Kurumlarda çatışma dediğimiz zaman, akla kişilerin ya da bölümlerin birbirleri ile örtüşmeyen amaçları sebebiyle yaşadıkları gerginlikler gelir. Bazen düşünceler arasındaki farklılık, bazen ihtiyaç ve taleplerin göz ardı edilmesi ama çoğu zaman tarafsız bir gözle bakmayı başarabilsek kesinlikle öyle algılamayacağımız bir tehlike ya da tehdittir çatışmanın sebebi. Bence başkasının penceresinden görmeyi başaramamaktan başka bir şey değildir. Bu, karşımızdakilerin bakış açısını ya da söylediklerini kabul etmek anlamına gelmiyor. Yalnızca onların neyi ve neden savunduğunu anlamak…
Çatışmalar Her Zaman Kötü müdür? 1930’lu yıllarda yapılan Hawthorne çalışmaları çatışmanın, çalışanlar arasında güvensizlik ve iletişimsizliğe yol açtığını ve yöneticiler ile çalışanlar arasında sorunlar doğurduğunu göstermiştir. Doğal olarak o dönemlerde, şirketlerde çatışmaları her ne şekilde olursa olsun engellemek için çaba gösterilirdi. Ancak çatışma, insan doğasının yarattığı bir kaçınılmaz.
Daha sonraları ortaya çıkan “Davranışçı” görüş ise, çatışmadan kaçınmanın mümkün olmadığını kabul ediyor ve mutlaka yönetilmesi gerektiğini savunuyor. Günümüze ise yaratıcılık ve yenilikçiliğin yükselmesi ile birlikte, değişimin kaçınılmaz olduğunu gören uzmanlar, “Etkileşimsel” görüşü ortaya koydu. Yapıcı ve yıkıcı çatışmaları birbirinden ayıran bu bakış açısına göre, belli bir seviyede kalması kaydıyla çatışmalar teşvik edilmeli… Çünkü ancak bu şekilde çalışanlar birbirleri ile rekabete girerek daha iyiyi yakalama şansına sahip olur. Yapıcı çatışmalar yaratıcılığı tetikleyerek, bireysel performansı, dolayısıyla da kurumsal performansı arttırır.
Kişiler ve kurumlar açısından baktığımızda aslında çatışmaların her ne kadar faydalı olduğuna inansak da, çatışmaları yönetmek, çözmek ya da en azından belli bir seviyede tutmak zorundayız... Ama nasıl?
Şirketler Açısından... Şirketlerde çatışmaları yönetmek ve çözmek için pek çok yöntem kullanılabilir. Zorlayıcı tedbirler alırsınız, hakemlik ya da arabuluculuğu yöntem olarak kullanabilirsiniz ya da eğitimler workshop’lar aracılığıyla kişileri bilinçlendirip, sorunu çözümleme yoluna gidebilirsiniz…
Diğer taraftan yöneticiler, şirketlerinde koçluk ve mentorluk kültürünün yerleşmesi için çaba göstererek, çalışanların birbirleriyle ve üstleriyle daha kolay iletişim kurmalarını sağlayabilir. Eğer çalışanların iletişim kurmakta zorlanmadığı bir ortam yaratılabilirse, pek çok sorun kendiliğinden çözülecektir.
Tabii ki şirket kültürü ve prosedürleri de bu tür durumlarda son derece etkili. Bazı şirketler çatışmaların ortaya çıkmasını ve dolayısıyla da çözülmesini desteklerken, bir başka şirket, kişilerin ya da departmanların birbirleriyle ters düşmelerini hoş karşılamaz.
Çatışma durumunda yapılacak en önemli şey; 'Karşımdakinin beni dinlemesini nasıl sağlarım?' sorusunu sormak. Bunu yapabilmek için de, öncelikle karşınızdakinin bakış açısını anlamak gerekiyor. Dolayısıyla yine empati, etkin dinleme ve etkili iletişimin önemini fark ediyoruz. Çatışmalar kaçınılmaz ve doğaldır... Ve unutmayın ki etkili iletişimle çözümlemek mümkündür.
Kaynak: Kariyer Dergisi
www.kariyer.net
|