|
Janssen-Cilag İlaç Genel Müdürü Ayşe Çetinel, bu görevi 8 yıldır başarıyla sürdürüyor. Kendi alanında liderlik yapabilecek insanlarla çalışmayı tercih eden Çetinel, genel müdürlük görevini orkestra şefliğine benzetiyor. Çetinel'e göre orkestra şefinin en öne görevi, doğru sesleri duymak ve dengeli yönetmek.
Kariyerinize başlarken hedefleriniz nelerdi? Benim okuduğum dönemde şimdi olduğu gibi kariyer yönlendirme çalışmaları yoktu. Lisede kuvvetli olduğum branşlar matematik ve fizikti. Daha çok teknik konularda becerim vardı. Hedefim, iyi bir üniversitede teknik bir bölümde okumaktı. Ben de İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) matematik mühendisliğini seçtim. Bu sırada da, şirketleri ve kendimi tanımak için staj yaptım. Üniversiteye devam ederken yarı zamanlı sistem analisti olarak çalışmaya başladım. Staj ve yarı zamanlı çalışmak, eksiklerimi fark etmemi sağladı. Kariyerime Procter&Gamble (P&G) Finans Departmanı'nda başladım ve burada çeşitli görevlerde bulundum. P&G'nin hem sorumluluk verme hem de rotasyon yapma gibi sistemleri, çalışanı son derece geliştiriyor.
Johnson&Johnson'a geçmeye nasıl karar verdiniz? P&G’de kendimi finans müdürlüğüne kendimi hazır hissettim ancak burada yükselmem için daha zaman vardı. Ben de Johnson&Johnson'a finans müdürü olarak geçmeyi tercih ettim. 1998'de, kendi ilaç grubumuz Janssen-Cilag kuruldu. 2001’de de genel müdür oldum.
Krizden yeni çıkılan bir dönemde genel müdür oldunuz. Hangi konulara öncelik verdiniz? O zaman şirket olarak birinci önceliğimiz takım ruhunu artırmaktı. Benim kişisel önceliğim ise çalışanları tanımaktı. Önce organizasyonumuzda hangi kişiler hangi yetkinliklerle çalışıyorlar onu anlamaya çalıştım. İnsanların birbirine değer verdiği ve güvendiği bir çalışma ortamı yaratmak istedim. Krizin ertesinde belirsizliklerin fazla olduğu bir ortamda insanların birbirine güvenerek, destek olarak çalışması son derece kritikti.
Yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz, başarınızın sırrı var mı? Çok kolay tatmin olan bir insan değilim. Amacım, her zaman yaptığım işi en iyi şekilde yapabilmek. Çalışanlarla konuşarak, fikirlerini alıp değerlendirmeye çalışıyorum. Mutlaka değişime açık olmak gerekiyor. Elbette değiştirmek için değiştirmiyorum ama değişim hoşuma gidiyor. Sektörümüz ve çalışma hayatı da bizi buna itiyor. Stabil kalarak başarı mümkün değil.
İş hayatınızda kendinizi şanslı gördüğünüz noktalar neler? Şanslı olduğum konu kurumsal olarak çok gelişmiş 2 şirkette çalışmış olmam. Kurumsallık ön planda olunca şirkette adalet oluyor. Keyfi uygulamalarla çalışmak zorunda kalmadım, yapamazdım da herhalde.
İş yaşamında sevmediğiniz özellikleriniz var mı? Mükemmeliyetçilik ve sabırsızlık huyum vardı, azalttım. Yıllar içinde dinleyeme ve tepki toplamaya daha açık oldum. Bunun yaşla da ilgisi var ama kendi farkındalığımın artığını düşünüyorum. Artık olaylara farklı bakıyorum. Ne çalışanları çok zorlamak ne de düşük etki, ikisinden de kaçınmak gerekiyor. Çünkü yöneticiler çalışanları etkiliyor ve bu etki de iş sonuçlarını yönlendiriyor.
Hafta sonları çalışır mısınız? Hafta içinde çok odaklı, planlı çalışırım ama hafta sonları özel bir dönemde değilsek çalışmam. Çalışanların da, hafta içi geç saatlere kadar çalışmalarını engellemeye çalışırım.
İş dışında keyif aldığınız hobiler var mı? Bu sıralar sevdiğim hobilerimden uzak kaldım. Dalış yapmayı çok severim ama son 2 yıldır yapamadım. Tabiatla ilgili şeylerden zevk alıyorum, yelken de bunlardan biri. Şu anda Jazz dinlemeye aktif olarak devam ediyorum. Konserleri takip edip, kitap okuyorum. Heyecanlı geziler ilgimi çekiyor. Tabiat içinde ama şehre, denize yakın yerleri seviyorum.
Kaynak: Bu röportaj, www.kobifinans.com.tr için, Kariyer Dergisi’nden derlenmiştir.
www.kariyer.net
|