Beyazperdeye aktarılan “Star Trek” ve “Twilight Zone” dizileriyle tanınan senarist ve yazar David Gerrold'ın kariyeri 1966'da üniversite öğrencisiyken “Star Trek” televizyon dizisi için yazdığı senaryoyu film şirketine göndermesiyle başladı. Senaryonun filme alınmasının ardından Babylon 5, Land of the Lost gibi bilimkurgu dizileri için senaryolar yazmaya devam etti.
The Man Who Folded Himself (1973) adlı romanda, zaman makinesiyle yaptığı deneyler yüzünden, hayatındaki detaylar ve gerçek arasındaki bağlantısı kopan bir adamın hikayesini anlattı. Bir yapay zekanın yaratıcılarıyla ilişkisini anlattığı “When Harlie Was One” adlı romanı Hugo ve Nebula Ödülleri için en iyi roman kategorisinde aday oldu.
Gerrold bugün ise, gelecek ile ilgili öngörülerini iş dünyası ile paylaşıyor, kendi başarı hikayesinden yola çıkarak, tüm dünyada motivasyon konuşmaları yapıyor... Gerrold, gelecek öngörülerini bu kez KobiFinans ile paylaştı.
Geleceğin iş yapma şeklinin nasıl olacağını düşünüyorsunuz? Geleceğin “işi” yalnızca kar ile ilgili değil, servisle ilgili. Örneğin, otomobil üreten şirketler yalnızca otomobil satmıyor, ulaşım servisi de satıyor. Satışlarımızda “servis” konusunu öne çıkardığımızda, müşterilerimizle çok daha uzun süreli, farklı bir ilişki kuruyoruz. “Online” görüntü ne kadar çok önemli ve gerekli olsa da, her şeyin yine dönüp dolaşıp “gerçek” insan ilişkisine dönmesi gerekiyor, eğer bunu yapmazsak, hepimiz, kendimizi bir makineye dönüştürmüş oluruz.
Dolayısıyla geleceğin iş yapma şekli, şirketleri dünyanın her yerindeki müşterilere ürün ve servis sunan, global birer işletme haline getirecek. Bu ticaretin büyük kısmı online gelişse bile, hiçbir şey birebir insan ilişkilerinin yerini tutamayacak. Bizler insanız ve bazen bunu unutuyoruz.
Geleceğin ofisleri nasıl olacak? Bence geleceğin ofisleri zaten şu an mevcut. Bilgisayarlar, evden çalışmayı mümkün kılıyor. Böylece insanlar işlerinin çoğunu evden halledip, yalnızca fiziksel varlıklarına ihtiyaç duyulduğunda ofislerine gidiyor. Bu yöntem, işletmeler için işyeri, ekipman gibi masrafları kısma imkanı tanıdığı için daha etkili bir yöntem. Çalışanlarının fiziksel varlığına ihtiyaç duyan işyerlerinde ise, geleceğin toplantı odalarının, bir duvarı yapılan işlerle ilgili detayların görüntülendiği video-konferans odası şeklinde olacağını düşünüyorum.
Ama bir gün, belki hazır olduğumuzdan çok daha kısa süre sonra, ihtiyaçlarımızı daha biz bile farkına varmadan tespit edebilecek akıllı bir yazılım geliştirilecek ve bilgisayarlar işin mekanik olan kısımlarını hallederken, biz de daha heyecan verici olan yaratıcı işlere odaklanabileceğiz.
Gelecekte internetin hayatımızdaki önemi ve kullanımı nasıl olacak? Global iletişim artık kaçınılmaz... Öyle bir noktadayız ki, yakında otomobilinizin anahtarları size onları nerede unuttuğunuzu ya da cüzdanınızı nerede bıraktığınızı söyleyecek... Herkes, her şey artık birbirine rapor verecek. Otomobilinizin sistemine baktığınızda, yalnızca oğlunuzun nereye gittiğini değil, hangi hızla gittiğini göreceksiniz.
Buzdolabınız, dolaba koyup çıkardığınız şeyleri takip ederek, satın alma davranışlarınızı takip edecek. Otomatik olarak size alışveriş listesi sunacak. Eğer bu listeyi markete götürmeyi unuttuysanız üzülmeyin, dolabınız bunu telefonunuza mail atacak. Eğer markete gidemeyecek kadar meşgulseniz, buzdolabınız listeyi markete mail atarak, eve teslimini ayarlayacak.
Arabanız aslında şimdiden size yön veriyor… Yakında hangi yolların tıkanık olduğunu da bildirecek. Sizin araba kullanma alışkanlıklarınızı, yol durumunu, diğer arabaların ne yaptığını kaydedecek. Daha sonra da bütün araba kullanma işini kendi yapacak, biz de bu arada telefonda konuşabilir, film izleyebilir hatta laptop ile çalışabiliriz.
Gittiğimiz her yerde bedava wireless internet olacak. Müzik, kitap, haber, film, her şey, nereye gitsek ulaşılabilir olacak. Çevremizi saran bir “bilgi bulutu” gibi...
Şu an bile bazı adımlar da atılıyor. Örneğin ses tanınması gibi. Numarayı çevirmek yerine, “Joe’yu ara” diyoruz. Telefonlarımızın fotoğraf makineleri de olduğundan, bir resim veya video çekeceğiz ve şöyle diyeceğiz: “Bunu anneme gönder!” veya bir kaza anında, “Doktoru ara!”
Ses tanınması, bilgiye çok daha çabuk ulaşmamızı sağlıyor. Yakında televizyonlarımıza şöyle diyeceğiz: “Tavuk tarifi ver”, “Yeni Batman filmini izlemek istiyorum”, “Şu programı bana kaydet!” vb.
Dokunmatik ekranları her yerde görmeye başlayacağız. Resim ve belgeleri, fiziksel objelermiş gibi düzenleyeceğiz. Mouse’lara hiç gerek kalmayacak.
Kaynak: Bu röportaj, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için hazırlanmıştır.
|