekleştiremezsek belki de Türkiye bu altın çağını yaşamadan sona ermiş olacak.
İşte bu yolda yapılacak çalışmalar büyük önem taşıyor. Projeler, incelemeler, öngörüler ve raporlar hazırlanmaya başladı bile. Bunlardan biri de Eğitim Reformu Girişimi tarafından gerçekleştirildi. Türkiye’nin demografik yapısı, bu yapının bugün ve gelecekte eğitim sistemimiz için nasıl bir anlam taşıdığı, sorunlarımız ve fırsatlarımız hakkında kapsamlı bir içeriğe sahip olan rapor Doç.Dr.Can Fuat Gürlesel tarafından hazırlandı. “Türkiye’nin Kapısındaki Fırsat; 2025’e Doğru Nüfus, Eğitim ve Yeni Açılımlar’ başlığını taşıyan çalışma, mevcut durumumuzu ve ileriye dönük projeksiyonları ayrıntılarıyla inceliyor. Türkiye’nin sahip olduğu genç nüfusun AB için büyük önem taşıdığının altını çiziyor. Ancak bu durumun iyi değerlendirilmemesi halinde genç nüfusun fazla olmasının pek de etken yaratamayacağını da gözler önüne seriyor. Yüksek kalitede ve yaygın düzeyde bir eğitim hamlesinin öncelikli olarak gerçekleştirilmesi halinde, Türkiye’nin bir fırsatlar ülkesi haline gelebileceğine dikkat çekilirken bu konuda birçok öngörü de sunuluyor.
Türkiye Demografik Sürecin 2. Evresinde Rapora göre toplumlar 100-300 yıl arasındaki dönemlerde dönüşümler geçiriyor. ‘Demografik geçiş süreci’ olarak adlandırılan bu dönüşümler 3 evrede gerçekleşirken, her evrede farklı nüfus özellikleri gözleniyor. Türkiye ise, doğurganlık, doğum ve ölüm hızı göstergelerindeki değişime bağlı olarak 3 dönemden oluşan bu demografik geçiş sürecinin 2. evresini yaşıyor. Nüfus artış hızının yavaşlama eğilimine girdiği bu dönemde genç nüfus ağırlık kazanıyor. Önemli bir dönem olan bu 2. evre genç nüfus açısından AB yolundaki Türkiye’nin özellikle ve önemle üstünde durması gereken bir konu. Önümüzdeki 25–30 yıl içerisinde sonlaması beklenen bu evrede, genç nüfus için kaliteli ve köklü bir eğitim reformunun gerçekleştirilmesi kritik bir önem taşıyor. Çünkü Türkiye’de de 2000-2025 döneminde nüfus artış hızı yavaşlamaya devam edecek. Yani, 2000’de yüzde 1.66 olan nüfus artış hızı, 2025 yılında yüzde 0.81’e düşecek. Bu gerilemenin en önemli nedeni, daha az çocuk yapılması. Demografik öngörüler, 2025 yılında Türkiye nüfusunun 90,2 milyona ulaşacağına işaret ediyor.
Yaşlanan Avrupa’ya Karşı Genç Bir Türkiye 3. ve son aşamanın yaşandığı Avrupa’daki tüm ülkelerde nüfus artışı düşüyor. Avrupa’nın ‘net yenilenme oranı’ ihtiyaç duyulan yüzde 2.05-2,10’un altına indi. Böylece kıtada nüfus artışı durdu; gerileme trendine girildi. Dahası, bu trend en az 100-200 yıl sürecek. Tüm Avrupa ülkelerinde, nüfusun yaş grupları arasındaki dağılımında, genç ve yetişkin nüfusun payı giderek azalırken yaşlı nüfusun payı artıyor. 2002 yılında 453,4 milyon olan 25 AB üyesinin nüfusu 2025 yılında 456 milyon olduktan sonra 2050 yılında 399,7 milyona gerileyecek. Bu demografik süreç, siyaseti, ekonomiyi, sosyal yapıyı ve güvenliği etkileyecek. Yani AB ve yeni üye ülkelerin nüfusu azalma sürecine girerken, 2000–2025 döneminde eğitim ve işgücü çağındaki nüfusta mutlak açık ve ihtiyaç oluşacak. Daha önce işgücünden kaynaklanan göçlerin yaşandığı Avrupa’da yeni sıkıntı genç ve doğurgan nüfusun sürekli azalması. Bu ülkeler ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar genç işgücü ihtiyacını bir türlü kapatamayacaklar. Raporda Avrupa’nın genç nüfusun getireceği girişimcilikten yoksun kalacak olmasına ve bu durumun ekonomik dinamizmi yok etmesine dikkat çekiliyor. Avrupa nüfusu ancak 200–300 yıl sonra tekrar çoğalmaya başlayacak. Bu durum göç almayı zorunlu hale getirecek. Türkiye ise, AB içinde genç nüfusa sahip, demografik bir çizgi izleyen ve 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde genç nüfus ihtiyacını karşılayabilecek en yakın ve uygun tek ülke olacak.
Avrupa kıtasının demografik geçiş sürecini 50 yıl geriden izleyen Türkiye için aslında bu durum olumlu bir gelişme. Demografik açıdan Avrupa’nın 50 yıl gerisinden gelen Türkiye, genç ve yetişkin yani ‘çalışabilir’, aynı zamanda satın alma potansiyeline sahip nüfusa sahip olacak. Avrupa kıtasının demografik açıdan yaşadığı sürecin olumsuz etkilerini kapatabilecek tek ülke olacak. Bunun yanında hızlı yaşlanma ve çalışan nüfustaki gerilemeye bağlı olarak, AB genelinde sosyal güvenlik sistemlerinde de risk artıyor. Potansiyel katkı oranını yükseltmek için, çalışan sayısının da arttırılması gerekiyor. Türkiye, bu konuda da Avrupa’ya önemli bir katkı yaratabilir. Nüfusun azalması, Avrupa’nın güvenliği için de risk oluşturuyor. Güvenlik için oluşturulması düşünülen ortak bir Avrupa ordusu içinde de, Türkiye yine önemli bir katkı sağlayacak konumda.
Gelecekte Türkiye’yi Neler Bekliyor? Raporda, Türkiye’nin 2000-2025 yılları arasında önemli bir demografik süreç yaşayacağını belirten Gürlesel, çalışabilir nüfusun toplam nüfus içindeki payının doruk noktasına ulaşacağını, yaratacağı çalışan nüfus potansiyeli ile bu dönemin ekonomik büyüme için en uygun koşulları taşıdığını kaydediyor. Gürlesel, bütün bu nedenlerden dolayı bu dönemi bir ‘Fırsat Penceresi’ olarak adlandırıyor.
Türkiye’de mutlak nüfus artışı 2000-2025 yılları arasında durma dönemine girerken bir süre sonra genç nüfusun toplam nüfus içindeki payı da azalmaya gidecek. Yani 2025 yılından sonra Türkiye artık genç nüfuslu bir ülke olmaktan çıkma yolunda ilerliyor olacak. İşte gelinecek bu sürece kadar yapılacak eğitim reformu ve eğitim politikaları kritik bir öneme sahip. Şu an yaşadığı demografik süreç Avrupa için ise büyük bir risk oluşturuyor.
Türkiye, önümüzdeki 50 yıl içerisinde yaşlanma sürecini büyük bir hızla yaşayacak olan Avrupa’nın nüfus trendlerinden kaynaklanan gereksinimlerini karşılayabilecek durumda. Bu süreç Türkiye’ye, eğitim reformunun gerçekleştirilmesi durumunda fırsatların ve parlak bir geleceğin kapısını açıyor.
Peki nasıl? Öncelikle demografik özellikler ilden ile farklılık gösteren bir yapıya sahip. Sağlıklı ve verimli bir eğitim planı, bu farklılıklar ve veriler ışığında değerlendirilmeli. İllere göre farklılaşan ihtiyaçların saptanması da büyük oranda önemli yer tutuyor.
Eğitimde AB Standartlarının Gerekliliği AB’nin ihtiyaç duyduğu özellikle işgücü açığının kapatılması konusunda önemli bir avantaja sahip olan Türkiye’nin elindeki bu fırsatı iyi değerlendirebilmesi için eğitim düzeyini de AB standartlarına ulaştırması gerekiyor. Türkiye, eğitim konusunda hızlı bir yükselme eğilimi gösterse de ileriye dönük olarak düşünüldüğünde bu gelişme yetersiz kalıyor. Bu süreç ekonomik büyüme için de en uygun koşulları taşıyor. Dolayısıyla nitelikli eğitimin devreye girmesi ve genç nüfusun bu sisteme tabi tutulması şart olarak gözüküyor. Ancak böyle bir sisteme engel olabilecek unsur da var. Bunlar şöyle sıralanabilir: Şehirleşme, göç ve nüfus hareketliği, okullaşma oranlarının düşük olması ve okullaşma ihtiyacı, Türkiye genelinde birbirinden farklı eğitimdeki nicel ihtiyaçlar…İşte bu nedenle, öncellikle okullaşma oranlarını bugünden artırmak gerekirken, eğitim kalitesi de ihmal edilmemeli.
Rapor, gelecekteki eğitim düzeyi üzerine ortaya 2 senaryo koyuyor:
1. Senaryo: Mevcut iyileşmenin sürdürüldüğü senaryo. Bu senaryoya göre, 2025 yılında 25-44 yaş grubunda okuma-yazma bilmeyen ve bir okul bitirmeyenlerin oranı yüzde 1,3 olurken, ilköğretimi bitirenler yüzde 29,8, ortaöğretimi bitirenler yüzde 36,3 ve yükseköğretimi tamamlayanlar da yüzde 32,6 oranlarına ulaşacak.
2. Senaryo: İyileşmenin hızlandırıldığı potansiyel senaryo. Bu senaryoda okullaşma oranları varsayımlarına göre, 2025 yılında 25–44 yaş grubunda okuma–yazma bilmeyen ve bir okul bitirmeyenlerin oranı yüzde 1,3 olarak gerçekleşecek. İlköğretimi tamamlayanlar yüzde 26,1, ortaöğretimi tamamlayanlar yüzde 34,2 ve yükseköğrenimi tamamlayanlar ise yüzde 38,3 paya sahip olacaklar.
Türkiye’nin Önündeki Fırsatlar Türkiye, Avrupa kıtasının demografik açıdan yaşadığı sürecin olumsuz sonuçlarını kapatabilecek tek ülke. 50 yıl boyunca Avrupa’nın işgücü ihtiyacını karşılayabilir.
Avrupa kıtasında nüfusun ‘net yenilenmeye’ ihtiyacı var. Bu da ancak dışarıdan genç nüfus göçü olacaktır. Bu ihtiyacı karşılamak için Türkiye çok avantajlı bir bölge ülkesidir.
AB’de 20-44 yaş arası çalışma çağı nüfusu 25 yılda 165,2 milyondan 136,3 milyona gerilerken, Türkiye’de 26,5 milyondan 33,7 milyona çıkacak. Türkiye iyi eğitimli, katma değer yaratma gücü yüksek, birikimli işgücü ile Avrupa’nın bu açığını kapatabilir.
Hızlı yaşlanma ve ve çalışan nüfustaki gerilemeye bağlı olarak, AB genelinde, sosyal güvenlik sistemlerindeki risk artıyor. Potansiyel katkı oranını yükseltmek için çalışan sayısı arttırılmalıdır. Türkiye bu konuda da Avrupa’nın işgücü piyasasına ve sosyal güvenlik sistemine katkı sağlayabilir.
Avrupa’da genç nüfusun azalması, Avrupa’nın güvenliği için de risk oluşturuyor. Türkiye, genç ve aktif nüfusu ile Avrupa’nın güvenliğine de katkı sağlayacak durumda.
AB’de giderek yaşlanan nüfus, iç talepte de durgunluğa yol açabilir. Türkiye’nin genç ve satın alma gücü artacak nüfusu önemli bir potansiyel. Ancak AB, Gümrük Birliği ile bu potansiyelden zaten yararlanıyor.
2050 yılında, AB nüfusu 400 milyon, Türkiye’nin nüfusu 98 milyon olacak. Türkiye’nin AB’ye tam üye olması halinde, 2050’de her 5 AB’liden biri Türk olacak. Türkiye AB’ye tam üye olursa ve AB’nin bugünkü idari yapısı o tarihte de konulursa, Ankara, Birlik karar ve idare organlarında büyük ağırlığa sahip olacak. Bu olasılığın Avrupa’yı ürküttüğü söylenebilir.
Kaynak: Türk Ticaret Net Dergisi 2. Sayı
|