1990'lara kadar Japonya’nın en başarılı iş adamları, başarılarını Batı'nın geliştirdiği yönetim prensiplerine değil, Zen felsefesine borçlu. Geleneksel Japon yaklaşımında bireysel hedeflere yer yok, yalnızca ortak hedefler üzerinden organizasyon ve insan yönetimi stratejileri belirleniyor.
Kaizen yani “sürekli değişim” ve nemawashi yani “sahne arkasında konsensüs oluşturmak”, zen kaynaklı yönetim prensipleri. Özünde, egodan arınmak, bireyin kaybolması ve beraber kararlaştırılan hedefe beraber koşmak var. Japonlar'a göre, kendine dönük ego merkezli olmak günahların en büyüğü. O nedenle her zaman birey değil, topluluk odaklılar.
Kişi ne kadar çalışkansa, ruhu, duyguları ve zihni o kadar tatmine ulaşır. Amaç, mükemmele ulaşmak, daha iyi çalışan, daha fonksiyonel ürünler yapmak, hep kendini geçmek, kısıtlı doğal kaynakların bilincinde olarak, çok sayıda kalifiye işgücüyle en iyi ürünü üretmeye çalışmak. Ayrıca doğal proseslere uygun davranılması her türlü stratejinin temelini oluşturuyor. Özellikle üretim çarkını döndüren insan faktörü her şeyin başı olarak görülüyor.
Detaya ve insana önem vermek yalnızca ürünlerde değil, başarılı uygulamaları getiren Japon tarzı eğitimlerde de belirgin. Çalışanlarını çok yönlü eğitimden geçiren birçok işletme, insan yetiştirmenin yalnızca işle sınırlı kalmamasından yana. 1950'lerde marangoz çıraklarına ağacın nasıl kesileceği, parçaların nasıl birleştirilmesi gerektiği öğretildiği gibi, insan ilişkileri hakkında bilgi de veriliyordu. Tahtanın doğası, mobilya satışının esasları ve müşterilerle doğru diyaloğu kurmak, çıraklık eğitiminin parçasıydı.
Kaynak: Bu yazı, www.kobifinans.com.tr için, Dünya Gazetesi’nden derlenmiştir.
www.dunyagazetesi.com.tr
|