Aslında yalnızca iş hayatı değil, özel hayatta da bireysel olabilmek çok önemli. Her ülkenin yaşam kültürü birbirinden farklı. ABD’de ve Batı Avrupa’da bireysel yetenekleri ön plana çıkaran eğitim sistemi, bu ülkelerin başarısında da büyük rol oynuyor.
Örneğin Avrupa’da seyahat ederken araç içinde size gösterilen hizmet anlayışından daima güven duyarsınız. Bir soru sorduğunuzda verilen cevap, ‘Bilemiyorum’ ‘Daha yeni başladım’ ‘Bir saniye sorup geleyim’ olmaz. Bu durum mağazada alışveriş yaparken de böyledir, hastaneye gittiğinizde de. Karşınızdaki kişi bireysel yetkinliklerinin kendisine kazandırdığı avantajla size, sizin için en doğru ve güvenli yolu gösterir ve bundan keyif alır.
Türkiye’de ise insanların birçoğu, konular hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmaktan çok, fikir sahibi olmayı tercih eder. İlkokuldan bu yana tecrübe edilen “ezberci eğitim sistemi”, üniversitede yerini internetteki çeşitli kaynaklardan “kopyalama” yapmaya bırakıyor…
İş dünyasında da durum çok farklı değil. Aynen eğitim hayatında olduğu gibi iş hayatında da bireysel yetkinliklerimizi artırmak için çabalama yerine, başarılı “arkadaşlarımızın” arkasına saklanarak “ödevlerimizi” yapıyoruz. Her konuda fikrimiz var ama derinlemesine bilgimiz yetersiz. Tenkitlerimiz takdirlerimizin çok üzerinde. Doğruyu takip edip kendimize örnek almaktansa, doğruyu nasıl yanlışa çevireceğimizi düşünüyoruz.
Hayatımızın birçok alanında ise, başkalarına gösterdiğimiz saygıyı çoğu zaman kendimizden esirgiyoruz. Oysa bireysel olarak yakalayacağımız “mükemmellik” mutlaka çevremize de yansıyacaktır. Yöneticilerin ise bu duruma çok daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Ekiplerini daha iyi yönetebilmek, yaptıkları işin “uzmanı” olmak için çaba göstermeleri gerekli.
Uzun yıllar yabancılarla çalışmış bir yönetici olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Biz Türkler, daha pratik düşüncelere sahibiz, daha dinamiğiz, değişimlere çok daha çabuk ayak uydurabiliyoruz. Ancak ne yazık ki çok şeyi bir arada düşündüğümüzden, çoğu zaman bilgileri ıskalayarak fikirler üzerinde yoğunlaşıyoruz, tek işe konsantre olmak yerine, her işten “bir parça anlama” gayreti içindeyiz. Üretim yerine tüketimi daha çok benimsiyor ve dolayısıyla, başarılı olabileceğimiz alanlarda geri planda kalıyoruz.
|