|
5-10 yıllık aralıklarla dünyayı etkisi altına alan sosyal trendlere “makro trendler“ adı verilir. 1970'ler “ideoloji” yıllarıydı. Yani, insanların farklılıklarıyla kimliklerini tanımladıkları, “biz ve onlar” ayrımının yaşandığı bir dönemdi. Bireyler, savundukları ideallerin taşıyıcısı olarak görevlendirildiler ve daha “mükemmel bir dünya” için kendi gibi düşünenlerle birlikte harekete geçmeye, birer aktivist olmaya teşvik edildiler.
1980'lerde ortaya çıkan "hedonizm akımı", bir öncekinin neredeyse tam tersi özelliklere sahipti, idealler yerine bireysel hazlara değer veriyordu. Başarı, maddi zenginlikle ölçüldü; dış görünüm, iç görünümün önüne geçti. Yaşam hız kazandı. Hedonizm akımı, Türkiye'ye 1985'ten sonra geldi ama en önemli yükselişini 1995-2005 döneminde, 1980 gençliğinin iş yaşamına katılmasından sonra yaptı.
Avrupa kökenli "etik akımı" ise 1990'larda doğdu. İş ahlakı, başkalarının, özellikle de korunmaya muhtaçların haklarının gözetilmesi, şeffaflık ve iyi insan-iyi kurum olma gibi unsurlar değerli hale geldi. Ahlaki değerlerin, demokratikleşmenin, insan haklarına saygının daha fazla tartışıldığı yıllardı. Türkiye, bu akımı eş zamanlı hayata geçiremedi.
2000'lerde etik akım iyice yayıldı. Yalnızca aynı toplumun içindeki farklılıkları değil, farklı toplumların farklılıklarının da birer zenginlik olduğu düşüncesi hakim oldu. Bu yeni akıma “kolektivizm akımı” dendi. Dünyanın büyük bir köy olduğu, herkesin bu köyde birer komşu olduğu ve bu bakış açısının bir sonucu olarak, başka ülkelerin sorunlarına duyarsız kalınmayacağı anlayışı hakim olmaya başladı.
Tıpkı etik akım gibi kolektivizm de benzer nedenlerle Türkiye'yi dünya ile eş zamanlı etkiyemedi. Ancak geçtiğimiz dönemin temel makro akımı, Türkiye'yi 2010 ve sonrasında yoğun şekilde etkileyecek. İşte yakın gelecekte Türkiye'yi etkileyecek, hatta etkilemeye başlayan sosyal trendler:
Yükselen bir değer olarak etik: Bu trend, markaların iş yapış biçimleri ile toplumsal refaha ve yaşam kalitesine yaptıkları katkıyı değerlendirecek. Bu yüzden markaların yalnızca sundukları faydaları değil, bu faydaları "doğru kurumsal vatandaş" olarak sunduklarını da anlatmaları gerekecek. Öne çıkacak kavramlar şeffaflık, saflık, dürüstlük, ilkeli olmak, saygı ve açıklık olacak.
Farklılıklara hoşgörüyü yücelten kolektivizm: Kolektivizm akımı, ortaya çıktığı tüm toplumlarda öncelikle eski düşünme biçimlerinin yeniden kendini öne çıkarmaya çalıştığı bir çatışma ortamı getiriyor. Ortak düşünme anlayışı kolaylıkla benimsenmiyor. Bu yüzden bu akımın ilk işaretlerini, toplumun eski ve yeni düşünce anlayışlarını tartıştığı hararetli bir kamplaşma ile anlıyor olacağız. Sonrasında ise bir toplumsal sentez anlayışı hakim olacak.
Herkesi ve her şeyi erişilir kılan sınırsızlık: Büyük bir hızla gelişen sanal teknolojiler ve özellikle internet herkesin, her an herkese veya her şeye erişimini mümkün kılabiliyor. Türkiye'nin dünyadaki en kalabalık 15'inci internet kullanma grubuna sahip olduğu göz önüne alındığında, yeni teknolojilerin Türkiye'yi de dikkate alacak şekilde tasarlanacağını öngörmek yanlış olmayacaktır. Özellikle, sosyal paylaşım platformları ve serbest kürsü görevi gören blog noktaları ve twitter gibi araçlar, tüketicilerin ürün ve marka dünyasına ilişkin bilgilenme ve geribildirim süreçlerini daha da hızlı ve şeffaf şekilde yapabilir kılacak.
Bu nedenle, markaların bu yükselen sınırsızlık akımını kendi yararlarına kullanmak üzere sanal pazarlama stratejileri geliştirmeye başlamaları gerekiyor. Bu dönemde sınırsızlık trendinin ışığında öne çıkacak kavramlar ise, tüketiciyi ürün geliştirme süreçlerine dahil etmek, tüketiciden daha hızlı ve açık feedback almak, tüketiciyle daha fazla ilişki ve iletişim içinde olmak ve tabii ki tüketiciye daha fazla hız, açıklık, şeffaflık ve güven sunmak olacak.
Kaynak: CNBC-e Dergisi
www.cnbce.com
|