Öfkelenmemeniz gerektiğini öğütleyen Yeni Çağ gurularından yorulduğunuz oldu mu? Siz de benim gibiyseniz, zaman zaman öfkeli olabiliyorsunuz. Bahse girerim, güvendiğiniz insanlar size ihanet ettiklerinde ya da insanlar tutmadıkları sözler verdiklerinde öfkeleniyorsunuz.
Öfke harika bir habercidir. Ortaya çıktığında onu fark etmek yaşamsaldır. Onu saygıyla dinleyin ve taşıdığı mesajı düşünerek bulmaya çalışın. Mesaj yalnızca kısmen bir başkasının ne yaptığıyla ilgilidir. Daha da önemlisi mesaj, ne yanıt vereceğinizle ilgilidir. Bir kişinin suratına yumruk atmanız gerekmese de, öfkenize kulak vermeniz gerekir. Onun mesajını görmemezlikten gelir ve kendinize öfkelenmemeniz “gerektiğini” söylerseniz, dürüstlükten uzaklaşma ve haksızlığa, saygısızlığa, sorumsuzluğa yol açma riskiyle karşılaşırsınız.
Benim ailemde öfke “hoş” bir duygulanım olarak görülmezdi. Annem nadiren öfkelenirdi. Babam da öyle. Bir keresinde rastlantısal bir istisna olmuştu.
Ben 3 yaşındayken, annem ve ben Kuzeydoğu Philadelphia’da çok şeritli bir yol olan Roosevelt Bulvarı’nın yanındaki yaya kaldırımında oturuyorduk. Birdenbire annemin elini bıraktım ve yola fırladım. Annem büyük bir korku ve öfke içinde patlamıştı. Çok fazla zaman, enerji, bakım ve sevgi yatırımı yaptığı tek kızı kendini aptalca bir biçimde öldürecekti. Kendimi öldürseydim, aynı anda annemin hayatında da önemli bir anlam kaybına yol açacaktım. Arkamdan koşmuş, beni tekrar kaldırıma çekmiş ve büyük bir öfkeyle popoma bir şaplak atmıştı. O dayağı hak etmiştim. Bana arabaların önüne atlamamayı öğretmişti.
Dul bir kadın ve haftada 80 saat çalışan taze bir avukat olduğumda, aynı zamanda asi ruhlu genç bir oğlanın da annesiydim. Bir gün ebeveynim ziyaretimize geldiğinde, oğlum büyükbabasının önünde son derece çirkin bir biçimde konuşmaya başladı. Babam, üst kattaki odasına kadar oğlumun arkasından gitti ve ona gayet açık bir dille davranışının bu evde kabul edilemez olduğunu söyledi. Oğlum ise bu davranışını bir daha asla tekrarlamadı.
Kibirli diktatörlere karşı her zaman savaştım. Dokuzuncu sınıftayken ve okul gazetesinin editörlüğünü yaparken, konuşma özgürlüğünü destekleyen bir köşe yazısı kaleme aldım. Yazı, gazete danışmanının hoşuna gitmedi. Makalemi yeniden kaleme aldı, tonunu yumuşattı, sonuna adımı ekledi ve bana yazdığımın neden yanlış olduğunu anlattı.
Nadiren bir öğretmenle yüz yüze gelirdim. Aslına bakılırsa, normalde örnek bir öğrenciydim. Bu durumda ise danışman tarafından ezilmeyi kaldıramıyordum. “Siz yazdığınıza göre kendi imzanızı atın,” diye bağırdım. Odadan hiddetle çıktım ve yarım saat hıçkıra hıçkıra ağladım.
Evlatlık erkek kardeşim, her zaman ebeveynimin doğuştan çocuğu olduğum, okulda daha başarılı olduğum ve daha iyi eğitildiğim gerçeğine içerlerdi. Bir gün kocam ve ben onu ziyarete gitmiştik. Erkek kardeşim, avukatlar hakkında ve ne kadar sahtekar oldukları konusunda bağırıp çağırmaya başladı. Sessizce oturdum, bir süreliğine kendimi ortamdan kopardım; ama sonra, vücudumun öfkeyle dolduğunu hissettim. Avukatlar hakkında genellemeler yaparak kendi kız kardeşine sözle sataşıyordu. Sonunda burama kadar geldi. Ayağa kalktım, gitmemiz gerektiğini söyledim ve kapıya yöneldim. Tiradı anında durdu, ama kocam ve ben durmadık.
Avukatlık yaparken, evi yangında zarar görmüş bir müşteri için çalışmıştım. Çalıştığı ipotek bankası, sigorta hasılat makbuzunu kaybetmişti. Müvekkilim bankayı arıyor, mesaj bırakıyor, ama çağrılarına yanıt alamıyor ve belirsizlik içinde kıvranıyordu. Bankaya ulaşmayı başardığında ise bir çalışandan diğerine aktarılıyor ve sorununa bir çözüm getirilmiyordu. Müvekkilimin zamanını, enerjisini ve parasını boşa harcıyorlardı.
Müvekkilim, sigorta parası olmadan evini tamir ettiremiyordu. Bir başka yerde kira ödüyordu. Sorunu çözmek için bir yıl uğraştıktan sonra, hatalı ama anlaşılabilir bir biçimde ipotek ödemelerini yapmayı bıraktı.
İpotek bankası anında ipotekli malın haczine başladı. Müvekkilim çağrılarına ve şikayetine asla yanıt alamamıştı. Hukuki yardım almaya geldiğinde, evi satışa çıkarılmıştı. Ona hiç hizmet verilmediğinden, evinin satışa çıkarıldığından bile haberi yoktu. Dehşet içindeydi!
İpotek bankasının avukatını aradım, satışa çıkış işleminin ertelenmesi konusunda desteğini rica ettim ve sigorta makbuzunun yeniden basılabilmesi, mülkün onarılabilmesi ve ipoteğin ödenebilmesi için bana ilgili belgeleri temin etmesini istedim. Bu kişi ipotek bankasıyla konuşacağına söz vermesine rağmen, satış işlemini ertelemedi, talep ettiğim belgeleri temin etmedi, takip amaçlı mektuplarıma yanıt vermedi ve telefonlarıma çıkmayı reddetti. Bu kaba ve sorumsuz aptala çok kızmıştım!
New Jersey’de, ipotekli mülküne haciz gelen bir mal sahibine satışa çıkarılma konusunda iki otomatik tehir hakkı tanınıyor. Birini talep ettim ve derhal Kararı Bozma İsteminde bulundum. Öfkemi dışa vurmaktan keyif aldım. Nezaketim başarılı olamamıştı. Öfkem ise karşı tarafın avukatının dikkatini çekmişti.
Bu avukat, duruşmanın yapılacağı gün akşamüstü 5’te beni aradı ve müvekkilinin kararı bozmaya razı olduğunu, gerekli belgeleri temin edeceğini ve müvekkilimin tekrar taşınabilmesi için mülkün onarılması konusunda işbirliği yapacağını söyledi.
Müvekkilime ve bana yapılan muamele nedeniyle öfkemi körüklemeyi seçebilirdim. İpotek bankasına ve avukatına “sıcak ve parlak bir ışık saçmayı” tercih edebilirdim; ama sanırım, bu hareketim, satışa çıkarma işlemini durdurmaz, müvekkilimin evini kurtarmaz ve ipotek bankası ile avukatının “Beni uyuz etmeyin” tavrını “Elbette, bu sorunu çözmek için sizinle birlikte çalışacağız” tavrına dönüştürmezdi.
Öfke inanılmaz değerli bir habercidir. Ona kulak verin ve saygılı olun.
Kaynak: Bu haber, www.kobifinans.com.tr için derlenmiştir.
www.marjinal.com.tr
|