KobiFinans
anasayfa Anasayfa
favorilere ekle Favorilerime Ekle
arkadaşına öner KobiFinans'ı Öner
rss RSS
Detaylı Arama
sub-bg-left
10 Şubat 2012 Cuma
FORUM ÜYE SORGULAMA EĞİTİM MERKEZİ
sub-bg-right
Bayilik ve Franchising
Dış Ticaret
e-Ticaret
Finansman
İnovasyon
İnsan Kaynakları
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Kalite
Kişisel Gelişim
KOBİ Destekleri
Marka
Ofis Teknolojileri
Pazarlama
Risk Yönetimi
Satış
Vergi ve Muhasebe
Yeni Girişim
Yönetim
En Çok Okunanlar
Kitap Tanıtım
Büyük Olma Muhteşem Ol
Şafak ALTUN

İnovasyon: Yönetimde Devrimin Rehberi
İbrahim KAVRAKOĞLU


Ulusal İnovasyon Sistemi Türkiye'nin Geleceği Demektir


Prof. Dr. Sahir ÇÖRTOĞLU
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı Genel Sekreteri
Ulusal İnovasyon Sistemi Türkiye'nin Geleceği Demektir Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı Genel Sekreteri Prof. Dr. Sahir Çörtoğlu, "Ulusal inovasyon sistemimizi oluşturduğumuz zaman bu küresel rüzgar karşısında ayaklarımızı yere sağlam basabileceğiz. Bu rüzgarın belki bizi belirli bir yerlere savurup atmasından ancak bu şekilde kurtulabileceğiz" dedi.

İsterseniz sohbetimize çok temel bir soru ile başlayalım. Neden teknoloji geliştirme?
Çünkü bugün rekabet, dünya ticaretinin bir numaralı konusu. Rekabet üstünlüğü elde edebilmeniz için muhakkak bir teknoloji geliştirmeniz gerekli. Bugün rekabet eden ülkeler teknoloji geliştiren ülkeler. Onun için dünyada varlığınızı hissettirebilmeniz sattığınız ürünlere bağlı, geliştirdiğiniz süreçlere bağlı. Dolayısıyla bunun da temelinde teknoloji  var.

Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, 1991 yılında Türkiye'de teknoloji alt yapısını oluşturmak ve bir ulusal inovasyon sisteminin yavaş yavaş ayaklarını hazırlamak ve geliştirmek için Dünya Bankası projesi çerçevesinde Hazine Müsteşarlığı'nın kaynağı ile kurulmuştur. İlk etapta sanayide Ar-Ge kavramının gelişmesini ve bu ihtiyacın tespit edilerek giderilmesinde teknoloji geliştirme projelerine destek verilmiştir. Bu belki de Türkiye'nin teknoloji geliştirme yönünde atılan ilk adımıdır.

1992 yılında bu projeler yürürlüğe girmeden önce Ar-Ge deyince akla üniversitelerde yapılan Ar-Ge çalışmaları gelmekteydi. Sanayide Ar-Ge fikri yoktu, genellikle sanayi o zamana kadar yurtdışından lisans almak suretiyle bu eksiğini gideriyordu. Açıkçası Türkiye'de teknoloji, teknoloji transferine dayanıyordu ve teknoloji transferi geçici bir çözümdü. Teknolojiyi transfer eden ülkeler eski teknolojileri transfer ediyorlardı. Çünkü teknolojiyi veren ülke, kendisinin elindeki rekabetçi teknolojiyi başka bir ülkeye vermez. Onun için genellikle gümrük duvarları ile korunan ülkelerde bu tip teknoloji transferi söz konusuydu ve eski teknolojileri üreterek o gümrük duvarına da dayanarak bir satış yapabiliyorlardı. Ürünlerini sadece iç pazara yönelik satabiliyorlardı.

Tabi o dönemde Gümrük Birliği GAT, Dünya Ticaret Örgütü'nün yeni Uruguay çalışmaları devam ediyordu ve dünyada artık gümrük duvarlarının kalkması ve ticaretin serbestleşmesi söz konusuydu. Türkiye'nin de buna hazırlanması gerekliydi. Ve gene tabi o sırada Türkiye'nin Avrupa Birliği ile de Gümrük Birliği konusunda çalışmaları vardı. Fakat bunlar gerçekleşinceye kadar Türk sanayisi çok fazla teknoloji geliştirme ihtiyacında olmadı. Bu ihtiyacı ancak, 96 yılındaki Gümrük Birliği'ne girdikten sonra hissetti. Ve tabi arkasından Dünya Ticaret Örgütü kuralları geldi ki, Avrupa Birliği de zaten Dünya Ticaret Örgütü'nün içinde yer aldığı için bu kurallara uygundu. O zaman sanayicimiz teknoloji geliştirmenin zorunluluğunu hissetti. 1996 yılı teknoloji geliştirme yönünden Türkiye için bir dönüm noktasıdır diyebiliriz. Tabi bunu hemen 1996 yılında hissetmedi ama 1996 yılından sonraki dönemlerde eski teknoloji ile ürettiği ürünleri iç piyasaya sunmakla rekabet edemeyeceğini anladı. Artık iç piyasada da eski teknoloji transfer ettiği ülkeler, yeni teknolojilerle karşısındaydı ve eski ürünler yeni ürünlerle piyasada rekabet edemez hale geldiler. Bu nedenle de artık yeni bir teknoloji üretmek zorunluluğunu hissettiler ve bizim gibi kuruluşlar bundan sonra çok daha fazla proje talepleri ile karşılaşmaya başladı.

TTGV'nin amacı ve yatırımcılara sağladığı olanaklar nelerdir?
Bir ayrım yapmaksızın Türkiye'nin bütün sanayi kuruluşlarına yani küçük, orta ve büyük sanayi kuruluşlarının hepsine destek veriyor. 1. Teknoloji Geliştirme Projesi dediğimiz Dünya Bankası'nın ilk projesinde uyguladığımız mekanizma sadece teknoloji geliştirme projeleri idi. Firmaların bir ürün veya süreci geliştirmek için projenin yüzde 50'sini kendi katkılarıyla yüzde 50'sini de bizim katkımızla yürütebilecekleri ve proje bazında ortaklığa dayanan bir sistemle proje destekleri gerçekleştirildi. Böylece ürün geliştirme, süreç geliştirme Türkiye'de sanayide uygulanmaya başladı. Daha sonra Endüstriyel Teknoloji Projesi dediğimiz Dünya Bankası'nın ikinci projesini de uygulamaya koyduk. Yine teknoloji geliştirme projelerinin yanında risk sermayesi yatırım ortaklığının kurulması, teknoloji bölgelerinde yatırımlara yönelinmesi ve KOBİ'lere özellikle e-ticaret konusunda kendilerini tanıtmak için web sayfalarının yapılması konusunda küçük bir proje modelini de bu kapsamda uyguladık. Bir de start-up denemesi yöntemine gittik ki, onun şu anda üzerinde çalışıyoruz.

Finansal kaynaklarınız nelerdir, bu güne kadar ne kadar destek sağladınız?
Bugüne kadar teknoloji geliştirme projelerini sadece Dünya Bankası kaynakları ile desteklemedik. Bunun yanında Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın teknoloji geliştirme yönündeki Ar-Ge desteklerini de TÜBİTAK ile birlikte aracı kuruluş olarak gerçekleştirmeye çalıştık. Burada da oldukça fazla proje desteğinde bulunduk. Yani desteklerimizi bir taraftan Hazine Müsteşarlığı vasıtası ile gelen Dünya Bankası kaynakları, ikincisi de Dış Ticaret Müsteşarlığı'ndan aldığımız kaynaklarla gerçekleştirdik. Toplam olarak 150 milyon ABD Doları civarında bir desteğimiz oldu. Tabi yüzde 50'si 150 milyon ABD Doları, sanayicinin de katkısını düşünürseniz burada 300 milyon ABD Dolarlık bir Ar-Ge'nin yapıldığını görebilirsiniz. Tabi bunlar Türkiye için küçük rakamlar ama bu bir başlangıç aşamasıdır. Yavaş yavaş bunların daha da gelişmesi gerekebilir. Zannediyorum bundan sonra buna yönelik destekler ve kaynaklar artacaktır. Eğer rekabet etmek, ihracatımızı geliştirmek istiyorsak bu kaynakları muhakkak kullanmamız gerekiyor. Artık ucuz işçilikle ihracat yapma yolu kapanmıştır ancak teknolojiyi geliştirmekle, yeni ürünler ortaya çıkartmakla ve geliştirmekle ihracatımızı da artırabiliriz. Bu ihtiyacı siyasiler de görmekteler, bürokrasi de görüyor. Ve böylece bu yolda ileride herhalde daha büyük kaynakların gelmesi ve projelerin desteklenmesi mümkün olacak. Tabi inovasyon sisteminin içinde bunlar zincirin belirli halkalarıdır. Zincirin tamamlanması için başka halkaların da devreye girmesi gerekecektir. Ulusal inovasyon sistemimizi oluşturduğumuz zaman bu küresel rüzgar karşısında ayaklarımızı yere sağlam basabileceğiz. Bu rüzgarın belki bizi belirli bir yerlere savurup atmasından ancak bu şekilde kurtulabileceğiz.

Tabi bu şekilde beyin göçü de engellenmiş oluyor.
Elbette az önce bahsetmiş olduğum start-up projelerine başlangıç sermayesi desteği beyin göçünü önleyebilecek en önemli mekanizmalardan biridir.  Beyin göçü özellikle, bilimsel anlamda yani üniversitedeki öğretim üyelerinin başka üniversitelere gitmesi ile söz konusu olabilir. İkincisi de üniversiteden mezun olmuş kişilerin başka ülkelere gidip oralarda çalışmasıdır. Bu kişilerin Türkiye'de yeterince girişimciliğin desteklenmemesi sonucunda başka ülkelere gitmesi söz konusu olabilir. Oysa, bu kişilere üniversitede öğrenciliği sırasında veya mastır, doktora yaparken kuluçka merkezlerinde yani teknoloji bölgelerinin içinde fırsat tanırsak, Türkiye'de kalmalarını temin edebiliriz. Ve bunların fikirlerinin pratik hayata uygulamaya geçmesini de ancak bu tür mekanizmalarla sağlayabiliriz.

Beyin göçüne engel olabilecek şeylerden biri de teknoloji geliştirme bölgeleridir. Bu bölgeler üniversitelerin arka bahçesidir ve bu bahçede açan fikirler, tohumlar yeşerecek, büyüyecek, ağaç şeklini alacaktır. Teknoloji bölgelerinin yapısı buna çok elverişlidir hatta sadece öğrenciler yönünden değil, üniversitedeki öğretim üyelerinin fikirlerinin de artık sanayiye uygulanabilirliği bu bölgelerde söz konusu olabilecektir.

Türkiye'de teknoloji geliştirme ve Ar-Ge'ye  yeterli bütçenin ayrıldığını düşünüyor musunuz?
Tabi bilincin gün geçtikçe arttığını görüyoruz. Bu bilinç açıkçası karşılaşılan durumlardan ihtiyaçlardan ortaya çıkıyor. Rekabet ne kadar artarsa bu bilinç de o oranda artıyor. Bugün artık, Türk sanayicisi kendi rakipleri ile değil, yurtdışındaki rakiplerle de mücadele içinde. Onun için de mümkün olduğu kadar verimliliği korumak zorunda. Bunun yanında bir taraftan da teknolojiyi geliştirme zorunda. Bu yönde kaynakların artırılması da bu bilincin artmasına paralel olarak gerekecektir.

Şu anda sanayicimizde Ar-Ge bilinci oluşmasına rağmen, Ar-Ge yapma konusunda tam anlamıyla bir deneyim sıkıntısı var. Türkiye'nin Ar-Ge elemanlarını yetiştirmesi gerekiyor. Yani bunu yapacak kişilerin yetiştirilmesi gerekiyor. Bunların üniversitede değil sanayide geliştirilmesi gerekiyor. Bunun için henüz tam bir ortamdan söz etmek mümkün değil. İşte bu ortamlar teknoloji bölgelerini kurmak suretiyle sağlanmaya çalışılıyor. Tabi bunun farkında olan kuruluşlar var ama tüm ülkeye yayılması lazım. Yavaş yavaş da olsa ülkenin diğer kısımlarında da bu bilincin geliştiğini ve ihtiyacın arttığını görüyoruz. Bu birazcık da KOBİ'ler olsun diğer kuruluşlar olsun birbirlerinden görerek birbirlerine bakmasıyla söz konusu olacak. Bunlar birden bire olabilecek şeyler değil, belirli bir zaman içerisinde olması gerekiyor.

Siyasi bilinç bu konuda oluşmaya başladı. Avrupa Birliği 6. Çerçeve programına girilip girilmemesi konusunda çok tartışıldı. Tabi bugün "verdiğimiz parayı buradan alamadığımız" şeklinde eleştirilen taraflar da var. Bu son derece yanlış bir tartışma. Burada hiçbir ülke girdiği zaman verdiği parayı alamaz. Bizim bir tecrübe dönemimiz var. Türkiye bu programa ilk defa giriyor, burada öğrendiği bilgileri de, edindiği tecrübeleri de verdiğimiz paranın karşılığında sağladık, eskiden hiç o tecrübelere sahip değildik. Bunları da hesaba katmamız lazım, maliyetlere bunu da koymamız lazım. Burada tabi bir de diğer ülkelerle işbirliği içine girildi onun için bunu normal görmemiz gerekiyor. Bundan sonra zaten, siyasi mekanizma da hükümet de buna öncelik vereceğini, son Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında beyan etti. Özellikle Ar-Ge harcamalarının artırılmasını öngördü. Tabi bugün o kaynak sağlansa, Türkiye'de o kaynağı kullanabilecek veya o  kaynaklara tahsis edilebilecek proje var mı? O yönden baktığımız zaman Türkiye'nin buna hazırlıklı olması lazım, proje yapmayı öğrenmesi lazım. Bazı firmalar var, yaptıkları bir iş belki bir Ar-Ge çalışması ama onu projelendiremiyor, bunların öğretilmesi lazım. Bu konularda da bizim gibi sivil toplum örgütlerinin onlara danışmanlık vermesi gerekiyor, onları eğitmesi gerekiyor. Bu da inovasyon sisteminin diğer halkalarından bir tanesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye'de danışmanlık hizmetlerinin artması gerekiyor. Bu şekilde proje yapabilir hale gelmemiz ve bunları da kaynakla desteklememiz gerekiyor.

Küçük firmaların, büyük firmalar kadar desteklerden yararlanamadıkları iddialarına katılıyor musunuz?
Büyük firmalar elbette, ellerinde yeterli sayı ve nitelikte eleman bulunduran firmalar oldukları için böyle bir mekanizma ortaya çıktığı zaman ilk önce başvurabiliyorlar. Küçük firmanın bu tür imkanları olmadığı için bu bir noktada doğru olabilir. Ama burada büyük firma-küçük firma ayrımı diye bir ayrım söz konusu değil.  Kaldı ki, büyük firmalar mesela KOSGEB desteklerinden yararlanamaz. Dediğimiz gibi küçük firmalara danışmanlık hizmetleri verilebilirse onlarda bu desteklerden yararlanabileceklerdir. TTGV'nin desteklerine gelince, büyük firmalar zaten bize pek gelmiyorlar. Bizim muhataplarımız yüzde 75 oranında KOBİ. Büyük firmaların oranı da yüzde 25 olup çoğunlukla ilk zamanlarda gelmişlerdir. Finansman kaynakları güçlü olması nedeniyle büyük firmalara bize gelmiyorlar. Bizim müşterilerimiz genelde KOBİ'ler oluyor.

”e- Dönüşüm Türkiye Projesi" konusundaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Ben projeyi çok yakından takip edemiyorum. Biz İcra Kurulu'nda yer almıyoruz ancak İcra Kurulu'nda yer alan sivil toplum örgütlerinin birçoğu ile çok yakın bir işbirliği yaptığımızdan dolayı biliyoruz. Bugün bu konuda Türkiye gerçekten epeyce bir yol katetti. Bilişim Kurultayı'nda da gördük, yürütülen projelerin birbirleri ile entegrasyonu için çalışmalar yapılıyor. Burada özellikle e-Türkiye konusunda; belirli yazılımların bizzat kendi ülkemizde yapılması konusunda yani alt yapının kendi beyin gücümüzle gerçekleşmesi durumunda; hiç olmazsa hem bir taraftan kendi Ar-Ge'mizi güçlendirmiş oluruz, hem de gelecekte karşılaşacağımız sorunları kendimiz çözebiliriz. Bu yönde bir gelişimin olması gerekebilir ki, bir kısmını bizim Türk yazılımcılarımız yapıyor. Gördüğümüz kadarı ile bir İcra Kurulu oluşturuldu orada belli adımlar atılıyor, biliyorsunuz onun bir eylem planı var o eylem planına da uygun bir şekilde gittiğini görüyoruz.

Son olarak firmalara bir çağrınız olacak mı?
Gelecekte ayakta kalmak isteyen her firma bir kere kendi teknolojisini geliştirmek zorunda. Bunun için de bu desteği sağlayan bütün kuruluşlara, hiç olmazsa onların web sayfalarına bakarak hangi imkanları verdiğini görmek gerekir. Bizim için de hem bizim web sayfamızdan (www.ttgv.org.tr) hem de doğrudan doğruya bizim kendi elemanlarımızla iletişime geçerek bilgi sahibi olabilirler. Biz büyük bir sistemin içinde küçük bir parçayız. Ama genellikle o küçük parçalarda öncülüğü götürmeye çalışıyoruz, onları büyük bir sistemin parçası yapmayı düşünüyoruz. İnşallah bu da gelecekte gerçekleşir ve Türkiye'de bir ulusal inovasyon sistemi oturur. Bu Türkiye'nin geleceği demektir.

Kaynak: www.haberanaliz.com

 
 
Bu yazı 1901 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
“Şirketler, Açık İnovasyon Sürecine Direniyor”
Suda Domates Üretti, Verimde Dünya Rekoru Kırdı
"Su Yalıtımında Devrim Yaptık"
Sanal Şirket Nasıl Çalışır?
İnnovasyonun Bir Adım Ötesi
"Sürekli İnovasyonun 5 Önemli Kriteri Var"
İnovatif Girişime Kredi Bulmak Çok Kolay Mı?
"Şimdi X Takımı Oluşturma Zamanı"
"TÜSİAD’ın Hedeflerinde Yenilikçi Modeller Var"
"Türkiye İnovasyona Yatırım ve AB’ye Fason Üretimle Zenginleşir"
Pazaryerinizi Tanıyor Musunuz?
"İnovasyon Hayat Kurtarır"
Değerli Olan Bilgi Değil, Yaratıcılıktır
Farkımız: Hayalgücümüz
"Yenilikçiler, İnsan Sarraflarıdır"
Ayakkabı Dükkânında Çalışmak Gerçek Bir Eğitimdi
İnovasyon Ekonomisi Denilen Devrimci Bir Döneme Girmek Üzereyiz
İnovasyon İçin Özgüven Şart
İş Kitapları Çok Sıkıcıdır
Her Zaman "İlkleri" Yapmayı Seçtim
Teknoloji + Sanat + Mizah = Prof. Zihni Sinir
Farklı Olan Herkes Rekabeti Aşar
 
Üyelik Girişi
Üye Olmak İstiyorum
ebultenkayit
Aylık KobiFinans E-bülten'e üye olmak için lütfen bilgilerinizi doldurun.
Uzmana Danışın
Kezban MUTLU
Üretim Yönetimi Danışmanı
Kezban MUTLU
Üretim Yönetimi ile ilgili sorularınızı yanıtlıyor.
kobifinans “Şirketler, Açık İnovasyon Sürecine Direniyor”
Eric Von HIPPEL

kobifinans Suda Domates Üretti, Verimde Dünya Rekoru Kırdı
İbrahim MİRMAHMUTOĞULLARI
 
Birleştirici İnovasyonlar
Ali ÖZGENÇ

kobifinans Resesyona Karşı "Ulaşılabilir İnovasyon"
Rauf ATEŞ
 
Altında İnovasyonla Büyüyen Şirket
kobifinans Goldaş, son 10 yılda, cirosunu dolar bazında yüzde 56 ...

Geçmişe Yeniden Hayat Veren Girişim
kobifinans Bazı işler, kimi sektörler ...
 
Son 10 Yılın En İyi 10 Projesi
Türkiye son 5 yıldır içinde bulunduğu hızlı büyüme ...

11 Ocak 2008
 
footer-left
Bizi Tanıyın Çözüm Ortakları Güvenlik ve Gizlilik Sıkça Sorulan Sorular Reklam Ödüllerimiz
Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın Site Haritası
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2010