KobiFinans
anasayfa Anasayfa
favorilere ekle Favorilerime Ekle
arkadaşına öner KobiFinans'ı Öner
rss RSS
Detaylı Arama
sub-bg-left
10 Şubat 2012 Cuma
FORUM ÜYE SORGULAMA EĞİTİM MERKEZİ
sub-bg-right
Bayilik ve Franchising
Dış Ticaret
e-Ticaret
Finansman
İnovasyon
İnsan Kaynakları
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Kalite
Kişisel Gelişim
KOBİ Destekleri
Marka
Ofis Teknolojileri
Pazarlama
Risk Yönetimi
Satış
Vergi ve Muhasebe
Yeni Girişim
Yönetim
En Çok Okunanlar
Kitap Tanıtım
Zor İnsanlarla Başa Çıkma Yolları
Ursula MARKHAM

Büyük Düşün
Donald J. TRUMP


“Günde 18 Saat Hava ile Yaşıyorum”


Bünyamin SÜRMELİ
CNN Türk Meteoroloji Uzmanı
“Günde 18 Saat Hava ile Yaşıyorum” Hayatı ve günlük temposu bildiklerimizden ve gör­düklerimizden biraz farklı geçiyor... Onun işi "ha­va"... Hepimizin ortak ko­nusu ve merakı için çalışıyor desek, yan­lış olmayacaktır. Hayatı pek de kolay ol­masa gerek... Zira meteoroloji uzmanı Bünyamin Sürmeli, özellikle de TV ekran­larında hava tahmini ile özdeşleştiğinden beri, günün 18 saatini havayı izleyerek, araştırarak, tahminler yaparak, anlatarak geçiriyor.

Onun hayatını bir kenara koyarsak, son yıllarda küresel ısınma, iklim değişiklikleri vb. konular daha fazla konuşuluyor, Türkiye'de ve dünyada alışık olmadığı­mız, yeni bir "hava hali" yaşıyoruz. Konu­nun medyatik tarafı bir yana, Sürmeli ve meslektaşlarına olan ilgimiz de hayli arttı. Aslında belki de 'Bir bilim olarak meteoro­lojinin yeniden keşfi başladı' demek gere­kiyor... Bu Sürmeli'ye göre, hepimiz için iyi bir gelişme... Çünkü hava demek, ha­yat demek... Havayı ve hayatı korumak için, tüketim alışkanlıklarımıza da bir ay­na tutmak gerek...

Sürmeli ile kendi kariyerinden başladık, atmosfere ve iklime uzandık...

Türkiye'de meteoroloji denilince ilk akla gelen isimlerden birisiniz... Böyle bir kari­yeri planlamış mıydınız yoksa tesadüf mü oldu?
Aslına bakarsanız, mesleğime çocukluk­tan gelen bir hayranlığım yoktu... Ben devlet lisesinde ve devlet üniversitesinde okudum. Dolayısıyla puanım hangi bö­lümleri tutuyorsa, biraz ona uymak zo­runda kaldım. Ama, seçimlerimi, bulun­duğum yeri, zevk aldığım, mutlu olduğum bir hayata çeviririm... O nedenle meteoro­lojinin de sevebileceğim yanlarını bul­dum... Meteoroloji, genel kanının aksine, çok geniş bir alan, yalnızca hava tahmi­ninden oluşmuyor. Hidroloji var, temiz enerji var, hava tahminleri, modelleme ve bunun gibi birçok farklı konu var.

Günün birinde kariyerinizde böyle bir noktaya geleceğiniz aklınıza gelir miydi?
Üniversitede meslek dersleri 3'üncü sınıf­tan itibaren verilir. İlk 2 yıl ise temel mü­hendislik eğitimi üzerine kuruludur. Ben 2'nci sınıfın başında hava tahmini ile uğraş­maya başladım. Hatta Number One FM'de hava tahminlerini de sundum. Tasarlanmış bir kariyer değildi aslında... Ama aklımda hep böyle bir iş vardı. Tabii diğer yandan, meteoroloji kariyer planlamasını net olarak yapabileceğiniz bir alan da değil...

Sizden sonra, insanların bir meslek olarak meteorolojiye olan ilgileri de arttı...
Ben bunu yalnızca kendi şahsıma yormu­yorum. Ama televizyonda meteorologla­rın ön plana çıkması ve bu işin iyi yapıl­ması ile ilgi de muhakkak ki biraz arttı. Aslında olması gereken de buydu. Bunun yanında ben, hayatımın hiçbir noktasında klasik bir "format insanı" olmadım, olmak da istemedim... İçinde bulunduğum ko­şulların gereklilikleri neyse onları yapmak gibi bir durumum olmadı. Normal haya­tımda nasılsam, burada da öyleyim... Ek­randa, sizinle ya da arkadaşlarımla ko­nuştuğum gibi rahat ve doğal davranıyo­rum. Sunmaktan çok "anlatmayı" tercih ediyorum. O nedenle, şayet bir farklılığım varsa, o da muhtemelen, insanlara dokun­mak, onların hayatının içine girebilmek. Sonuçta hepimiz bu hayatın içinde yaşıyo­ruz. Hava dediğimiz olaya, atmosfere, me­teorolojik koşullara maruz kalmayan yok. Hepimizi etkiliyor, ben de ona bakıp, in­sanlara anlatmaya çalışıyorum.

Peki, tekrar kariyerinize dönersek, CNN Türk nasıl başladı?
Üniversite, 3'üncü sınıfın sonunda CNN Türk'te çalışmaya başladım. Number One FM'den ayrıldıktan bir yıl sonra, CNN Türk kurulmuştu. Bir meteorologa ihti­yaçları vardı. Medyadan beni tanıyanlar vardı, okula gelip beni buldular. Bende ta­bii o iştahla, zevkle kabul ettim. O nokta­daki bir öğrenciyi düşünün, müthiş bir şeydi. Şimdi de öyle tabii ama o an için da­ha çarpıcıydı. Böyle başladım ve burada bir yıl kadar, işin hem editörlüğünü, hem prodüktörlüğünü yaptım. Mutfağında ça­lıştım. Tahminlerin oluşturulmasından montaja, bantın yayına teslim edilmesine kadar... Ve 1,5 yıl kadar sonra, ekranda insanların birini görmesi fikri oluştu. Ben de o dönem, hafta sonları haber bültenle­rinin içerisinde hava durumunu veriyor­dum. Sonra bunu düzenli bir hale getire­lim dedik. 2001'in sonlarına doğru, ekran­da hava durumunu sunmaya başladım.

Sokaktaki insanlar sizi gördüklerinde ne yapıyor? Hava durumunu soruyorlar mı?
Dışarıdaki insanlar beni kendilerinden bi­ri olarak görüyor, bu nedenle tepkileri de sıcak oluyor. Bana 'Bünyamin Bey' ya da 'Bünyamin Sürmeli' demiyorlar; 'Bünya­min' diye hitap ediyorlar. Samimiyet var. Evin içine girme, aileden biri olmak böyle bir şey galiba...

Peki, sizin hayatınız, bir gününüz ne ka­dar işle geçer? Sürekli havayı mı düşü­nürsünüz?
Bizim hava tahminlerini yaptığımız mo­dellerimiz var. Bunu "sanal atmosfer" ola­rak adlandırabiliriz. Aynen simülasyon gi­bi düşünün, bire bir havayı taklit ediyor. Bu modeller zaman içinde yenilenir, biz de takip ederiz. Havanın değişimini bura­dan izleriz. Hava tahmininin başarısı, me­teorolog kadar, kullandığınız modelin ba­şarısı ile de alakalıdır. Tabii 1998'den be­ri bu işin içerisinde olunca; hangi modelin daha başarılı, ya da başarısız olduğunu yavaş yavaş görmeye başlıyorsunuz. Şu anda benim kullandığım 3-4 model var. Onları kontrol ediyoruz. Eğer bir değişim, bir farklılık varsa anında, radyodan ya da televizyondan yayma müdahale ederek, izleyicilerimize aktarmaya çalışıyoruz. Ben sabah 05:30'da uyanıyorum. Önce TV için çalışıyorum. Radyoda yayın 07:00'de başlıyor, sonra televizyon ile senkronize devam ediyor. Televizyon, bant kayıtları ve aynı zamanda telefon bağlantıları ile gidiyor. Öğlene doğru modelleri kontrol edip, bir değişim var mı diye bakıyoruz. Buna göre grafikleri de yeniden hazırlıyo­ruz. Stüdyoda çalışmamızda ise önceden hazırladığım metinlerle hava durumunu çekiyoruz, sonrasında onun seslendirmesi ve prodüktör arkadaşımızın montajlama süreci tamamlanıyor...

Hayli tempolu bir ajanda...
Biraz tempolu, evet. TV bittikten sonra tekrar radyo başlıyor, radyodan sonra TV... Akşam yayını bittikten sonra, 19:00 sularında işim tamamlanıyor. Bu kez TV ile ilgili telefon bağlantıları oluyor... Kısa­cası, 6 saat uykuyu çıkarırsak, günde 15 saat hava ile yaşıyorum.

Mesleki deformasyon da oluşuyordur mutlaka...
Evet, biraz öyle... Gece, gündüz, her za­man hava konusunda çalışıyorsunuz. Bu­na bir de ekstra çıkan sel, kar, sis gibi ko­nuları da ekleyin. Sabah 05:00'te kontrol ediyorsunuz, gece 24.00'de tekrar ediyorsunuz. Böyle bir hayat... Hiç unutmuyo­rum, 2004'de kar yolları kapattığında ben 2 gün burada kalmıştım.

Evet, İstanbul 2004'de unutulmaz bir kar yağışı yaşadı... 1987'den o tarihe kadar görülmüş en şiddetli yağış olmuştu.
Biz o karı 5 gün öncesinden tahmin etmiş­tik. Ama kar patladığında, birçok kişi ha­zırlıksız bir şekilde sokaklarda yakalandı. Bir misübet bin nasihatten iyidir derler ya. O zamandan bu yana bir korku kaldı. Şim­di yere bir kar tanesi düşse, herkes işlerin­den erken çıkmak, okula ya da işe gitme­mek gibi düşünceler içerisine giriyor.

Peki, ilginç taleplerle karşılaşıyor musu­nuz? Örneğin, düğün günü ile ilgili hava durumunu soranlar vb. oluyor mu?
Var tabii... Her gün öyle mailler alıyorum. Örneğin Şubat ayında, Haziran ayının ha­va tahminini soranlar olabiliyor. Arayıp, bana ulaşamayıp, telefon numarası bıra­kıp, 'Beni arasın' diyenler de... Bir de çift­çiler çok arıyor. Örneğin Tokat'tan bir am­ca var, sürekli arar. Haftada ortalama bir kez konuşuruz. Gece sıcaklığını sorar, çünkü mahsul için don olayı çok önemli... Hava olaylarının dışında da arıyorlar; 'Oraya gelip sizi ziyaret etmek istiyorum', 'Dışarıda görüşebilir miyiz?' gibi talepler geliyor.

Biraz da havadan konuşalım... İklim deği­şiklikleri son dönemde herkesin ana konu­su oldu... İklim gerçekten değişiyor mu?
İklimler zaten değişir, bu normaldir, hepi­miz hissederiz. Depremler oluyor, bazı kara parçaları batıyor, onlar eriyip, yeni kayalar olarak yeryüzüne çıkıyor. Yani şu­nu biliyoruz ki, yer kabuğu sürekli yenile­niyor. Aynen bunun gibi, atmosfer de sü­rekli değişiyor.

Olağan bir durumdan söz ediyoruz öyleyse?
Evet, kesinlikle... Nasıl ki dünyada yalnız­ca bir kıta varmış, parçalanarak ikiye, son­ra dörde bölünmüş ve yeni kıtalar oluş­muş... Bir kısmı batmış, bir kısmı çıkmış. Dünyada, okyanusların altında bu hatlar­dan daha çok var. Yer altından yeni kaya­lar ve yeni topraklar çıkıyor. Diğer yerler­den de batıyor. Magma etkisi ile dünyanın yer kabuğu sürekli yenileniyor. Aksi halde dünya, bu kadar insana, bu kadar hizmet veremezdi. Aynen bu yenilenme gibi, at­mosferde de sürekli bir değişim ve yer ka­buğunun yenilenmesi ile senkronize ola­rak, verimli toprakların yer değiştirmesi gibi bir durum söz konusu. Peki, bir böl­genin topraklarının verimli olmasını han­gi koşullar sağlar? O bölgenin deniz kıyı­sında olup olmaması, deniz suyunun sı­caklığı, bölgenin nem durumu ve o bölge­yi etkileyen basınç kuşakları... Örneğin, eğer bir yerde ormanlık alan varsa, orada ona uygun meteorolojik koşullar oluştuğu için vardır. 'Ormanlar yağmuru çeker' de­nir. Hayır; yağmurun olduğu yerde ağaç olur. O nedenle çok verimli toprakları biz şöyle değerlendiririz: Oradaki meteorolo­jik koşulların, iklim koşullarının uygun ol­ması ile meydana gelmiştir. İklimler bin­lerce yıl boyunca hep değişti, bu devam edecek... Geçmişte soğuk dönemler, sıcak dönemler olmuş, mini buzul dönemler yaşanmış. Bundan 1000-1200 yıl önce de, yaklaşık şu anki meteorolojik koşulların olduğu, sıcaklık değerlerinin olduğu dö­nemler varmış... Sonuç olarak, dünyanın sistemi bu! İklimlerin değişmesi ile dünya üzerindeki verimli topraklar da yer değiş­tiriyor. Verimli topraklar, önümüzdeki dö­nemde muhtemelen, kuzey enlemlerine doğru çıkıyor olacak. Bu yüzden, biz yal­nızca mevcut düzenin bozulması nokta­sında sıkıntı yaşıyoruz. Her yıl yeryüzüne düşen yağış miktarı da aynıdır. Bunun karşısında bazı yerlerde buharlaşma, bazı yerlerde yoğuşma meydana geliyor.

İstanbul 2-3 yıl önce susuzlukla mücadele e­derken şimdi barajların kapakları açılıyor...
Söylediğim gibi, dünya toprakları, iklimle­rin değişimine bağlı olarak farklı bölgeler­de farklı verimli topraklar oluşturuyor. Hiç yerleşim alnının olmadığı yerler, bir süre sonra verimli topraklar haline gelebiliyor. Düşünün İstanbul'u... İstanbul'un iklimi iyice değişiyor, sahip olduğu hava koşulla­rı şehrin kilometrelerce uzağına gidiyor. Siz şimdi bu şehri alıp oraya götürebilir misiniz? Bu nedenle biz bu sıkıntıları yaşı­yoruz, yoksa verimli topraklar azalmıyor, yer değiştiriyor. Her dönemde dünyayı ve insanları besleyecek bitki, sebze, çıkıyor yerden. Ama biz ondan her zaman aynı oranda istifade edemiyoruz. Öte yandan, bugün Avrupa'da ve Amerika'da 1 kişi, As­ya ve Afrika'da 5 kişinin tüketimine eş de­ğer tüketim yapıyor. Yani bir dengesizlik de söz konusu. İşte buna bağlı olarak da, dünyada bir kaos hali oluşuyor. Hep 'At­mosferi mahvettik' diyoruz ya... Hayır, biz atmosfere bir şey yapamayız, o bize yapar. Yaptıklarımızdan dolayı biz zarar görüyo­ruz. Dünya çok genç, atmosferde sıkıntı yok. Gök gürlemesi ya da şimşek çakması da atmosfere bir zarar vermiyor, hatta toprak için faydalı. Çünkü toprağı azotlu­yor, doğal bir gübreleme oluşuyor.

Peki, biz bu sisteme nasıl bir etki yapıyo­ruz?
Biz bu meydana gelen gelişimi, değişimi hızlandırıyoruz ya da dengesini bozuyo­ruz. Ama o bildiği yolda gitmeye devam ediyor. Biz, hiç fosil yakıt tüketmesek, ozonu delecek gazlar kullanmasak, dün­ya yine ısınacak ve sonra dönemi geldi­ğinde yine soğuyacak. Ama bu hızlanma­nın başka nedenleri de olabilir. Astrono­mik sebepler olabilir örneğin, dünyanın dengesinin, açısının değişmesi olabilir. Zira eksen değişimi de sürekli oluyor. Depremlerle, yer altı sarsıntılarıyla dün­yanın ekseni ve açısı sürekli değişir. Bu nedenle ısınmanın temel nedeni de insan­lar değil. Dediğim gibi, biz süreci hızlan­dırıyoruz.

Yaşadığımız sürece de buna devam ede­ceğiz...
Evet, dünya üzerinde yaşadığımız müd­detçe buna müdahil olacağız, yapacak bir şey yok. Şu an, vücudumuzun etrafa yaydığı ısı bile atmosferde bir etki doğu­ruyor. Ama önemli olan, bunun yaşamsal fonksiyonlarımızı yerine getirebilecek kadar olması, aşırıya kaçmaması... Bun­dan kastım nedir? Evde fazladan yanan bir elektrik, fazladan alınan bir gıda, kı­yafet, fazla büyük motorlu arabaya bin­mek vb.

Başka bir ifade ile tüketici toplum olmak­tan vazgeçmek...
Evet, çünkü tükettiğimiz şey, bu dünyanın kendisi. En alt seviyede etki oluşturmaya çalışmak gerek. Bu, uçak seyahatlerinizde de, evimizin ısınmasında da, gereksiz ka­ğıt tüketiminde de var... Örneğin ben şu­na çok kızardım: Bir film seyrederdiniz, orada bir yazar olurdu, daktilonun başına oturur, üç satır bile yazmadan kağıdı bu­ruşturur buruşturur atardı. Bizim insanı­mız böyle yaşıyor. Zira dünya nüfusunun hatırı sayılır bir kitlesi televizyon yönlen­dirmesi ile yaşıyor, tüketim daha çok artı­yor. Örneğin moda da bu açıdan çok önemli. İnsanlar, bir kıyafetin yalnızca rengi o yıl uygun olmadığı için kullanmı­yor. Ama dünyanın başka bir köşesinde insanlar yemek bulamıyor, böyle bir tu­haflık var. Elbette eşitsizlik ve dengesizlik dünyanın en büyük sorunlarından biri. Ama bir kazağı bu yılın rengi değil diye kenara koyarsanız ne yapacaksınız? Bir tane daha alacaksınız. Her aldığınız; daha fazla fosil yakıtın tüketilmesi, daha fazla enerji, daha fazla elektrik, daha fazla dün­yadan tüketmek demek. Bunlar dünyaya zarar veriyor.

2010'un bahar ayları için tahminleriniz nasıl?
Baharda yağışlar yine yoğun olacak. Uzun vadeli mevsimsel modellerde bize görü­nen; yağışların arttığı bölgeler var; Ege ve İç Anadolu özellikle... Uzun vadede, 50-60 yıllık projeksiyonlarda, İç Anadolu'nun çöl olması bekleniyor. Gelen yağışlar, bu tahminlerin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Küresel ısınma içerisinde bu tür dalgalanmalar var, yağışlar da olabilir. Bu bahar için Nisan ve Mayısta, İç Anado­lu'da, Ege'de yağışın ortalamanın biraz daha üzerinde olacağını öngörüyoruz. Sı­caklar da Nisan ve Mayıs ile birlikte or­talamanın biraz üzerinde olacak. Bu çok iyi bir durum değil. Çünkü aynı zamanda dağlardaki karların erken erimesi ve stok­taki suyu kullanamamak anlamına geli­yor. Bu da bir olasılık...

Kaynak: KobiFinans Dergisi 26. Sayı

www.kobifinans.com.tr/dergi

 
 
Bu yazı 1598 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
“Kendimi Orkestra Şefi Gibi Görüyorum”
“Şans Yalnızca Bir Faktör, Tek Başına Asla Yetmez”
“Ben Hala Hayallerimin Peşinden Gidiyorum”
“Kapıyı Açılana Kadar Çalarım”
“Ben İstediğim Hayatı Yaşıyorum”
 
Üyelik Girişi
Üye Olmak İstiyorum
ebultenkayit
Aylık KobiFinans E-bülten'e üye olmak için lütfen bilgilerinizi doldurun.
“Kendimi Orkestra Şefi Gibi Görüyorum”
Ayşe ÇETİNEL

kobifinans “Şans Yalnızca Bir Faktör, Tek Başına Asla Yetmez”
Metin KASTRO
 
kobifinans Yeni Dünya-Yeni Motivasyon
Ufuk Tarhan

kobifinans Kariyeri Geliştirebilmek
Dr. Yılmaz ARGÜDEN
 
footer-left
Bizi Tanıyın Çözüm Ortakları Güvenlik ve Gizlilik Sıkça Sorulan Sorular Reklam Ödüllerimiz
Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın Site Haritası
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2010