Zeka gelişimi düzeyi göstergesi olarak tanımlayabileceğimiz IQ (Intelligence Quotient)’nun, bir insanın hayatı boyunca gösterdiği başarıların temel nedeni olarak görüldüğü dönemlerin üzerinden uzun zaman geçti. Bugünün dinamik ve değişken dünyasında, duygusal zekaya (Emotional Quotient-EQ) sahip değilseniz, yapbozun parçaları tamamlanmıyor. İletişim becerisi ve ilişki ağı gibi unsurların rekabette önemli birer avantaj haline gelmesi de EQ’nun hayattaki vazgeçilmez rolünü giderek güçlendiriyor.
Temelleri 80’li yılların başında İsrailli psikolog Dr. Reuven Bar-On tarafından atılan EQ kavramının günümüzde en çok kabul gören tanımı ı 1995’te Amerikalı psikolog Daniel Goleman tarafından yapıldı. Goleman’ın kaleme aldığı “Duygusal Zeka” isimli kitapta, söz konusu kavramın tanımı şöyle yapılmıştı: EQ, “kişinin kendi duygularını anlaması, diğerlerininkine empati beslemesi ve bunları yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilme yetisi.” Goleman’a göre, beynin düşünen kısmı, duygusal parçasından besleniyor. Ve kişinin gerek iş, gerek özel hayatında başarılı ve mutlu olabilmesinin yolu EQ becerilerinden geçiyor.
Bu saptamadan sonra, yapılan birçok bilimsel araştırma da aynı sonuca ulaştı: Duygularını iyi okuyarak onları kontrol edebilen, başkalarınınkileri de anlayabilen, kısacası “yüksek duygusal kapasiteye sahip” insanlar, hayatın her alanında daha avantajlı! Yüksek EQ, bireyleri daha mutlu ve üretken kılıyor. Kısacası, bu çalışmadan sonra literatüre giren EQ kavramı, ilk dönemlerde popüler bir konu olarak ön plana çıksa da bugün hayatımızın vazgeçilmez bir parçası.
Kaynak: KobiFinans 23. Sayı
|