Eric Von Hippel, “açık inovasyon” konusunda dünyadaki önemli isimlerinden biri. Kullanıcı kaynaklı inovasyon kavramını ilk olarak ortaya çıkaran Hippel, açık inovasyonun gelecekte ekonomiye yön vereceğine inanıyor. Ona göre bu metodu benimseyen şirketlerin hem Ar-Ge bütçeleri azalıyor, hem de kullanıcıların talep ettiği ürünü piyasaya sundukları için başarı oranı yükseliyor.
Hangi şirketler açık inovasyonda daha başarılı sizce? Güncel ve başarılı ürün veya hizmet örnekleri verebilir misiniz? İlk başta şunu netleştirmek gerekiyor: Açık inovasyon, fikir haklarının özgür dolaşımı demek. Bu fikirler için bir para ödenmiyor ve herkes bunları kolayca kullanılıyor. Örneğin ekstrem sporlarda açık inovasyon kullanılır, bisiklet tasarımları gibi. Bunlar patentleri olmayan, genelde kullanıcılar tarafından tasarlanan ürünler. Örneğin IBM, bunun en açık örneğidir. IBM, Linux açık yazılım fırsatı vererek para kazanıyor. Apple da bir başka örnek. iPhone’lar piyasaya ilk sürüldüğünde, kullanıcıların dışarıdan bu telefon üzerine yazdığı uygulamalara Apple karşı koymaya çalıştı. Ancak zaman içinde onaylanan uygulamaları kendi mağazalarında satmaya başladı.
Kriz açık inovasyon sürecini nasıl etkiliyor? Kriz ile açık inovasyon arasında hiçbir bağlantı yok. Açık inovasyon devam eden bir değişim süreci. Kriz yüzünden duraksamaz. Krizin bir etkisi olacaksa, kullanıcı kaynaklı inovasyonla şirketlerin inovasyonuna aynı derecede etki edecektir. Unutulmaması gereken, kullanıcı yaratıcılar da kendi ürettikleri ürünü kullanarak yarar sağlar. Bunun tersine şirketler ise geliştirdiklerini satarak kar etmeye, yarar sağlamaya çalışır. Yani küresel kriz nedeniyle inovasyona ayrılan kaynaklar azalıyorsa, ister şirket içi ister açık inovasyon olsun aynı şekilde etkilenir.
Şirketler için kapalı bir Ar-Ge sürecinden açık inovasyona geçilmesi zor değil mi? Evet, tabii. Son 10 yılda dünyada şirketler büyük bir değişimden geçiyor. Üreticilerin, kullanıcı kaynaklı açık inovasyon sistemini kendi organizasyonlarına nasıl adapte edeceğini öğrenmesi lazım. Aslında hiçbir sektör, gönüllü olarak açık inovasyona geçmiyor. Bu çok zorlu bir değişim ve ancak sektör içinde açık inovasyon yapan bir rakip olunca bu değişime zorlanıyorlar.
Peki genelde bu değişim sürecinde şirketlerin yaptığı genel hatalar neler? Şirketler bu sürece direniyor. Yalnızca Ar-Ge departmanı değil, tüm organizasyon buna direnir. Açık inovasyona geçiş, pazarlama süreçlerini de yöneticilerin iş yapış şekillerini de değiştirir. Ar-Ge’deki çalışanlar, dışarıdan gelecek fikirleri kendilerine rakip olarak görebilir, kendi gelecekleri konusunda endişelenebilir. Pazarlama departmanı çalışanları da benzer şekilde yaptıkları kullanıcı anketlerinin ya da pazar araştırmalarının, kullanıcıların inovasyon yapmasıyla gereksiz kalacağını düşünebilir.
Burada şirketin yapması gereken, tüm çalışanlarına hala onlara ihtiyaçları olduğunu ifade etmek ve kullanıcı fikirlerinin hayata geçmesi için herkese yeni bir yol haritası çıkarmak. Lego, bu değişimi en başarılı şekilde yapanlardan biri. Oyuncak şirketinin, açık inovasyonla ilgilenen 20 kişilik bir ekibi var ve üst yönetim, yeni iş modeliyle eski çalışma sistemlerini entegre etmeye çalışan ekibi sürekli olarak koruyor ve motive ediyor. Aslında şirketler açık inovasyonla daha düşük maliyetlerle daha çok yenilik yaratabilir. Ama eski metotla kalmayı tercih ediyorlar.
Açık inovasyonun şirketlere kattığı artılar neler? Açık inovasyon, bedava bilgi demektir. Şirketler, günümüzde kullanıcı tarafından yaratılan yeni ürün fikirlerini keşfetmek için ürünleriyle ilgili yarışmalara katılıyor, kullanıcılarının üye olduğu yerlerde, ürünlerin kullanımını, nasıl tasarımlar yapıldığını izliyor. Örneğin bir spor markası, küçük büyük tüm müsabakaları izliyor ve burada hoşuna giden, yapılabilir bulduğu yeni fikirleri şirketinde uygulamaya geçiriyor.
Tüketiciler ve kullanıcılar neden inovasyonun bir parçası olmak ister? Kullanıcıların tek istediği, kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ürüne sahip olmaktır. Bunu yalnızca para kazanma amaçlı olarak yapmazlar. Yarattığınız bir ürünü arkadaşlarınızla paylaşırsınız. Bu süreçte bir üretici gelir ve bu fikrinizi ürün olarak piyasaya sunarsa siz de ‘Bunu alabilirim’ dersiniz. Böylece üretici açısından da daha garantili bir ürün piyasaya sunulmuş olur.
Kaynak: Bu röportaj, www.kobifinans.com.tr için, Capital Dergisi’nden derlenmiştir.
www.capital.com.tr
|