Bana '2005 nasıl geçecek?' diyenlere, kusura bakmayın ama bazılarının anlattığı gibi 'Türkiye harikalar diyarında' sahnelerinin yaşandığı bir yıl olmayacak diyorum. Onlarda hemen soruyorlar; AB'ye bir adım daha yaklaştık, ABD ile aramız düzeliyor, ekonomi iyi yolda ne olabilir ki? Ben de cevap veriyorum; her şey olabilir...
Sevgili dostlar, girişi çok karamsar bulup, daha çok erken diyorsanız, size bir teklifim var; gelin 2005 yılını herhangi bir sıfat ile nitelendirmeden 'neutr' bir bakış açısıyla ele alalım ve vardığımız çıktıyı 'karamsar', 'iyimser' gibi tanımlamalardan uzak tutmaya çalışalım... Bu teklifi kabul ediyorsanız ve hazırsanız soru-cevap yöntemini kullanarak başlayalım...
Soru 1: 2005'in ekonomik dengeleri etkileyebilecek en önemli siyasi risk ve beklentileri neler? İki dinamikten bahsedebiliriz; 1- AB -Türkiye ilişkisinin gelişimi ve Ekim 2005 öncesi Kıbrıs denkleminde bulunabilecek-zorlanabilecek çözümler... 2- ABD-Türkiye ilişkisi ve bu hat üzerinde bu senenin en önemli baş ağrısı noktası olacak Kuzey Irak bilmecesi...
Soru 2: Türkiye-AB ilişkisinde ne gibi sorunlar yaşanabilir? Potansiyeli ikiye ayırmak daha doğru; 1- Dış siyasi denklem içinde Rum tarafının yüzde 99 ihtimalle hiçbir şey yapmayarak Türkiye'nin sıkışmasını beklemesi ve zamanın aleyhimize daralması... 2- İçeride, AB'ye verilen tavizlerin, bugün bile ciddi bir eleştiri başladı, yeni bir siyasi akım yaratması ve özellikle AB'ye verilenlere karşı hiçbir şey alamayan Türk halkının 'toptan bir bağımsızlık' savaşı psikolojisine geçmesi... (Bu noktada bir hatırlatma; Türk halkının uyanması mutlaka ve mutlaka olumlu olarak değerlendirilebilir. Burada 'sorun olabilir' dediğim; iç tepkinin boşalacak bir kanal bulamaması halinde şiddete dönüşme riski)
Soru 3: İkinci sorunun bir alt sorusu: Türkiye, Kıbrıs sorununu Rum-AB tarafının istediği gibi 'tanıyarak, imzalayarak' kabullenmek şeklinde çözmek zorunda kalırsa, AB'ye yaklaşma sonucu dönemeç geçilmiş olmaz mı? Yıllardır bu köşede 'AB, Türkiye'yi çözmek isteyenler için içeride ve dışarıda kullanılan bir çıpadır, AB yolu olumlu anlamda kullanılabilir ama sonuç hayaldir' tezini savunuyorum. Pazar sabahı yani bu yazıyı yazmadan 2 saat önce Prof. Dr. İlber Ortaylı bir TV kanalında aynen şunları söyledi: "Algılanan haliyle AB bitmiştir. Bugünden sonra 'Cermenik' AB'nin çekirdek olacağı ikincil versiyon devreye girecektir ve Türkiye ana planda yoktur" Bu saptamalardan yola çıkarak sorumuzu dönersek; Türkiye için AB diye bir gerçek yoktur. Hatta AB için bile AB diye bir gerçek yoktur. AB'ye çivilenmiş bir Türkiye içeride rejim karşıtlarının, dışarıda Türkiye'yi 'paralize' etmek isteyenlerin kullandığı bir zokadır. Durum böyle iken Kıbrıs'ta verilecek ve katlanarak artacak bir taviz dinamiği eninde sonunda Türk halkından çok sert tepki görecektir. Bu bağlamda; Kıbrıs AB'nin istediği gibi sonuçlanırsa ;2005 Ekim sorunun aşıldığı değil Türk halkının inisiyatifi eline almak isteyeceği dönemin başlangıcı olabilir...
Soru 4: Kuzey Irak'ta neler olabilir? AB'nin de (İngiltere başı çekiyor) ABD'nin de tercihinin Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması olduğu ortaya çıkmıştır. Kıbrıs, Ermeni ve Kuzey Irak gibi denklemlerin Türkiye'nin Kıbrıs için AB'den kaçıp BM çatısına sığındığı bir ortamda BM çatısı altına toplanması bir tesadüf değildir. Bu gerçeklerden yola çıkarak; 2005 yılı ABD-Türkiye arasında askeri gerilimin bize kadar varmayan sıcak çatışmalara dönebileceği ve Türkiye'nin Kıbrıs ipi ile bağlanıp Kuzey Irak'ta bir Kürt devletini kabullenme yönünde zorlanacağı bir yıl olacaktır...
Sonuç: Borsa ne olmuş? Faiz ne kadar düşmüş? Sıcak para ne kadar girmiş? gibi soruları bir kenara bırakıp, üzerimizde dolaşan bulutları görmemizin zamanı geldi. Sizlere, umut olsun tadında, krizin en karanlık günlerinde hep şu cümleyi tekrarladım; 'Gecenin en karanlık anı sabaha en yakın andır'... Şimdi aynı ifadeyi tersten tekrar etmek istiyorum; 'Günün en aydınlık anı karanlığa en yakın andır'...
Son söz: Sevgili dostlar, 10 milyar dolar sıcak para Türkiye'yi cennete çevirir... İnsanlar borçlanır, borçlandıkça sahte cennet genleşir, ithal mallar yerli mallardan ucuz hale geldiği için lüks tüketim artar ve bir süre sonra şu kanı doğar; ekonomi çok iyi yolda... Bu sahte cennet içinde şu tespiti hiçbir zaman yapamazsınız; acaba Türkiye üreterek mi yoksa sıcak para etkisiyle borçlanarak mı büyüyor?...Bugün sahte cennetin kapısındayız. 2000 yılında borsada oynanan oyun şimdi döviz kurunda oynanıyor... Ülke olarak çok dikkatli olmalıyız ve yukarıda sorduğumuz sorulara cevap ararken şunu hiçbir zaman unutmamalıyız; 2005 psikolojik savaşın tepe noktasının test edileceği bir zaman dilimi olacak... Peki sonra ne olacak? Bu savaş bize çok zarar vereceği gibi çok hayırlı bir sonuca da vesile olacak; 2005 Türkiye'de 'ulusal bilincin' de tepe noktasını zorladığı bir yıl olacak...
Kaynak: www.radikal.com.tr
|