Bazı konulara takmış yaşlı adamlar vardır, aslında çoğu kez haklı olmalarına rağmen yine de bu tür insanlara biraz tebessümle bakılır. Zaman zaman kendimi onlar gibi hissetsem de, pazarlamayla ilgili söz açıldıkça dönüp dolaşıp “yaratıcılık” konusuna gelmekten kendimi alamıyorum.
Türkiye'de ürün ve hizmet geliştirmede pek yaratıcı olamadığımızı her zaman görüyoruz. Farklılığın ve yaratıcı fikirlerin pek de hoş karşılanmadığı bir toplumsal yapının genlerimize işlemiş olması herhalde bunun en önemli nedeni... Karşılaştığımız zorluklar karşısında pratik çözüm geliştirebilme yönümüz hayli güçlü olsa da “var olmayan bir şeyler yaratma” konusunda hayli sıkıntılarımız var. Bunun önemli bir nedeni elbette “yeni fikirler aramamak”, diğer bir önemli neden de “kendine güvensizlik” olarak sayılabilir.
Son yıllarda pazarlama tartışmalarının neredeyse tamamı yaratıcılık ve yenilikçilik üzerine odaklanmışken Türkiye'de “Bu anlattığın bizim memlekette iş yapmaz”, “Bizim işin neresinde yaratıcı olacaksın ki” veya “yaratıcılık konusu bizi ilgilendirmez” tepkileri KOBİ'ler için hâlâ standart durumunda. Oysa günümüzün pazar koşullarında pazarlama yeteneğimizi artırmak için yaratıcılığımızı da artırmak zorundayız.
Yaptığınız işin sıradan olması, sizin de o işi sıradan bir biçimde yapmanızı gerektirmez. Her ne yapıyorsanız yapın; ister bir mal, ister hizmet üretin, ister iç pazara, ister dış pazarlara yönelik çalışın, yaptığınız işte daha fazla katma değer yaratacak yolları bulmak sizin elinizdedir. Yaptığınız işin basit ya da sofistike olmasının, son tüketiciye veya işten işe (b2b) bir ürün satmanızın daha yaratıcı olup olmamanızla hiçbir ilgisi yoktur. Merkezi Hollanda'da bulunan ve uluslararası tüketici trendlerini izleyen Trendwatching adlı kuruluşun raporlarında, hizmet inovasyonunun ürün inovasyonu (inovasyon=ticari yenilik) kadar önemli olduğu, ayrıca işin “eğlence” boyutunun da kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiği sık sık vurgulanıyor.
Bu nedenle inovasyonun yalnızca çok büyük bütçelere sahip kuruluşların tekelinde olduğunu asla düşünmeyin. Boyutunuz ne olursa olsun, pazarlamanın hem üretim, hem tanıtım, hem satış, hem de satış sonrası aşamalarında daha yenilikçi ve yaratıcı çözümler ortaya çıkartabilirsiniz. Tabii öncelikle bütün bu saydığım aşamaları “pazarlama sürecinin” bir parçası olarak kabul etmek ve yaratıcı yeteneklerinizi geliştirmek şartıyla.
Merkezi Londra'da bulunan What IF adlı inovasyon danışmanlığı şirketinin yöneticilerinden Andy Reid, yaratıcılığı “Hayatımızda olumlu değişiklikler yapacak yeni yollar bulmayı sürekli bir davranış haline getirmektir” diye tarif ediyor. Ancak işin yaratıcılığı geliştirmekle bitmediğini, ortaya çıkan fikirlerin hayata geçirilme aşamasının en az yaratıcılık süreci kadar önemli olduğunu da hemen ekleyelim. London Business School'dan Prof. Costas Markides yenilikçi bir şirket olmak için “Pazara hem düşük maliyetli, hem de farklılık yaratan ürünleri sürmeli ve bunu sürekli hale getirmelisiniz.” derken, şirketler için asıl hayati konunun “yaratıcı fikir” bulmak değil “öncelik sıralaması yapmak” ve “yenilikçi fikirleri hızla hayata geçirecek yapıyı kurmak” olduğunu vurguluyor.
Söylediklerimizi birkaç maddede toparlayacak olursak;
* Yenilikçilik ve yaratıcılıktan kaçamazsınız; bu günümüzde her şirketin asli görevidir.
* Şirketinizde sürekli yeni fikirlere odaklanmış ve bu fikirleri hayata geçirecek bir yapı kurmalısınız.
* Mal ve hizmet tasarımından satış sonrasına kadar üretiminizin her aşaması aynı zamanda pazarlama sürecinizin de bir parçasıdır. Yenilikçiliği her aşamada arayabilirsiniz.
Unutmayalım; Türkiye parasal sermaye yönünden çok zengin bir ülke değil. Para kazanmak istiyorsak, kafamızı daha çok çalıştırmak, entelektüel sermayemizi daha fazla kullanmak, daha yaratıcı olmak zorundayız...
Kaynak: KobiFinans Dergisi 24. Sayı
|